İnkârın cezası

Bir zamanlar yakın tarih üzerindeki araştırmalarım, beynimi dumanlandıracak kadar yorgunluk vermişti. O çalışmalar hapishanede noktalandığı için, bir daha geriye dönmedim. Geçenlerde Genel Yayın Koordinatörümüz Mustafa Karahasanoğlu aradı. “Yavuz-Havuz” dâvâsı ile ilgili bir mes’ele sordu, ister istemez zihnim zorlanınca eve gidip bir daha baktım.
“Yakın Tarih Ansiklopedisi”nde o maddeyi ben kaleme almıştım. Bugünkü nesiller ne Yavuz’u biliyor, ne havuz dâvâsını, ne de o dâvânın baş aktörü olan sabık topçu binbaşısı İhsan Bey’i. O günlerde Türkiye’de bir “Bahriye Vekâleti” (bir mânâda Deniz Kuvvetleri Bakanlığı veya Denizcilik Bakanlığı) bulunduğunu da bilen kalmadı. Yolsuzluk gerekçesiyle o bakanlığın lâğvedildiğini, bakan olan Topçu İhsan’ın da mahkûm edildiğini artık kimse hatırlamıyor. Deveyi hamuduyla yutanlar çıktığı için, eskiler solda sıfır kaldı.
Eski İttihadçıların fedailer kolundan (yani tetikçi sınıfından olan Bahriye Vekili Topçu İhsan, Osmanlının yıkılışı ile kurulan yeni devletin yeni rejimini en önde savunanlar arasındaydı. O yüzden bakanlıkla çerağ buyurulmuş idi. En yakın arkadaşı Ahmet Ağaoğlu’nun oğluna göre, “inkılapçılıkla dinsizliği bir tutarak kendilerinin Allah’sız olduğunu iftiharla ilan eden” bir yapısı varmış. (Babamın Arkadaşları, Samet Ağaoğlu, s.53)
1926 yılı Ağustos sonlarında, Osmanlının Maliye Nâzırı Cavid Bey Ankara’da asılmıştı. Sabetayistlerden olan Cavid Bey, asılırken, Allah’ın zalimleri cezalandıracağını söyleyerek Yusuf Sûresindeki meşhur ayeti okumuş. (Ne garib bir tecellidir, bu Cavid, bakan olduğu dönemde kardeşi Şefkati’nin sürünmesine aldırış etmemiş, o günlerde Bediüzzaman Hazretleri, Şefkati’ye bu ayeti söylemiş!..)
Cavid’in ipe çekilmesinden bir gün sonra, Kars Milletvekili Ahmet Ağaoğlu’nun Ankara Keçiören’deki evinde Ağaoğlu ailesi, Bahriye vekili Topçu İhsan ve karısı, eski İttihadcı fedailerinden Sapancalı Hakkı’nın karısı, Yavuz gemisinin tamirini alan Fransız firmasının yetkilisi birlikte sohbet ederler. Mevzû Cavid Bey’in asılışıdır. Asılırken şuurunu kaybettikten sonra yaptığı bazı hareketlerden gülerek bahsediliyor. İskemleye çıkarken Allah’ın zalimleri cezalandıracağını söylediği ifade ediliyor.
Tam bu esnada Topçu İhsan büyük bir gururla, “Haydi bakalım, Allah’ın, intikamını alsın da görelim!” diyor. Bu söz üzerine şoke olan Ağaoğlu’nun eşi Sitare Hanım titrek bir sesle, “Gülmeyiniz, gülmeyiniz, bu hâliniz Allah’ın hoşuna gitmez! Hepinizin başına aynı felâket gelebilir!” diyor. (Gayri Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, c.3, s.369)
Bu hadiseden sonra fazla sürmez, Başbakan İsmet İnönü ile sürtüşmeye giren Bahriye Vekili İhsan Eryavuz yolsuzluk ithamı ile Yüce Divan’a verilir, bakanlıktan atılır, mahkûm olur. Ta’biri caizse ömrünün sonuna kadar sürünür. Samet Ağaoğlu mezkûr eserinde bizzat bu Topçu İhsan’ın yıllar sonra şöyle dediğini kaydediyor:
“Sitare Hanım’ın hakkı varmış. İnkârlarımın cezasını buldum!” (age, s.56)
Evet, onlar şahsî inkârlarının dünyevî cezasını buldular. Ahirete ait cezaları ise Mahşer meydanında herkes tarafından görülecek. Bir milleti inancından koparmanın, bir kültür ırmağını ters yatağa akıtmanın, dostları düşman ve düşmanları da dost olarak tanıtmanın acı akıbetini ise bugünkü TC nesli yaşıyor. Parçalanmaya ve tarih sahnesinden silinmeye ramak kalmış bir memleketin ıztırabını biz çekiyoruz. İşin kötüsü, uçurumun başına gelindiği halde ciddi bir uyanış da kimsede gözükmüyor...
Yeni Topçu İhsan’lar hâlâ idrar maratonunda etap turluyorlar. Körpe zihinlere Kur’an nûru akıtmanın yasak olduğu bir Müslüman(!) ülke, Allah’ın ahkâmına füze savurmanın sarhoşluğu içinde. Humarın mahmurluğu, acaba topraklarımız üzerinde başka bayraklar dalgalandığı zaman mı geçecek?
İnsanlık tarihinde hak dini terk edip de bu kadar uzun bir zaman semavî cezaya çarptırılmamış başka bir kavim var mıdır, bilmiyorum. Topçu İhsan gibi günah çıkarma vakti sanırım fazla uzun değildir. Eğer ayakta kalan olursa...
 
Mustafa Kaplan  Vakit
mkaplan@vakit.com.tr