Her işi bitirmiştik de...

Günümüz, sanki insanları şaşırtmak için elinden geleni yapmakta yarışan sürprizlerle lebâleb dolu. Radikal’in haber yaptığı afişler de bu sürprizlerden, daha doğrusu artık birlikte yaşamaya alışıp gınâ getirdiğimiz rutin zihin bombalarından birisi.
Haberi Tekin Atalay yapmış. İsmin “Tekin” olması bile, mes’elenin dahi tekin olmasına yetmiyor aslında. “Atay” soyadı ise, bir zamanların “Atay-Fatay-yatay” diye meşhur olmuş, yazarını hatırlatıyor. O günleri bilen kimse kalmadığından, bizim dokunmamız elbette havada kalmaya mahkûm. Hani, ehlinin bol olduğu günlerde bu yazının başına geçecektik de, şöyle 1. Cihan Harbi’nin Şam cephesinde Cemal Paşa’nın odasına kadar gidecektik... Yâni demem o ki, afiş haberinin kaynağı, sistemin can damarındaki odacıkta hayat bulmuş birisini hatırlatıyor; dolayısıyla tekin gözüküyor!
Afişin sol kısmında “çağdaş bir aile” fotoğrafı, sağ tarafında ise “sadece gözleri görünen kara çarşaflı kadın” fotoğrafı ve altında da, “Dünyâya böyle mi bakmak, yoksa böyle mi?” sorusu yer alıyormuş. Bilgisayarla eğitim gören bir öğrencinin fotoğrafının karşısında ise medrese eğitimi verilen çocukların fotoğrafları gösteriliyor ve orada da, “Çocuklarınızı böyle mi eğitmek, yoksa böyle mi?” sorusu yer alıyormuş. Son bölümde ise “Kadının sosyal yaşamdaki yerinin böyle mi, yoksa böylemi olmasını istersiniz?” sorusunun cevâbı için de, “modern bir ofiste bilgisayar başında çalışan bir kadın” fotoğrafıyla, “kucağında çocuğu olan burkalı bir kadın” fotoğrafı “seçenek” olarak sunuluyormuş (Nethaber. 11 Ağustos 04)
Fikirlerin böylesine hercümerc içinde beyinlere bombalandığı bir zamanda, üstelik de ba’zı fikirlerin metazori zerk edilmeye çalışıldığı bir zamanda böyle “seçenek”li alternatifler sunulması ne güzel bir hareket! Demokrasiyi özümsemiş bu afişçileri elbette kutlamak gerekir. demek, tercih bizim irâdemize bırakılmış! Oh be! Nihâyet adam sınıfına konulduk!..
Tercih benimse, elbette ikincileri seçiyorum! “çağdaş” kadınlarınız sizin olsun, onları Holywood’un filmlerinde her rolün içinde görmekten göz zevkimiz bozuldu. Ben Allah’ın “cilbâb” emrini tercih eden dindar ve “çarşaflı” kadınları tercih ediyorum. Ne kadar “modern” denirse densin, ofislerde başkalarına hizmet eden değil, “geri kalmış” dağ başı mekânlarında da olsa evinde çocuğuna ve kocasına hizmet eden burkalı kadın alternatifini işaretliyorum. Bilgisayar başında olmasına rağmen ne dünyâsını ve ne de âhiretini öğrenemeyen çocuklar sizin olsun. Zâten sizde başınıza belâ olacak kadar onlardan mebzûl miktârda var; ben medresenin zor şartlarında dinini öğrenen çocukları seçiyorum.
Mâdem tercihi bana bırakıyorsunuz, işte böyle. Var mı bir îtîrâzınız? Afişin üstündeki, “Türkiye, din ve şerîat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar” sözü dahi aktüalitesi cihetiyle doğrudur. Çünkü, bu ülkede “din ve şerîat” üzerine oyunun en ince esprilisi bizzat rejimin kendisi tarafından sahnelenmiştir. Ama, artık oyun bitmiştir. Sistem eliyle kötülenenlerin “iyi” revaç verilenenlerin ise “kötü” olduğunu bebeler bile kavrayacak hâle gelmiştir. İnsanın gözü kör olsa bile, burnunun delikleri olduğu müddetçe memleketin her tarafını saran ufünetin kokusunu yine duyacaktır!
Biz bu afişlerin en santurlusunu daha ilkokulda iken duvarları süsleyen mevsim şeritlerinden görerek büyüdük. Şimdi ise hem onların modası geçti, hem de biz dolma yutacak çağı geçtik. Bu afişleri çıkaranlar hâlâ çağın gerisinde yaşıyorlar anlaşılan.
Evet, “din ve mezheb”, hiçbir zaman çirkin politikaya âlet edilmemesi gereken mukaddes varlıklardır. Öyle ise 1923 Türkiye’sinin devlet politikası ile 2004’ün devlet politikasını teşrih masasına yatırmak gerekmez mi? Var mı bu cesâreti gösterecek yiğitler? Bugün modern devletlerin korumasından çıkarılmış gözüken çarşaflı kadınları muhâtap almak mıdır cesâret ve medenîlik?
Haaa, sitenin haberine göre, afişleri bastırıp dağıtan Genelkurmay imiş!
Hadi oradan sen de... Ülkenin dört tarafı ateşten çembere alınmışken. Başka işleri mi yok?
 
Mustafa Kaplan
mkaplan@vakit.com.tr