Eşkıyanın önünden kaçmak

İsrail işgal devleti Güney Lübnan'da 1982'den 2000'e kadar tam 18 yıl asker bulundurdu. BM bu askerlerin çekilmesi talebiyle göstermelik kararlar aldı ama uygulanması için hiçbir baskıya başvurmadı. Çünkü bu teşkilat, uluslararası platformda hakkın ve adaletin uygulanması için değil emperyalist güçlerin önlerinin açılması için çalışmaktadır. Aynı şekilde İsrail işgal güçlerinin Gazze, Batı Yaka ve Doğu Kudüs'ten çekilmesi için alınmış kararların uygulanması için de herhangi bir yaptırıma başvurmuyor. Afganistan ve Irak'taki Amerikan işgal güçlerinin çekilmesi için ise hiçbir faaliyeti olmadı. Tam aksine bu işgalleri uluslararası alanda meşrulaştırmak için kararlar aldı.
Bugün Suriye'ye Lübnan'daki askerleri sebebiyle ABD tarafından baskı yapılınca İslâm âlemindeki yönetimler ve görünüşte devletlerarası dayanışmayı temsil eden örgütler, Filistin'deki Siyonist işgal güçlerinin çekilmesi için alınmış 242 ve 338 sayılı BM kararlarını hatırlatmak yerine 1559 sayılı BM kararının gereğini yaparak Lübnan'daki askerlerini çekmesi için Suriye'ye yükleniyorlar. Bunu bazıları, emperyalizmin İslâm âlemindeki temsilcileri gibi çalıştıklarından yapıyorlar. Örneğin Ürdün kralı böyledir. Bu yüzden konuyla ilgili açıklamalarında aynen Bush'un ağzını kullanıyor. Bu ülkeyle ihtilaflı olması sebebiyle Suriye'ye yapılan baskıdan aynı zamanda özel haz duymakta ve bunu açığa vurmaktan da çekinmemektedir. Bazı ülkeler ve teşkilatlar da eşkıyanın önünden kaçılması gerektiği düşüncesiyle böyle yapıyorlar.
Ne var ki burada eşkıyanın önünden kaçılması çözüm getirmeyecektir. Çünkü Suriye askerlerinin Lübnan'dan çıkarılması ABD için bir amaç değil araçtır. Onun asıl amaçları ayrıdır. Asıl amaçları Suriye ve Lübnan'ı sıkı kontrol altına alarak Filistin direnişinin siyasi kanatlarının bu iki ülkedeki tüm yapılanmalarını dağıtmak, İsrail'i rahatsız eden Hizbullah'ı tamamen dağıtmak ve faaliyetlerini yasaklatmak, bu iki ülkedeki Filistinli mültecileri ya bir yerlere sürgün etme ya da ülke nüfuslarına geçirme suretiyle yurda dönüş ümitlerini tamamen öldürmek, Suriye'yi hiçbir ön şart ileri sürmeden İsrail'le diplomatik ilişkileri başlatmaya zorlamak ve böylece stratejik açıdan büyük önem arz eden Golan tepelerinin İsrail'in kontrolünde kalmasını sağlamaktır. Bunlara Irak'la, ABD tahakkümüyle, güvenlik şeridi planıyla vs. ilgili başka amaçları da ekleyebilirsiniz. Ancak öncelikli amaçlarının tümü Siyonist işgal devletinin çıkar hesaplarıyla ilgilidir.
ABD, bu amaçları gerçekleşinceye kadar Suriye'ye yüklenmeyi planlamıştır. Dolayısıyla Suriye'nin Lübnan'daki askerlerini çekerek eşkıyanın önünden kaçması çözüm getirmeyecektir. Bu, ABD için bir amaç olsaydı belki çözüm getirebilirdi. Ama araç olduğu için ABD, önünden kaçıldığını gördükçe kendini daha güçlü hissedecek, baskı politikalarının sonuç verdiğini görecek ve yeni araçlar, gerekçeler, dayanaklar bularak baskılarını artıracaktır.
Örneğin geçtiğimiz günlerde bir Arap televizyonunda, Irak direnişine katıldığı iddia edilen bir kişinin sözde itirafları yayınlandı ve bu kişi kendilerinin Suriye istihbaratının kamplarında silah eğitimi gördüklerini ileri sürdü. Tam da ABD'nin Suriye'yi köşeye sıkıştırdığı bir dönemde böyle bir iddiayla şov yapan kişinin direnişçi olması bile mümkün değildir ki iddiaları doğru olsun. Ama bu, ABD'nin Suriye'ye yüklenmek için yeni gerekçeler oluşturma hazırlığında olduğunu göstermektedir.
Irak konusunda olduğu gibi Suriye konusunda da ABD kurt kuzu hikâyesinde anlatılan tavrı sergileyecektir. Saddam'ın, BM heyetine ülkesindeki tüm silahları kontrol etme ve rapor hazırlama hakkı tanıması ABD'nin tutumunu değiştirdi mi? Adamlar gittiler Saddam'ın odasını bile karıştırdı, belindeki tabancayı bile kayıt altına aldılar. Ama ABD açısından değişen bir şey olmadı.
Bu itibarla ABD eşkıyalığına dur diyecek şey onun önünden kaçmak değil güçlü bir dayanışma ortaya çıkarmaktır. İran bu konuda gerçekten takdire değer bir tavır sergilemiştir. Bu tavrı tüm İslâm âleminin sergilemesi ve ikinci bir Irak ortaya çıkmasına fırsat verilmemesi gerekir.
ABD'nin şu merhalede Suriye'ye yapmak istediği zaten sanıldığı gibi hemen asker çıkartması değil, ekonomik ambargoyla kıskaca almaktır. Bu konuda Türkiye'nin tavrı ABD'nin politikasının başarılı olup olmamasında önemli rol oynayacaktır. Son günlerde Türkiye'ye sataşmaları, sözlü saldırılarda bulunmaları da bu yüzdendir. Ama Türkiye'nin bu saldırılardan etkilenmemesi ve Suriye'nin kıskaca alınması faaliyetlerine destek vermemesi gerekir.

Ahmet Varol 27 Şubat 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr