İslâm Birliği hayâl mi?
Bundan elli sene önce Avrupa Birliği (AB) bizim için değil, Avrupa için bile
sadece bir hayâldi; Ortak Pazar diye bildiğimiz Avrupa Ekonomik Topluluğu
(AET) zamanla siyâsî bir birliğe dönüştü. En ziyade birleşik göründüğü şu günden
bakıldığında bile ABnin istikbâli için Berrak demek çok zor. Bundan yarım
asır önce AB ne kadar imkân dışı görünüyor idiyse, şimdi de İslâm Birliği (İB) o
kadar imkân dahilindedir. Çünkü İslâm dünyasının medeniyet altyapısı ve
kürevî/global gerçekler bu birliği mecbur kılmaktadır; fikren, kalben, amelen
zaten var olan bu birliğin siyasi bir ittihada dönüşmesini bize hayal gibi
gösteren heyûla geçtiğimiz seksen yılda beyinlerimize kazınan Bâtıl peşin
hükümler ve ayaklarımıza vurulan Batılı prangalardır.
Osmanlı Devletinin yıkılması ve hilâfet müessesesinin kaldırılmasından sonra
İslâm âleminin çatısı uçmuş; mihverini kaybeden hilâl coğrafyası kana
bulanmıştı. O gün bugündür İslâm dünyasının siyâsî bir birlikten mahrûmiyeti,
ekonomik kaynaklarının yağmalanması ve meşru olmayan siyâsî iktidarların sözde
hükümetleri devam ediyor. Bugüne kadar İslâm ülkelerinin beraberce yaptıkları
doğru, kalıcı ve ittihada yönelik bir icraatları neredeyse hiç olmadı. İkinci
Dünya Savaşından sonra sözde İsrail devletinin kuruluşu şiddetli bir gaflet
uykusuna dalan İslâm dünyasında şiddetli bir tokat tesiri yaptı; bu tokat bile
uyuyan devi uyandırmaya yetmedi; hilâlin hâl-i pürmelâli hiç değişmedi...
1969un Ağustos ayında fanatik bir Yahudi Mescid-i Aksayı kundaklamaya teşebbüs
etmeseydi şimdilerde İttihad-ı İslâm yolunda bizi birazcık ümitlendiren İslâm
Konferansı Örgütü (İKÖ) kurulmamış olacaktı. Birleşmiş Milletlerden (BM) sonra
dünyanın en büyük ikinci örgütü olan İKÖ, Üye ülkeler arasında dayanışmayı
güçlendirmek, Siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda işbirliğini
sağlamak, Bütün Müslümanların huzur ve refahı için mücadele etmek gibi
ilkelerle kurulmuş olsa da örgütün son otuz yılı hadiseler karşısında etkisiz
tavırlarla ve sadece zaman zaman açıklamalar yapmakla geçti. Oysa inisiyatif
kullanabilen müessir bir yapıya sahip olması hâlinde ancak İKÖ, kuruluş
ilkelerine hizmet edebilirdi. Bunun için de örgütün ehil ellerce
profesyonelleşmesi gerekmekteydi. Örgütün en mühim müşkillerinden birisi olan
temsil zaafı İstanbulda yapılan son dışişleri bakanları toplantısında
giderildi. Üye ülkeler Asya, Afrika ve Arap ülkeleri olarak taksim edilirken ve
bu kategorilere göre bir genel sekreter atanırken son toplantıda tüm üye
ülkelerin iştirakiyle bir seçim gerçekleşti ve kaderin garip bir cilvesi,
Türkiyenin adayı Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu İKÖ genel sekreteri seçildi.
Her ne kadar dışişleri bakanı Gül, bu son gelişmeyi, Birleşmiş Milletlerden
sonra dünyanın en büyük kuruluşunun başında bir Türkün bulunması gurur verici
bir olaydır. Şimdi daha ağırlıklı bir ülkeyiz diyerek değerlendirse de hâdise,
beklenmedik ihânet rüzgarları esmezse ve inâyet-i İlâhiye âlem-i İslâma yâr
olursa çok ümid vericidir; âlem-i İslâm, fıtrî, yaratılışına ve bünyesine uygun
bir mâhiyete bürünme yolunda müsbet bir adım atmıştır. Daha da ileri gidelim ve
bazılarının hayalperestlik ithamına aldırmadan söyleyelim bari: Bu adım şer
odaklarının planları ne olursa olsun, etkisiz ve sembolik de olsa, bir tür
hilâfet provasıdır. Zaten nasîb olacaksa hilâfet vazifesi, bütün İslâm
ülkelerinin temsilcilerinin olduğu bir nûrânî meclisce îfâ edilecektir. Bu
rüyâyı ABDnin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) içerisinde Türkiyeye biçtiği ve G-8
zirvesinde Başbakan Erdoğana naklettiği demokratik diyalog inisiyatifi rolünü
gözardı etmeden söylüyorum. Çünkü tarihin tasdik ettiği hakikat açıktır:
Takdir, tedbîri bozar! ABDnin tedbirlerinin İlâhî takdir karşısında kıymetsiz
olduğunu Irakta daha yeni görmedik mi ki ümitsiz olalım!..
Zaman, şu Bediüzzamanca tesbiti haklı çıkartmaktadır: Asya kıtasının ve
istikbâlinin keşşâfı ve miftâhı (anahtarı) şûrâdır. Elbette şu müjde de bir gün
vuku bulacaktır: O zât, bütün ehl-i îmânın manevî yardımıyla ve ittihad-ı
İslâmın muavenetiyle ve bütün ulemâ ve evliyânın ve bilhassa Âl-i Beytin
neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedâkâr seyyidlerin
iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır.
Âhirzamanda gelecek zât ile ilgili bu müjde esasında âlem-i İslâmın kurtuluş
reçetesini de ihtiva ediyor: 1. İttihad-ı İslâm, 2. Bütün ehl-i îmânın ittifakı,
3. Bütün ulemâ, evliya ve seyyidlerin ittifakı...
Filistin, Çeçenistan, Keşmir ve bütün kan ağlayan Hilâl coğrafyası için her
kimin kalbi sızlıyor, vicdanı kanıyorsa İttihad-ı İslâm için çalışmalı! Var mı
bundan başka çare?..
Ahmet Muhsin Meriç 21.06.2004 Vakit