Güç sahibi gördükleri kişileri ilâh edinenler

Kur'an'da; güç ve iktidar sahibi kişileri ilâh eden, bu kişilerden korkan insanlara örnek olarak Firavun'un kavmi verilmektedir. Zira bu kavim, başlarında bulunan kişiyi, yani kendi yöneticilerini ilâh edinmiştir. Firavun'un yakın çevresinin ve kavminin oluşturduğu şirk sistemi ve bu sistemin özellikleri, aslında her çağda her toplumda görülebilecek evrensel bir modeldir. Firavun, kavmi içinde ilâhlığını ilan etmiş, kavmi de kendisine boyun eğmiştir. Firavun'un ilâhlığını dile getirdiği bir ifadeyi, Allah, Kur'an'da şöyle bildirmektedir:
"Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi. Dedi ki: Sizin en yüce Rabbiniz benim." (Naziat Sûresi, 23-24)
Firavun'a öncelikle tabi olan ve onu destekleyenler kendi yakın çevresiydi. "Firavun dedi ki: Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilâh olduğunu bilmiyorum..." (Kasas Sûresi, 38) âyetinden de anlaşıldığı gibi Firavun, kavminin önde gelenleri üzerinde bir hakimiyet kurmuş ve ilâhlık iddiasını onlara kabul ettirmişti. Onlar da halk üzerinde imtiyaz sahibi oldukları için, bu sistemin kendileri için kârlı olacağını düşünmüşlerdi ve Firavun'dan menfaat ummuşlardı. Bu nedenle onun ilâhlık iddia ettiği bir düzeni severek benimsemişlerdi. Ancak, bu tutumları onları helâke sürükledi. Kendilerini dünyada yakalayan ve ahirette de sonsuza dek bırakmayacak korkunç bir azaba mahkûm oldular. Kur'an'da, Firavun'un emrine uyan önde gelenlerin durumu ve akıbetleri şöyle anlatılır:
"Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya götürücü (irşad edici) değildi. O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. (...)" (Hud Sûresi, 97-101)
Yakın çevresinden sonra Firavun'a boyun eğen diğer kesim de, Firavun'un ordusu ve hükmü altındaki Mısır halkıydı. Fakir, güçsüz ve muhtaç olan halk, Firavun tarafından küçümsenerek ezilince, onu büyük bir güce sahip gibi görmüş ve emrine boyun eğmişti. Bu durumu haber veren âyetlerde şöyle buyrulmaktadır:
"Firavun kendi kavmi içinde bağırdı, dedi ki: Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" (Zuhruf Sûresi, 51)
"Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi." (Zuhruf Sûresi, 54)
O sırada Mısır'da esaret altında olan İsrailoğullarının önemli bir bölümü de, baskı ve korkudan kaynaklanan bir şirk içindeydiler. Onlar da Mısır halkının diğer bölümü gibi, Firavun'un Allah'tan bağımsız -Allah'ı tenzih ederiz- bir gücü olduğunu zannediyor ve ondan Allah'tan korkar gibi korkuyorlardı. Bu nedenle Firavun'un boyunduruğunda yaşamayı, Allah'ın elçileri ile gönderdiği dine iman etmeye tercih etmişlerdi: "Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı." (Yunus Sûresi, 83)
Firavun'un halkı baskı, korkaklık, cahillik, her ne pahasına olursa olsun çıkarlarını koruyabilme kaygısı gibi sebeplerle Firavun'u ilâhlaştırmışlar, onun düzenini Allah'ın dinine tercih ederek müşrik bir toplum haline gelmişlerdi. Oysa onların yapmaları gereken şey, tek ilâhın Allah olduğunu bilip, yalnızca O'ndan korkmak, O'na dayanıp güvenmek ve O'nun razı olacağı şekilde hareket ederek peygamberlerinin izinden gitmekti. Şayet gücün tek sahibinin Allah olduğunu, Firavun'un müstakil bir güce sahip olmadığını bilselerdi ve bu gerçeğe iman etselerdi, Firavun'dan çekinmez, onun vereceği azaptan korkmazlardı. Firavun'un Allah'ın kontrolünde olan aciz bir varlık olduğunu anlasalardı, ona müstakil bir benlik vermemiş olsalardı, böylelikle Firavun'a boyun eğmeyebilirlerdi. Oysa Firavun'un sahip olduğunu düşündükleri mülk ve zenginlik, ihtişam, askeri güç, idare gerçekte Allah'a aitti. Onlar bu gerçeği kavrayamadıkları ve Allah'ın gücünü de hakkıyla takdir edemedikleri için, Firavun'un zahirdeki gücüne aldandılar. Allah'ın dilediği anda Firavun'un sahip olduğu her şeyi alabileceğini bilselerdi, böylesine çirkin bir müşrik ahlâkı göstermez, böylesine aşağılanmazlardı. Nitekim Allah, Firavun'u suda boğarak istediği anda elinden tüm gücünü alabileceğini de göstermiştir. Aslında Firavun'u ilâhlaştıran müşrikleri utandıracak bir örnektir bu? İşte bu yüzden, Firavun'un kavmi her türlü müşrik toplum modeline apaçık bir örnektir. Bu model, asırlardır dünyadaki pek çok ülkenin insanları tarafından da yaşanmış yaygın bir şirk çeşididir.

Canan Kütahnecioğlu 22 Şubat 2005 Vakit
ckutahnecioglu@vakit.com.tr