Evvel yoğ idi bu rivâyet!

Her mevsimde bir sebze veya meyvenin revaç bulması âdettendir. Zaman zaman "Nurcu" dediğimiz gruba da dışarıdan ba'zı isimler lânse edilir, onlara değer verdirilir. Bir zamanlar cemaat içinde Cemal Kutay, Şerif Mardin, Ayhan Songar gibi isimler popüler hâle getirilmişti; şimdi de Niyazi Öktem, Emre Aköz vb. yeni isimler pompalanıyor.
Kendi gücüne güvenemeyen azınlıklarda bu takas mantığı mu'teberdir. Propagandanız yapılıyor düşüncesiyle bu diyaloglara sıcak bakılır. Bu alışverişle kimin kârlı çıktığını anlamak biraz zaman alıyor ve incelik istiyor.
Yeni turfandamız sayın Aköz, "Klâsik Nurcu" saydığı Yeni Asya grubu tarafından sohbet etmek üzere da'vet edilmiş. Şakır şakır yağan yağmura rağmen Yeni Asya Vakfı'nın Süleymaniye'deki merkezini dolduranlar arasında uzun saçlı erkekler ile başı açık kızlar varmış. Buraya kadar anlatılanlara, popüler bir gazeteciyi dinlemeye gelen meraklılar topluluğu olarak bakmak mümkün. Zurnanın zırt dediği nokta başka.
Yazar diyor ki; "Konuşma sonrasında karşılaştığım türbansız bir kıza, gayet naif bir şekilde, ?Siz Nurcu musunuz?' diye sordum; ?Sonuna kadar' cevabını aldım." (Sabah, 3 Şubat 05)
Henüz daha dininin emirlerini öğrenememiş bir kızcağızın kendisini o kimlikle kabul etmesini müsbet bir gelişme olarak görüp de, arkadaki dehşetli gerçeği görmezden gelmekle acaba nereye gittiğimizin farkında mıyız? Bırakın "Nurculuk" dediğimiz İslâm dininin "takvâ dairesinde yaşamak" gibi azimetini tercih etmiş bir ekolünü, dinin açık farzlarını yerine getirmek ve açık kebâirlerini terk etmek gibi en âmî bir Müslümanın yapmak zorunda olduğu bariz tavırlarından uzak şu manzara, bizleri acı acı düşündürmeli değil midir?
Mes'ele gizli kalsa idi, üzerinde durulmayabilirdi; ama bu monşer, "Başları açık Nurcu kızlar" başlığı ile köşesinde afişe edip genelleştirdiği gibi, "Mehmet Kutlular gibi Kemalist ideolojiyle ciddî sorunları olan, sert eleştirileri yüzünden ceza almış bir kanaat önderinin grubunda uzun saçlı delikanlıların, başı açık kızların olması bence çok önemli. Demek ki, kentsel değerlerin çoğulculuğu cemaate de yansımış." ?Madem Müslümansın, o halde görünüşün de şöyle olmalı, böyle olmalı' bağnazlığı aşılmış. Onun yerine ?inanç' ile ?yaşam tarzı' arasına bir çizgi çekilmiş" demiş.
Evvelâ, bu yazılanlar doğru mudur? Yani, "inancı ayrı" ve "yaşayışı ayrı" insan modeli yetiştirme merhalesine geldik mi? Kur'an ve Sünnetin emir ve yasaklarını son nefesine kadar haykıran Bediüzzaman Hazretleri, "Kadınlar yuvalarına dönmeli!" dediği halde; "sonuna kadar türbansız Nurcu" tipi, kendisine nâmahrem olan bir yabancı erkeği dinleyip muhabbet etmek için evinden dışarı çıkma fetvâsını nereden buluyor? O merhum müceddid "Tesettür Risâlesinde" sırf "Tesettür çarşaftır" dediği için TC mahkemelerince mahkûm edildiği halde; "sonuna kadar türbansız Nurcu" tipi, tesettürü teferruat gören gruplara bir özentinin ürünü müdür?
Bendeniz Yeni Asya grubuna 1974 senesinde dâhil olmuştum. 1980 yılından 1992'ye kadar ise gazete bünyesinde en üst seviyede bizzat Mehmet Kutlular Ağabey'le birlikte çalıştım. O zamanlar böyle tipler de, böyle düşünceler de yoktu. O Ağbeyimiz, tırnaklama ve kaşıma perdahı ile cemaati provoke etme oyununa gelmeyecek kadar tecrübelidir.
Hele şu yazdığı; "(Eğer kısmet olursa önümüzdeki haftalarda bir gün sadece hanımlarla bir araya gelip ?Nurcu ve kadın olmak' üzerine konuşacağız)" cümlesi ne oluyor? Şeriatın "mahrem-nâmahrem, edeb ve hayâ, haremlik-selâmlık" perdesine ehemmiyet vermeyen kadınlar hangi dine göre bu serbestiyet fetvâsını almışlar? Ya o kadınların mes'uliyetini omuzlayan erkekler, bu halvetin cevâzını hangi dinden bulacaklar?
Bediüzzaman Hazretlerinin İslâm'dan başka bir dini olmadığına ve İslâmiyette de böyle bir ahkâma biz rastlamadığımıza göre, eski arkadaşlarımızı da "Neonurcu" ekibine iltihak ettirecek yeni bir numara mı dönüyor? Eski dostlarımızla, "Âilî bir inkılâb olsun diyen me'yûs olur" şiirini bir zamanlar az mı okumuştuk...

Mustafa Kaplan 8 Şubat 2005 Vakit
mkaplan@vakit.com.tr