Gasp... Kapkaç... Ya da, "Size Hırsız Diyebilir miyim?"

Hadiseler, birbirleriyle o kadar "iç içe" ve birbirleriyle o kadar "bağlantılı" ki; nereden ya da hangisinden başlayacağımı şaşırdım... En iyisi mi, "insan"dan başlayalım... Çünkü bütün olayların merkezinde "insan" var!..
Efendim;
Hani, bugün "doğal denge" filan diyoruz ya... Hani, doğal dengenin bozulmasıyla, "iklim"lerin değişeceğini, "buzul"ların eriyeceğini, dünyanın bir kısmını "sel"ler basarken, bir kısmında "kuraklık" yaşanacağını, hasılı kelâm "dünyayı felâketlerin beklediğini" söylüyoruz ya; aynı "tehlike"ler insan için de geçerli!..
Çünkü, Cenab-ı Allah; insanı da bir "denge" içinde yaratmış... Bu denge bozulduğunda; tıpkı "tabiat" gibi, insan da bozulur, insan da kuraklaşır!..
"Hırsız"laşır!..
"Gaspçı"laşır!..
"Hortumcu"laşır!..
"Soyguncu"laşır!..
"Katil"leşir!..
Bunu önlemenin bir tek yolu vardır: İnsanın yüreğine "Allah sevgisi"ni, kafasına da "Hesap Günü korkusu"nu yerleştirmek!..
İnsan, "Allah'ı sevmez, Hesap Günü'nden de korkmaz" ise, ondan her şey beklenir!..
O halde;
Polis veya jandarmayı, bir insanın "tepesine" değil, "gönlüne" dikmek gerekiyor!..
Kaldı ki;
Her insanın tepesine "polis veya jandarma dikmek" fizikî olarak da mümkün değil!.. Hele de, "polis kadrosu"nun yetersiz olduğu Türkiye gibi bir ülkede!..
Bir ülke düşünün ki;
O ülkenin en büyük şehri İstanbul'un Valisi Muammer Güler'in eşi Neval Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın eşi Hülya Cerrah, onca korumaya rağmen, "kapkaçtan biz de korkuyoruz" diyor!..
Hele düşünün;
Vali ve Emniyet Müdürü'nün eşleri "korku" içindeyse, "korumasız vatandaş" ne yapsın?.. Herhalde, "güvenliğe veda" edip, "buyrun cenaze namazına" deme noktasına geldik!..
"TER"SİZ KAZANÇ!
Peki, niye bu noktalara geldik?..
Geldik, çünkü;
İnsanımızın "ruh"unu boşaltıp, "kafası"nı da "kısa yoldan köşeyi dönme" düşüncesiyle doldurduk!..
"Popstar" ol, köşeyi dön!.. "Gelin"(!) ol, "Anne"(!) ol, ödül kazan!.. Daha da olmadı, banka hortumla!..
Çal, çırp, "yırt" kefeni!..
Aslına bakarsanız;
Hepimiz "suçlu"yuz!.. Çünkü, "hırsızlık"lara göz yumuyoruz!.. Bir anlamda, onlara "yardım ve yataklık" ediyoruz!..
Zannediyoruz ki; hırsızlık, sadece "eşya çalma"nın adıdır!..
Oysa;
"Hayal"lerin, "umut"ların, "vakit"lerin, "düşünce"lerin, "ideal"lerin, "istikbal"lerin çalınması da bir "hırsızlık"tır!..
Hele söyleyin;
Volkan Yalım-Aysel Erzincanlı çiftinin finalist oldukları Cumartesi gecesinde, kaç saat "ekran başında" kaldınız?..
Tam 6 saat... Akşamın 20.30'undan gecenin 02.30'una kadar!..
Neleri kaybettiğinizin, nelere "prim" verdiğinizin farkında mısınız?..
Hiçbir kaybınız olmasa bile, "6 saatinizin çalındığından" bilmem haberdar mısınız?..
Sadece "6 saat" da değil... Siz farkına varmadınız ama, o gece "değer"leriniz çalındı, "anlayış"larınız çalındı, "hayata bakış"ınız çalındı!..
