"Hangi insan hakları?.. “İnsan etleri”nden n'aaber!"

Daha, haberin Vakit’te çıktığı gün yazacaktım!.. Ama, görüyorsunuz işte, araya “tasa”lar ve “yasa”lar girdi... Onları yazalım derken, “ABD’nin raporu”nu yazmak bugüne kaldı...

Haberi hatırlarsınız...

9 Haziran Çarşamba günü, Vakit’in 1. sayfasında, “Benim işkencem iyidir” başlığıyla çıkmıştı...

ABD’nin “iğrenç yüzü”nü sergileyen haberde, “ABD Adalet Bakanlığı” tarafından 2002’de hazırlanan, ancak 8 Haziran günü günyüzüne çıkan bir “rapor”dan söz ediliyor ve o “rapor”daki şu cümleler aktarılıyordu:

“Şüphelinin fazla olmayacak ya da uzun sürmeyecek şekilde canının yakılması, ille de işkence olarak değerlendirilemez. Bir davranışın işkence sayılabilmesi için, bunun ağır fiziksel yaralanmaya, bir organın görev yapamaz hale gelmesine, hatta ölüme yol açması gerekir.”

Amerikalılara göre, Irak’ta, Afganistan ve Guantanamo’da tutuklulara yapılan “insanlık dışı muameleler” de işkence değil!..

NİÇİN İŞKENCE DEĞİL?

İşin doğrusunu söylemek gerekirse, ABD Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan bu rapor, son derece gerçekçi!..

Gerçekten de;

“ABD ölçüleri”ne göre, bir insanın “canının yakılması” sıradan bir iş!..

Böyle bir ABD’nin;

“Ağır fiziksel yaralamalar” ve “bir organın görev yapamaz” hâle gelmesini “işkence” olarak kabul etmesi bile, büyük aşama!..

Hayır, inanın “kafayı yemiş” filan değilim!.. Sadece; geçmişinde “insan eti yemek” gibi sabıkaları bulunan “vampir ve yamyam Batı”yı anlatmaya çalışıyorum, hepsi bu!..

Biliyorum;

“Vampirler!.. Kan emici yarasalar” denildiğinde, aklınıza Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş gelecek!..

Ama, benim yazacağım olayın tarihi, çok daha eskilere dayanıyor!..

Efendim;

Hepinizin bildiği gibi, “yamyamlık”tan bahis açılınca, vaktiyle Afrika’nın iç kesimlerinde yaşayan bazı ilkel kabileler akla gelir.

Ama, tarih sayfalarını karıştırın, Avrupalılar’ın bu konuda fersah fersah ileride olduklarını göreceksiniz.

Öyle ki;

Bırakın sadece insan avlayıp yemeyi, cesetlere bile musallat olmuş, hatta insan etini ticaret metaı haline getirmişlerdir.

1096 yılında Anadolu’ya ayak basan başıbozuk Haçlılar, vahşi hayvan sürülerinden farksız idiler.

İznik civarında yakaladıkları çocukları parçalıyor, etlerini kazıklara geçirip ateşte kızartıyor, sonra yalana yalana yutuyorlardı!..

Antakya kuşatması sırasında başlarındaki ünlü papaz Pierre I’Ermit’in tavsiyesine uyarak, şehit Türk askerlerinin “ceset”lerini toplamış, tuzlamış, pişirmiş, kendilerine ziyafet(!) çekmişlerdi.

Halep’in Maarra kasabasını ele geçirdikten sonra başgösteren açlıkta ise, birkaç haftadır bataklıklarda kalan “kokmuş Müslüman cesetleri”ni toplayıp yemişlerdi.

Bütün bu olaylar, Batı kaynaklarında anlatılıyor... Ben de, Günvar Otmanbölük’ün “Kırk Ambarı”ndan aktarıyorum!..

PAZARDA, KIZARMIŞ İNSAN

ETİ BİLE SATTILAR

Ama, Avrupalılar’ın yamyamlığı, Haçlı seferlerinin başlangıcıyla ortaya çıkmış değil. Onlar, 70 yıl önce kendi dindaşlarının da icabına bakmışlardı. Nitekim, 1026 yılında Fransa’da yaşanan “kıtlık”ta, anormal nüfus kırgını olmuş, açılan geniş çukurlara yüzlerce ölü doldurulmuştu.

Sağ kalanlar bunları talan ediyor, sürükleyip götürdükleri cesetlerle karın doyuruyorlardı. Elma ve yumurtayla çocukları kandırıp boğazlayanlar ve yiyenler vardı.

