Hayat ebedi olsaydı, hatıralara lüzum kalmazdı

Hayat bir uykudur; rüya gibi geçer. Ömür bir rüzgar gibi uçup giderken, akıllı insan güzel hatıraları seçer.
Hayat bir icraatlar sergisidir. Geride bırakılan hatıralar ise birer fazilet vergisidir. Onlardan biz de istifade ederiz, başkaları da istifade eder.
Biz anılarımızla anılır, hatıralarımızla hatırlanırız. Allahû Teâla'nın huzurunda onlardan sorumlu tutuluruz. Allahû Teâla buyuruyor:
"Her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir "hurma çekirdeğindeki ipşikçik kadar" bile haksızlığa uğratılmazlar." (İsra Suresi/71)
İnsanoğlu için hayatın anlamı, Kalu-Belâ'da verilen Ahd-ü Misak'ı hatırlamak ve sadakatle ondan ayrılmamaktır. Yaşadığımız bu geçici dünyadan göçüp giderken geride hoş bir seda bırakmak, anılarda ve hatıralarda hayırla anılmak, Allahû Teâla'nın sınavında başarıyla çıkmaktır. Yani Rabbani sınavı kazanmaktır. Allahû Teâla buyuruyor:
"O (Allah) ki, hanginizin amel-i ahsen-güzel amel- işleyeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galibdir, çok bağışlayıcıdır." (Mülk Suresi/2)
Hayat başlı başına bir bilmecedir. Güzel hatıralarla çözülür hayat bilmecesi, güzel hatıralardan mahrum olan ömür sadece sefaletin inlemesi!
Hatıralarda hatırlılar birbirleriyle kapışmadan, yarışıp yardımlaşmadan, güzel hatıralara sahip olunmaz ahkâm Rahman'a yapışmadan!
Hatıralarla geçen hayatı hatırlarız. Tabii ki, az gayretle hayatı hatırlatan hatıraya sahip olunmaz. Çünkü hayatın anlamını bize hatırlatan hatıra bükülmez kuvvetli boğumdur. Akl-i Selim sahibi olanların elinde her hatıra kendi başına manevi bir doğumdur!
Hatıralarımız bizim aynalarımızdır. Biz kendimizi de, düşmanlarımızı da onda görürüz. Düşmanlarımızın herbiri birer uyuz. Biz ise madeni tevhid olan şifalı suyuz. Ah keşke düşmanlarımız açıkça deseler biz buyuz.
Bugünkü düşmanlarımız geride kötü hatıralar bırakmalarına rağmen, kendilerini hep barışsever gösterirler. Kan akıtmakla, mazlum ve mahrumlara işkence etmekle dünyada hatırlı hale gelmeye çalışan şeytan Amerika, vampir Rusya, katil İsrail, vahşi yüzlerini görmeseler de yarın hatıralarda bunlar sorgulanırlar. Hatıralarda sorgulananlar, vicdan mahkemelerinde mahkûm edilirler. Vicdan mahkemesinin mahkûmları, insanlık aleminin başbelalarıdır.
Hatıralarımız, kocayan beyinlerimizin koltuk değnekleridir. Onlarla dost ve düşmanlarımızı hatırlar ve tanırız. Dostları ile düşmanlarını birbirine karıştıranlar, hafızalarda hatıraları kaybedenlerdir. Hafızalarda hatıraları kaybedenler, hatırsız kalmaya mahkûmdurlar. Tabii ki, hatırsız hatasız olmazlar. Onların en büyük hataları nankörlüktür. Nankörlük, insanın kendisine ve çevresindekilere karşı kötülüktür.
Hatıralarımız geleceğimizin sermayeleridir. Şunu bilelim ki; güzel hatıralara sahip olmayanlar düşünür derin derin, güzel hatıralara sahip olan ölüm anında dahi serin. Güzel hatıralarımız zor anlarımızda imdadımıza yetişen yardımcılarımızdır!.
