|
Ey uygar câhiller, duyun bunları
Alman Sosyolog Dr. Herman Starck, seyahat ve bilgilenmek için geldiği İstanbul'daki hatıralarını "İstanbul Günlüğü" başlığı altında kaleme almıştır. Dr.Herman'ın bu hatıralarından bir bölümünü aktarmak istiyorum. Kendisi iyi bir sosyolog olan Dr. Herman Strack hatıratında diyor ki: Mimar Sinan Türbesi, beni derinden etkiledi. Türbenin önünde som mermerden inşa edilmiş, kubbeli sebil ve ortasında altı direk üstünde açık bir türbe...Sinan burada yatıyor. Baş taşında burma kavuğu, gayet sanatkârâne yontulmuş. Ne görebiliyorsanız, hepsinde bir san'at, bir estetik ve zevk var. Muhteşem Süleyman'la onun eşi Hürrem Sultan türbelerini gezerken, tercümanıma şunu sordum: -Neden, padişah eşlerinin ve kızlarının ismi söylenirken sonuna "Sultan" kelimesi ekleniyor? Tercümanımın açıklamasından anladım ki; Osmanlı toplumunda kadın "iğrenç", "kerih", "kabiliyetsiz" ve "lânetlenmiş" kişi değil. İlkçağ, Ortaçağ, hatta günümüz Avrupasının kadın anlayışından tamamen farklı. Zaten böyle asil ve ulvî bir kültüre, bundan başkası yakışmaz, yakıştırılamaz. Hürrem Sultan Türbesi'ndeki estetiğe dikkat ettiğimde, sonsuz neş'esini ve hazzını yaşamakta olduğum bu kültürün, samimiyet ve tabiilikten uzak feminizmin çok ötesinde, bambaşka bir kadın anlayışına sahip olduğunu gördüm. Yanımdaki kitaptan Hürrem Sultan ile ilgili bölümü okudum. Slav asıllı kızın, Osmanlı hareminde kazandığı meşru hürriyete hayrân oldum.Hem kahraman, hem de duygulu bir gönül taşıyan Muhteşem Süleyman'ın karısına "Sultanım!" diye hitap etmesi emsalsiz bir medeniyet örneğidir. Dünya kültürlerinin hiçbirisinde kadının yeri "Sultan" kelimesindeki muhtevâ ve hürriyet kadar anlamlı değildir.Esasen biz de dahil olmak üzere, Batı kültüründe kadına "iltifat" etmek dahi hoş karşılanmaz. Osmanlı "Sultan" sıfatını kullanarak kadını ruhundan yakalamıştır. Vâlide Sultan, Nakşi Dil Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan ve diğerlerinin hayat hikâyelerinden ancak birkaçını okuyabildim. Tamamını çok iyi tedkik edip, "Osmanlı'da Kadının Sosyolojik Yeri" adlı bir kitap hazırlayarak, dünyayı ayağa kaldıracağım. Feminizme ve Fahişeliğe meydan okuduğumu görerek beni "hainlik" ya da "delilik"le suçlayanlara şunu söyleyeceğim: "-Ey uygar câhiller! Koşunuz İstanbul'a gidiniz! Osmanlı'yı adım adım yaşayarak, bugün benim yaptığım gibi tarihi cehaletinizden vazgeçiniz! Sizin bir asır sonra bulduğunuzu zannettiğiniz yüzlerce şeyin gerçek uygulayıcılarını tanıyınız! Hürrem Sultan Türbesi'ne, Mihrimah Sultan Camii'ne, Sâliha Sultan Çeşmesi'ne dikkatle bakarak, oradaki nezâket ve zarafeti görüp uygarlığınızdan utanınız..." Alman Sosyolog Dr.Herman Starck'ın "İstanbul Günlüğü" başlıklı İstanbul hatıralarındaki izlenim ve duyguları böyle. Bu beyanların aksini kim iddia edebilir? Ne yazık ki, Osmanlı döneminde kadının câhil bırakıldığı iftirası hâlâ daha yaygındır. Ve bu iftiraya inanan bedbahtlar da az değildir. Oysa, Osmanlı döneminde sadece İstanbul'da 13 adet tamamen kadınlara ait medreseler vardı. Bu dönemde yetişen kadın yazar ve şairlerden bir kaç tanesi şunlardır: 1-Sıtkı Ümetullah (1705), 2- Ani Fatma (1710), 3- Faize Fatma (1761), 4- Zübeyde Fitnat (1780), 5-Saffet Nesibe (1837), 6-Nesibe Tevfika (1844), 7- Leylâ Hanım (1847), 8-Şerife Hanım (1861) ve yüzlerce bilinmeyenler. Bu hanımların hepsi Divan Şairi'dirler. Şimdi divan şiirini yazmayı bırakın onu okuyunca anlayabilecek kaç okur-yazar kadın vardır? Batılı anlamda kadın olmakla övünen romancı Halide Edip bile Osmanlı kültürü ile yetişmiştir. Osmanlı döneminde, kadınlar tarafından yaptırılan ve vakfedilen okul sayısı sadece İstanbul'da 73 adettir. Bu sayı ülke çapında binleri buluyordu. Cumhuriyet dönemi yazarlarından Yakup Kadri'nin bir romanında canlandırdığı "Şişli Sosyetesi"ni dünyanın en aydın tipleri diye sunar insanlığa. İşgal edilmiş İstanbul'da İngiliz subaylarına "Kadınları siz kurtardınız!" diye, onların boyunlarına sarılıp, emperyalistlere öpücük dağıtan o kadınlar, İttihatçıların yakınlarıdır. İşte, İslâm'a bunlar karşıydılar.Şimdiki İslâm düşmanı kadınlar onların çömezleridirler. Kadın,Osmanlı döneminde hiçbir zaman fahişe olmaya zorlanmamıştır, resmî genelevlerde pazarlıklarla satılmamıştır. Bedeni sömürülmemiştir. İşçi olarak sömürülmemiştir. Reklâm aracı olarak kullanılmamıştır.
|