Evet! Asıl hedefleri Mekke-Medine
Abdurrahman Dilipakın Necef katliâmlarıyla ilgili feryatlarını dikkatle
okumuş olmanızı umuyorum. Şiîler Necefte direndikleri için bu katliâmın
orada olduğunu; icabında başka bir şehirde de olabileceğini zannetmeyelim.
Hayır! Sadece görünüş öyle. Hâdiseler öyle ayarlandı ve husûsiyle Necefe
sürüklendi.
Niçin Necef? Kutsal yerlerde tahrîbat ve katliâm yapıp Müslümanların
tepkisini ölçmek için... Önce Necef, sonra - Allah göstermesin - Mekke,
Medine ama önce Neceften başladılar.
Hz. Alinin türbesinin bulunduğu şehir olması sebebiyle Necef daha çok
Şiîlerce mukaddes sayılıyor. Aslında, Şiîlerce ne kadar mukaddesse biz
Sünnîlerce de o kadar mukaddestir. Ama senelerdir hacca sadece hava
yoluyla gidilmesi ve hac yolunda bulunan ziyaret yerlerine uğranılmaması
ve diğer sebeplerle, Hz. Ali türbesi nisbeten unutulan yerler içinde
kaldı.
Şöyle veya böyle ne olursa olsun, Necefteki saldırı bütün İslâm âlemini
ilgilendiren hatta ayağa kaldıran bir mesele olmalıydı; o da olmadı ve
haçlılar olmadığını gördüler...
Haçlı seferi başlatanlar Bakalım Necefte olanlara Müslümanların tepkisi
nasıl olacak? diye düşünüyorlardı. Gördüler ki, korktukları olmuyor.
Necef, Ehl-i Beyt sevgisi taşıdıkları iddiasının sahibi Alevîler için de
kutsal olması gerekir(di).
Son heceyi parantez içinde yazmamın sebebi belli. Hıristiyan müstevlîler,
Hz. Ali türbesine daha yaklaşır yaklaşmaz, başta Prof. İzzettin Doğan
olmak üzere, bütün Alevîlerin seslerini yükseltmeleri lâzımdı. Hz. Ali
türbesi yara aldı; en az 20 milyon varız diyen Alevîler hâlâ suskun.
Bırakalım 20 milyonu, 20 tanesinin bile sesi çıkmadı...
Necef böyle; Mescid-i Aksâ Yahudiler tarafından yıkılmak isteniyor; ondan
sonra düşündükleri Mekke-Medine... Abdurrahman Dilipakın Asıl hedef
Mekke sözü haçlıların niyetini özetliyor. Dilipak, Necefte test edilen
Mescid-i Aksâdır, Mekkedir, Medinedir... derken haçlıların niyetlerini
fâş ediyor.
Size, buna uygun düşen şahit olduğum enteresan bir bilgi aktarayım.
16 Mayıs 2004 Pazar günü, İstanbul Çemberlitaş FKMde, (Fırat Kültür
Merkezinde) Mardindeki Dinlererası Diyalog toplantısının devamı yapıldı.
Konuşmacılardan biri de İngiltereden davet edilen Kerim Balcıydı.
İngilterede de Dinlerarası Diyalog çalışmalarıyla meşgul olduğunu
söyleyen Balcı konuşmasında, İslâmın geleneğinin hep savaş olduğunu
söyledi ve İslâmın tarihi hep anormalliklerdir. Hep savaş ve cihad...
dedi. Savaşla cihadı bir arada kullanarak, cihadı kötü gösteren Balcının
esas söylemek istediği başkaydı. Dinleyicilere, Eğer size imkân
verilseydi, hangi şehri barış şehri yapardınız? diye sorarken, dünyada
barış şehri olmaya layık olan şehri soruyordu.
Soruyu kendisi cevaplandırdı: Ben İngiltere ve Türkiyede çok kimseye
sordum; % 90ı Kudüs diyor. Kudüs için barış talebi var. Bunun için bir
şeyler yapmalıyız.
Evet, Kudüs bizim için de mukaddes ama, bu konuşmadaki îmâ başka.
Mekke ve Medine barış şehri olamaz mı derseniz Kerim Balcıya göre olamaz.
Çünkü, Mekke-Medine zaten yıkılıp yok olacakmış.
Tam burada lütfen Abdurrahman Dilipakın Asıl hedef Mekke sözünü yeniden
hatırlayınız.
Haçlıları da o kadar suçlu saymayalım değerli okuyucular. Dinlerarası
Diyalog konuşmacısına göre, haçlılar bizim kitaplarımızda yazılı olanları
kullanmışlar. Sizin anlayacağınız, bizim kitaplarımızda savaş var ya,
haçlıların yaptıkları işte oymuş. Öyle pek de suçlu sayılmazlar hani...
16 Mayıstaki Dinlerarası Diyalog toplantısı o kadar bizim kontrolümüz
altındaydı ki,(!) 2 günde 10 oturum oldu. 10 oturumda, sadece 2 oturum
başkanı Türkiyeden, 8i yabancı, 38 konuşmacıdan da sadece 8i
Türkiyeden, 30u yabancıydı...
Aynı toplantıda şu söz de söylendi: Bir hadisin Peygamber tarafından
söylendiği kesin de olsa, ona itiraz hakkımız ortadan kalkmaz. Biz
diyaloğa değil, diyaloğun işte bu çeşidine karşıyız. Siz bu sözleri kabul
mu ediyorsunuz! sorumuzu, diyalogcular asla duymazlar...
Ali Eren 2 Eylül 2004 Vakit
alieren@vakit.com.tr