Belki de, "ohh, ne güzel" dediniz, "4 ay boyunca vıdı-vıdı yap; ev, otomobil, yüzlerce altın, 15 bin YTL maaşlı iş" kap!..
Sorarım size;
Bu "cazibe"ye kaç genç kız veya delikanlı "hayır" diyebilir.. Çoğunun kafasında, "Böyle bir eve ben de kapağı atsam, sonra da yan gelip yatsam!" düşüncesi oluşmaz mı?..
Böyle bir düşünce;
"İdeal kaybı" değil de, nedir?.. Böyle bir düşünce, "alın teriyle kazanma düşüncesinin çalınması" değil de, nedir?..
Peki, "biz"ler, biz "sayın seyirciler" ne yapıyoruz?..
Sadece "seyrediyor" ve "kolaycılığa prim" veriyoruz!..
Sonra da, yakınıyoruz;
"Hırsızlık, gasp, kapkaç ve soygun olayları arttı!"
Artar tabiî!..
"Denge" bir bozuldu mu, her şey "şiraze"sinden, insan da "insanlık"tan çıkar!..
Hadi, gözünüz aydın!..
HIRSIZ EVİMİZDE
Sarıldınız telefonlara, yağdırdınız oyları, sonunda Volkan ve Aysel'i birinci seçtiniz!.. Onlar, bu akşam "görkemli bir düğün"le evlenip, daha sonra "balayı"na çıkacak!..
Hem "evlendirdiniz" onları, hem "ev"lendirdiniz!..
Ya siz?.. Sizin elinize ne geçti?.. "Gaz"a geldiniz, ama bugünkü "saz"a davetli değilsiniz!..
Hadi, onları evlendirdiniz;
Peki, geride kalan milyonlarca genç kız ve delikanlı ne olacak?..
"Özendirildikleri" o kıyafetlere, o yaşama standardına, o ev ve arabalara nasıl kavuşacaklar?..
"Soyarak" mı?..
Yoksa "soyunarak" mı?..
Dedim ya;
"Denge" bir bozulmaya görsün, "hırsızlık" da normalleşir, "gasp" da, "kapkaç" da!..
Hele de;
"Banka hortumcuları" bile, ortalıkta ellerini-kollarını sallaya sallaya dolaşıp, "beyefendi" muamelesi görüyorsa!..
Açık ve net söyleyeceğim;
Böyle bir ülkede ne "ahlâkî değer" kalır, ne de "insanlık!"
İşin tuhaf tarafı;
Hem hırsızlığa, gaspa, kapkaça, hortuma göz yumar, zemin hazırlar; hem de "imdaat, hırsız var!" diye bağıran yine biz oluruz!..
Sanki;
"Size Anne Diyebilir miyim?" programını seyretmek için "6 saatini çaldıran" biz değilmişiz gibi!..
TOZ'A KAPA, GÖZ'E AÇ!
İşte, yine yakınıyoruz... Yeni TCK,1 Haziran'da yürürlüğe girecek ve "polisin eli-kolu bağlanacak" diye şikâyet ediyoruz!..
Ama, bir yandan da;
"Aman, bir an önce girelim şu AB'ye!" diyoruz!..
Bilmiyoruz ki; "hırsızlara gün doğmasını" sağlayan bu yasalar da birer "AB dayatması"dır!..
Bilmiyoruz ki;
"Polis yakalasa" da, "savcı" serbest bırakmak zorunda kalacaktır!.. Çünkü, "AB'ye uyum" böyle bir şey!..
Hele durun, geride daha neler var, neler!.. Bugünden sayın, "360 gün sonra" daha çoook bağıracağız!..
Çünkü efendim;
Gıda ambalajında "hijyen şartları"nı düzenleyen yönetmelik, 360 gün sonra kapıları çalıp, "ben geldim" diyecek!..
Ve bakacak yiyeceklere!..
"Ekmek, kâğıda sarılı olacak!.. Sosislere kırmızı ışık tutmak yasak!.. Satıcı, eldiven takacak!.. Evde imal edilen yiyeceği sokakta satmak yasak!.. Kırmızı et ile tavuk eti ayrı satılacak!.. Üzerine sinek konan mal satmak yasak!"
