İki ünlü rakkase

Birincisi belli, aşağı yukarı herkes onun ne ünlü rakkase olduğunu biliyor. Dönmekte, kıvırmakta hayli usta. Öyle kıvrak dönüşleri var ki, kader-i İlâhî de onu bu dönüşlerin birinin sonunda Irak Cumhurbaşkanı yaptı. Evet, Celal Talebani'den bahsediyorum.
Ajansın biri, "Saddam hücrede, Talebani sarayda" başlığı atmış. Doğru. Erbil'de, Tahran'da, Ankara'da, Washington'da, Londra'da, Telaeviv'de raks etmenin neticesi olarak, ABD'li dostları tarafından Irak'ın başına getirildi. Ama, mahkemenin kadıya mülk olmadığını elbette o da tecrübe ile öğrenecek. Bakalım o sandalye ona kaç gün yâr olacak!
İkinci ünlü rakkase ise, dün toprağa verilen koca papaz idi. Katolik dünyasının birinci adamı olan ve herkesin "Papa Jean Paul" adıyla tanıdığı kişi, aslında bir Polonya Yahudisi idi. Kimse kendisini aldatmasın, ihtidâ ederek Hıristiyan olmuş değildi; o milyarlık kitleyi istediği gibi parmağında oynatarak, beynelmilel siyonizmin emelleri uğruna kullanıyordu.
Bundan daha büyük raks cambazlığı olabilir miydi? Talebani oyununu açık oynarken, bu ünlü rakkasenin oyunu çıplak gözle takib edilemiyordu. Vatikan'ın emrindeki sınırını belirsiz miktarda meblağı dahi aynı hedefe aktarıyordu.
Bakmayın öyle camiye girişine, müsbet mesajlar vermesine, dünyada on binlerce Müslümanın kanı, onun gizli tasdiki olmadan bizzat Hıristiyan sürüleri tarafından akıtılabilir miydi sanıyorsunuz? İslâm dünyasını pıtırak gibi saran misyonerler, ondan habersiz mi hareket ediyorlardı; onların hepsinin masrafları bizzat Vatikan tarafından karşılanmıyor muydu? Eğer Papa cidden karşı çıksa idi, Haçlı vahşileri Afganistan'da, Çeçenistan'da, Irak'ta, Filipinler'de bu kanlı zulümlerini yapabilirler miydi?
Hz. İsâ (as)'nın en büyük düşmanları Yahudiler olduğu halde, Hıristiyan âleminin ma'nevî merkezi olan Vatikan devletinin İsrail'i "tanıması", bu ünlü rakkasenin eliyle olmamış mıdır? Bir taraftan ahmak Müslümanlara şirinlik muskası dağıtırken, öte yandan da Ermenistan'a gidip Hınçak çetelerinin sırtını sıvazlayan da bu Yahudi papazı değil midir?
M.Emin Kazcı'nın ellerine sağlık. 6 Nisan tarihli yazısında biraz gözleri açmaya çalışmış. Anadolu'daki metruk kiliselerin mülkiyetini almak için el altından fırıldaklar çeviren bu rakkase, görünüşte Asya'yı Hıristiyan yapmak için, esasta ise "Büyük İsrail" hedefini gerçekleştirmek için bu cennet vatanı atlama taşı olarak kullanmak istiyordu.
Daha fazla konuşmak istemiyorum. Anlayana sivrisinek saz. Bu rakkasenin ölümü üzerine Müslüman kimlikli kimselerin "Allah'tan rahmet" dilemelerini dikkatle izliyor, kimin cebinde kimin elinin dolaştığını anlamaya çalışıyoruz. Sizlerin de uyanık olmanızı tavsiye ederim.
Papaz kılıklı Yahudi hahamı şimdi gitti. Toprağı da, ateşi de bol olsun. Hıristiyan âlemi bir cendereden kurtuldu. Keşke başlarına gerçekten bir dindaşları gelebilse...
Monaco Prensi Rainier de ölmüş. Dünya saltanatının beş para etmediğini şimdi kabir kapısında görmüş oldu.
ABD'li Nobel ödüllü yazar Saul Bellow, bilim kurgu yazarı Alice Mary Norton, Alman yazar Marie Louise Fischer de ölmüşler. Iraklı general İsmail Obeydi de, yandaşları ABD conilerinin ateşi ile öldürülmüş. Rusya'da uçak düştü 29 kişi öldü. Afganistan'da bir ABD helikopteri düşürüldü 16 kişi gitti.
Bu dünya kimseye kalmıyor. Şu an hâkim-i mutlak gibi görünen alçaklar da kimseyi ümitsizliğe düşürmesin; inşaallah yakında hepsi geberip gideceklerdir. Üstelik bütün yardakçıları, hâmîleri ve maşaları ile birlikte tarih sahnesinden silineceklerdir.
Bizim içimizde de hâlen dinî lider pozisyonunda Yahudi hahamlarının bulunduğunu basında okumuyor musunuz? Sözde Müslüman gözüken ünlülerin, Hıristiyanlığı da hak din olarak kabul ettiklerini açıklamaları, aramızdaki gizli Hıristiyanların durumu hakkında bilgi vermeye yetmez mi?
Yüce Rabbimiz, bizi ve bütün âlem-î İslâmı, bu rakkaselerin şerrinden muhafaza buyursun. Bunlar geberip gidecekler, ama açtıkları tahribatı gidermek kolay olmayacak.
 
Mustafa Kaplan 9 Nisan 2005 Vakit
mkaplan@vakit.com.tr