İftira at, izi kalsın!

Bugün artık bütün çıplaklığıyla göründü ki, koca yeryüzü bir avuç insan kılıklı vahşi çetenin tasallutu altına girdi. Daha geçen asrın başında bu çeteyi ilmen tesbit eden Bediüzzaman Hazretleri, "zındıka komitesi" ta'biriyle o derin dünya devletini deşifre etmiştir.
O zındıka komitesi de, bu deşifre edilişin acısını o zâttan çıkarmak için elinden geleni geri koymamıştır. İktidarları ve gizli muktedirleri tahrik etmek sûretiyle merhumu zindanlarda çürütmüşler, hürriyetini gasp etmişler, 19 kere zehirlemişler, keskin nişancılara vurdurmuşlar, hatta kırlara çıktığı bir gün uçakla da taramışlardır. Allah'ın koruması altında olduğu için öldürmeye güçleri yetmediğinden, eceliyle vefat ettikten sonra mezarını kazıp cesedini kaçırmak suretiyle intikamlarını almışlardır.
Kin ve gayzları onunla da dinmemiş, bu sefer de kiralık ellerle, o zâtın yazdırdığı Kur'an tefsirlerini yanlış yorumlatmaya kalkmışlardır. İlim adamı sıfatıyla Amerika'dan ahkâm kesen bir iftiracı da bunlardan birisidir. Dün kendisine bir "uyursöyler" iltifatı hediye ederken, yaptığı bu iftirayı da söylemiştim. Bir başka cümlesinde de Emre Aköz'e demiş ki:
"Bediüzzaman'a göre Türkiye'nin meselâ NATO'ya girmesi şarttı, hatta adeta dinî bir zorunluluktu. Onda ?anti-Batıcılık yoktu." (Sabah, 1 Mart 05)
Bu iftira cümlesini okuyunca, tatsız bir hâtıram canlandı. Dört sene önceki Avrupa seyahatimde, bir sohbete katılmıştım. Kürsüye kurulup Risâle-i Nûr tefsiri okuyan ve anlatan cahil kaltaban, aynen şu mealde bir konuşma yapmıştı. Orada misafir olmama rağmen, Bediüzzaman Hazretlerine yapılan bu iftiraya tahammül edemedim ve bu cümlenin o zâtın hangi eserinde yazdığını sordum. Hangi kitabı karıştırdı ise böyle bir cümle bulamadı, bulamayınca da her cahilin yaptığı gibi tatsız bir münakaşa başlattı.
Şimdi bu "uyursöyler" Hakan Yavuz hocaya aynı soruyu soruyorum: Bediüzzaman Hazretlerinin hangi eserinde böyle sarih bir cümle vardır? Haydi "sarih" olmasın, "meâlen" gösterse yine kabul edeceğim. Eğer gösteremezse, kendisini bütün dünyanın önünde iftiracı, sahtekâr, yalancı, şerefsiz i'lân edeceğim.
Yalanlarla dünyayı kandıran ABD'nin haram lokmalarıyla midelerini dolduranlar elbette böyle olmak zorundalar. Fakat, "Bediüzzaman'da anti-Batıcılık yoktu" diyen yalancıların gözüne sokmak ve madde meclûbu ahmaklara aldanacak zavallıları ikaz etmek için o merhûmun şu cümlelerini teberrüken alıyorum:
"Ey bu vatan gençleri! Firenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akıl ile onların sefâhet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihâne taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihâk edip kendi kendinizi ve kardeşlerimizi i'dâm ediyorsunuz! Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet da'vâsında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünkü, şu sûrette ittibamız, milliyetinize karşı bir istihfâftır ve millete bir istihzâdır!.." (Lem'alar, s. 138-139)
Şu ibareler Nurlu eserde bulunduğu müddetçe, hangi yalancının, hangi sahtekârın, hangi iftiracının, hangi şerefsizin hakkı var ki o zâtı "Batıcı" gibi gösterebilsin?
Üstâd'ın şu cümlelerini ketmederek onu tanıtacaklarını zanneden ba'zı sadîk-ı ahmaklar ise, yaptıkları icraatların süte zehir katmak ma'nâsına geldiğini anlamamakta ısrar ediyorlar. Bu Kur'an Dellâlını anlatmak için kurulan kürsüden Yahudi, Hıristiyan ve batıl inanç sahiplerini konuştumak, yüce Kur'an'ın okunduğu mikrofondan muharref İncil ve Tevrat pasajları okutmak; o zındıka komitesinin almakta olduğu intikamın devamı sayılmaz mı? Eğer bu bir intikam ise, bu intikama âlet edilen kişiler de elbette dünyada da, ahirette de mükâfatlarını o komiteden alacaklardır.
Başındaki saçlar adedince, başları olsa, hepsini de mukaddes şeriatın bir hakikati için feda edeceğini haykıran Bediüzzaman Hazretlerine iftira edenleri ve bu zulme âlet olanları Allah'a havale etmek hakkımız değil midir?

Mustafa Kaplan 11 Mart 2005 Vahit
mkaplan@vakit.com.tr