Haa, bunlar kötü mü?.. Elbette değil!.. Hatta, geç bile kalındı!..
Burada amaç ne?..
Amaç, "hijyen"i, yani "temizliği" sağlamak!.. Maksat; "el" değmesin, "toz" konmasın, "mikrop" üremesin!..
İyi de;
"Toz" konusunda bunca duyarlı olan AB, acaba "göz" konusunda aynı duyarlılığı niye göstermez?!?
Sormak gerekmez mi şimdi;
"Kirli tozlar" mikrop üremesine yol açar da, "kirli gözler" yol açmaz mı?..
Şunu söylemeye çalışıyorum:
Gıdanın "toza kapalı" olması için onları poşete sokan AB, kadınları niye "göze kapalı" hale getirmiyor?..
Oysa, gerçekler ortada...
Bütün dünyada "cinsel taciz"ler başa dert!.. Kimi "göz"le, kimi "el"le, kimi "dil"le taciz ediyor!..
Düşünebiliyor musunuz;
En "mazbut" ülkelerden biri sayılan Japonya'da bile; "cinsel taciz" olayları son 8 yılda 3 kat arttığı için, "kadınlara özel vagon" uygulamasına geçilmiş!.. Tabiî, kadınları; erkeklerin "el"lerinden, "dil"lerinden ve "göz"lerinden korumak için!..
Ya Türkiye'de?..
Dinimiz, "doğal bir korunma yöntemi" koymuş ortaya!..
Demiş ki;
"Örtünün!"
Örtünün ki, "taciz"lerden kurtulasınız!..
Ya biz ne yapıyoruz?..
"Gıdasal alan"da her şeye "örtü" geçirmeyi mecbur tutuyoruz da, "kamusal alan"da açılıp-saçılmayı şart koşuyoruz!.. "Baş"lar açık, "göğüs"ler açık, "bel"ler açık, "göbek"ler açık, "bacak"lar açık!..
Bu, ne biçim iştir anlayamadım!..
"Satılacak mal"ları, mikroplardan korunmak için üzerlerini "kapatıyoruz" da, kadınlarımızı "satılacak mal" hâline getirip; "vitrin"lerde, "ekran"larda sergiliyoruz!..
Hem de, "çağdaşlık" adına!..
Oysa;
"Mısır'ın köle tüccarları" da, aynen böyle satıyorlardı "kadın"ları!..
HUU MÜNEVVER HANIM!
Farkındayım, "karmakarışık" bir yazı oldu... Her şey, birbirine girdi!..
Ama, bana da hak verin;
Türkiye'de ve dünyada olan-biten her şey, aynen "domino taşları" gibi "birbiriyle iç içe" ve "birbiriyle bağlantılı" değil mi?..
Görmüşsünüzdür;
En baştaki "domino taşı" yıkıldığında, "binlercesi" de, birer birer yıkılıyor!..
Asıl söylemek istediğim de bu zaten!.. İnsanda, bir "değer" yıkılınca, diğerlerinin yıkılışı ve çürümesi de mukadder olur!..
Türkiye'nin asıl ve en öncelikli problemi bu!.. "Asıl tehlike" de bu!. Biz, "ar, hayâ, namus, haysiyet, şeref, şahsiyet ve ahlâk" gibi; bizi "biz" yapan "değer"lerimizi kaybettik!..
Kaybettik de değil, "çaldırdık" onları!.. Hem de, "seyrede seyrede" çaldırdık!..
Şimdi kalkmış, "hırsız"lardan şikâyet ediyoruz!..
Sorarım size;
Bu hırsızlara "polis" ne yapsın, "jandarma" veya "savcı" ne yapsın?!? Hele de, o hırsızların "yardım ve yatakçı"ları bizler isek!..
Hele söyleyin;
Sızlanmaya hakkımız var mı?..
Huu Münevver Hanım;
Hâlâ "ekran başında" mısın?!?
Bak, demedi deme;
"Vaktini çalıyorlar" vaktini!!!
 
Hasan Karakaya 6 Nisan 2005 Vakit
hkarakaya@vakit.com.tr