İran devrimi ve Amerika

1979 Ocak ayı sonlarıydı. İran'da devrim rüzgârları esiyordu. 15 yıllık sürgün hayatından sonra, İmam Humeyni'nin İran'a dönmesi bekleniyordu. Humeyni, Tahran Havaalanı'na indiği zaman, milyonlarca insan tarafından karşılandı. Tarih 1 Şubat'tı. 10 gün sonra devrim gerçekleşti. Şah Rıza Pehlevi, ABD'nin en sadık adamıydı. ABD'ye kaçtı. Yüz vermediler. Bir süre sonra da ülke dışına kovdular. Herif kanserdi. Saltanatı yıkılmıştı. Dost diye kimse kalmamıştı. Parasının da kendisine bir faydası olmuyordu. Koca dünyada kendisine rahat ölebileceği bir yer bile bulamıyordu. Mısır diktatörü Enver Sedat onu ülkesine kabul etti. O da ABD kuklasıydı. Müslümanlara çok zulüm yapıyordu. Şah orada öldü. Mısır'ın millî bir bayram günü vardı. Sedat büyük bir gurur ve kibirle askerlerinin geçit resmini izliyordu. Birden silahlar patladı. İhvan-ı Müslimin'e mensup, kendi subayları, Sedat'ı delik-deşik ederek, cehenneme yollamışlardı. ABD ve koca bir küfür dünyası İran'a bir şey yapamıyordu. Devrimciler Amerikan elçiliğini bastılar. Orada çok sayıda, cinayet, suikast ve hıyanet belgeleri buldular. Şeriat mahkemesinde yargılanmak üzere, elçilikteki bütün görevlileri gözaltına aldılar. Büyük şeytan ABD neye uğradığını şaşırmıştı. Diplomatik temaslar fayda etmeyecekti. Onlara göre, İslâm'ın çok katı (bize göre çok adil) kuralları vardı. Allah'ın Resûlü Fahr-i Kâinat Efendimiz, "Suç işleyen kızım Fatıma da olsa cezasını çekecektir" buyurmuştu. Bunu onlar da biliyordu. İhtilâl lideri Humeyni'nin bile yapabileceği bir şey yoktu. Bir plan yaptılar. Uzaydan yerdeki karıncanın bile hareketlerini izleme teknolojisine sahiplerdi(!) ya... Bir gece baskını ile casuslarını kurtarmak son derece kolaydı. Tahran yakınlarındaki bir çöle, üniformalı Rambolarla dolu bir uçak filosu indirdiler. Hava durumunu inceden inceye hesap etmişlerdi. Birdenbire hiç beklemedikleri korkunç bir kum fırtınası koptu. Uçaklar parçalandı. Rambolar sağa-sola savrularak geberdiler. Son kalan birkaç kişi, uçup uçamayacağı belli olmayan, arızalı bir uçakla canlarını zor kurtardılar. Çok geçmeden ABD, Saddam sahtekârının ordusunu en öldürücü silahlarla donatarak, İran üzerine saldı. Pis savaş tam 9 sene sürdü. Her iki taraftan da 1-2 milyon insan öldü. İran, Iraklı esirlere kardeş muamelesi yapıyordu. Bu tutum İslâm âleminde kulaktan kulağa duyuluyordu. İran devrimi, hızla genişleme sürecine giriyordu. Küfür dünyası bu büyük tehlikeyi(!) farketti. Kısa vadede savaşı önleyerek İran'ı gündemden düşürmekten başka çare yoktu. Onlar da öyle yaptılar. Saddam köpeğinin ipini çektiler ve savaşı sona erdirdiler. Ancak çölde uğradıkları kuyruk acısını hiçbir zaman unutmadılar. Halen de unutmuyorlar. Azgın Bush, "Bu bir haçlı savaşıdır" derken; bütün haçlıların peşine takılacaklarını zannediyordu. Umduğu olmadı. Avrupa'dan gördüğü yardımlar sembolik olmaktan ileriye geçemedi. Irak'ta ummadıkları bir batağa saplandılar. Kim ne derse desin, şimdi de çaresizlik ve korku içinde kıvranıyorlar. Yıllarca adamdan saymadıkları ihtiyar Avrupa'dan kendilerine müttefik arıyorlar. Avrupalıların sözüne uyarak, "İran nükleer silah üretiminden vazgeçerse, elbette ki onlara müeyyide uygulamayız" diyorlar. Yalan söylüyorlar. Hamamın namusunu kurtarmaya çalışıyorlar. Aslında saldırmaktan korkuyorlar. Çünkü İran Cumhurbaşkanı Hatemi, kendilerini mertçe uyardı. "Barışçı nükleer programımızdan asla vazgeçmeyiz. Savaşmak da istemeyiz. Amma üzerimize gelirseniz, İran'ı sizin için cehenneme çeviririz" dedi. Daha önce, Kuzey Kore de aynı şekilde hareket etmişti. "Evet, nükleer silahlarımız var. Yiğitseniz üzerimize gelin" demişlerdi. Görülüyor ki herifler, canım-cicim sözlerinden anlamıyorlar. Onlarla kayıtsız şartsız dost olanların akıbetleri de belli. Sonunda ya Şah, ya da Saddam gibi oluyorlar. Biz demiyoruz ki, bizim devlet adamlarımız da onlar gibi konuşsunlar. Ama teslimiyet içinde de olmasınlar. İşte Kerkük gitti, gidiyor. Kuzey Irak'ta Marksistlerin öncülüğünde kukla bir devlet kuruluyor. Dış politikada, tek taraflı, platonik aşk yoktur. "Al gülüm-ver gülüm" vardır. Şimdilik bizim (Abdullah) Gül'ümüz de işi iyi götürüyor. Allah yardımcıları olsun.

Hüseyin Üzmez 24 Şubat 2005 Vakit
huzmez@vakit.com.tr