Bir adam Tournus pazarında pişmiş insan eti satmaya kalkışmıştı.

Hele Mâcan civarındaki ormanda yaşayan bir adamın kulübesinde görülen manzara, büsbütün tüyler ürperticiydi. Oradaki “kilise”ye gelenleri kandırıp götüren bir adam, yediği 48 kişinin kafasından bir koleksiyon oluşturmuştu.

KASAPTA İNSAN ETİ!

Orta Çağ’da yaşanan bu dehşet verici olaylar, Yeni Çağ’da, Amerika’nın keşfinden sonra inanılmaz bir boyut kazandı.

Girdikleri her bölgeye ölüm yağdıran İspanyol işgalciler, çok geçmeden yamyamlığa başladılar.

Ve insan etinin tadını alınca, işi ticarete bile döktüler.

Sırf insan eti satan kasap dükkânlarında, katledilen Kızılderililer’in çeşitli uzuvları çengellere asılarak teşhir ediliyordu. Parayı bastıranlar, isterse bütün bütün, isterse parça parça kızartılmış Kızılderili’yi yiyebiliyorlardı.

Ne dersiniz, Batı Medeniyeti’nin temelinde “insan hakları” fikri değil, galiba “insan etleri” gerçeği yatıyor dersek, çok mu abartmış oluruz?!?

KOLOMB’UN ÇOCUKLARI!

Ama, hayır!.. Hiç de abartı olmaz!..

Bir “Amerikan askeri” düşünün ki, “ölü bir Iraklı”nın hareketsiz yatan bedeninin yanında “gülerek” poz veriyor!..

Bir “Amerikan askeri” düşünün ki; “napalm” bombaları ile, cayır cayır yakıyor insanları!..

Onlar;

Onbinlerce Kızılderili’yi katleden Kristof Kolomb’un çocukları!..

Dolayısıyla;

“Dede”leri ne ki, “torun”ları farklı olsun!..

“Yamyam”dan “adam” doğduğu nerede görülmüş!?! “Vampir”den de, herhalde “kumpir” doğmaz!..

Uzun lâfın kısası;

ABD Adalet Bakanlığı’nın raporu, son derece “gerçekçi”dir!..

Gerçekten de;

Can yakmak, “işkence”ye girmez!..

Iraklı esirlerin üzerine “köpek” salmak da işkence değildir!..

Dolayısıyla;

Irak, Afganistan ve Guantanamo’da yapılanlar, “insan hakkı ihlâli” sayılmaz!..

Evet, sayılmaz!..

Geçmişlerinde, “insan uzuvlarını kazıklara geçirip ateşte kızartmak” gibi... Topladıkları cesetleri tuzlayıp, kendilerine “ziyafet” çekmek gibi... “Kokmuş cesetleri” bile pişirip yemek gibi... “Ceset yağması” yapmak gibi... Pazara çıkıp, “kızarmış insan eti” satmak gibi... Kasap dükkânlarındaki çengellere “insan eti asmak” gibi... “Yamyamlık”ları olan bir güruhun; bugün şahit olduğumuz “taciz, tecavüz ve işkenceler”i insan hakları ihlâli saymaması gayet normaldir!..

Çünkü, onların kökünde;

“İnsan hakları” yok!..

“İnsan etleri” var!..

Kızartılıp yenilen insan etleri!..

Yanarım, yanarım da;

Köklerinde “insan etleri” bulunan bu “yamyam”lar, bugün başımıza “insan hakları savunucusu” kesildiler, ona yanarım!..

Ama, onlar da haklı!..

Bizde de, “insanlık” ölmüş!..

Meydan, “yamyam”ların!.

Dayanıklı tabut!

Ölümünün yaklaştığını düşünen zengin Amerikalı, bir “tabut” satın almak üzere cenaze levazımatı satan bir dükkâna gider. Dükkân sahibi, tabutların özelliklerini saymaya başlar:

“Efendim, bu tabut maun ağacından yapılmıştır, içi saten kaplıdır. Kenarlarında gümüş tutacakları vardır. Size 300 dolara veririm.”

Amerikalı, “Diğer dükkânlara da şöyle bir bakayım!” deyip çıkar. Yarım saat sonra da öfkeyle geri gelir. “Sen 300 istiyorsun, ama az ötede aynı tabutu 200’e bıraktılar.”

Cenaze levazımatçısı sakin bir ifadeyle omuzlarını silker, “Siz bilirsiniz, efendim. Ama 200’e alacağınız o tabut altı aydan fazla dayanmaz!”

Hasan Karakaya  17.06.2004 Vakit