Hayat bizi bize yansıtan bir aynadır. Biz O'na ne verirsek geri ondan onu alırız. Bu nedenle diyoruz ki; hayatta hayat bulanlar, hatıralarda hatır çıkaranlardır. Şunu bilelim ki; hatırları çoğaltanlar, hatıraları paylaşanlardır.
İnsan gönlü hayatın ebedi olmasını ister. Hatta bunu Rabbisinden dahi taleb eder.
"Ve gönül Rabbisine der ki,
Pervam yok verdiğin elemden,
Her mihnet kabûlüm yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!"
Bahar günü, bahçe gülü, insan uzun ömrü hep hasretle ve hararetle bekler. Hatıralardan hatırlara ve hatırlılara ulaşmak, Rahman'ın ayetlerini önyargısız kuşanmakla mümkündür. Altını çizerek diyoruz ki; romantik simgelerle reel bir iklimi çizgi çizgi örmek ve ulvi sevdâlara, tülden kanaatlarla uçmak için "İttekullah" nakışlı şehadet giysilerini giymek gerekir. Çünkü şehadet de bir hatıradır; fani olanı değil, ebedi olanı tercih bulunmaktır. Ebedi olanı fani/geçici olan tercih etmek, gönül dolusu dualarla yola çıkmayı beraberinde getirir. Şunu bilelim ki; dudak dolusu dualarla değil, gönül dolusu dualarla yola çıkanlar, gözlerinin ulaşamadığı yerlere gönülleriyle varmayı başarırlar. Kendimizi kandırmayalım. Dünyada birbirleriyle anlaşanlar; aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlardır!
İnsanoğlu geçen ömrünü hatıralarda bulur. Hatıraları güzel olursa insanlık kendisine ortak olur. Çünkü hatıraları güzel olana gönüller aşık. Hatıralarındaki her nakış tarihe ışık. Güzel hatıra her dem özlenen emeldir. Çökük harabeleri yeniden diriltecek eldir.
Anılar, her gün gözlerde yeniden canlanırlar. Canlanan anılar hayatın ortasında anıtlaşırlar. Kötü anılar yüz kızartırlar, güzel anılar yüz güldürürler. Kişi anılarıyla yaşar. İçinde yaşadığı anı sefaletle geçiren anılarda şaşar.
Anılar, ibret aynalarıdır. Onlarda kendilerini bulamayanlar, ayıbların içindeki kayıplardır. Tabii ki, ayıbların içindeki kayıplar, hayatın casuslarıdır. Onlar kendilerini ve başkalarını hayattan çalanlardır. Yani karanlıklara çakılıp kalanlardır.
Güzelliklerle bezenmiş bir dünya özleyen hassasiyetle cennetlik hatıralarını önemseyecek. Çünkü cennetlik hatıralarla bir tarih yeniden dirilecek.
Cennetlik hatırlar, iman damgasını taşıyan hatıralardır. Şurası bir hakikattir ki; iman Müslüman insanın atardamarıdır. İmanın damgasını taşıyan hatırası ise düşmanına en ağır şamarıdır. Bu nedenle diyoruz ki; ey iman damgasını taşıyan hatıraların taliblisi! Sevgi yüklü duygularla sana sonsuz selam olsun. Sana kem gözle bakan gözler kanla dolsun.
Sen ölen hafızın emaneti, bu garibin bahtı, gönlümün tahtısın. Hain bütün gözler sana çevrili, hem de hayasız, kem gözler. Sakın endişe etme seni tek Rabbim korur, boşuna bütün sözler!
Anlamazlar, anlamazlar sevgilim, bizi bahtı karalar, feryadımız dağ yıksa, gök çökertse naralar. Hayat ebedi değil, güzel hatıralara lüzum var. Allahû Teâla'dan başka bulunmaz ebedi yar!
 
Mustafa Çelik
mcelik@vakit.com.tr