Esirlere Oyun
Son serbest bırakma öncesinde İsrail zindanlarında, siyasi sebeplerle
tutuklanmış sekiz bin Filistinli olduğu tahmin ediliyordu. Bunlar herhangi
bir suç işlemeleri sebebiyle değil Siyonist işgalin son bulması için
sürdürülen fiili mücadeleye herhangi bir şekilde destek verdikleri
iddiasıyla zindanlara doldurulmuşlardır. Dolayısıyla "yasal mahkûm" değil
savaş esiridirler. İşgal devletinin, savaş ortamında kendi anlayışıyla
geliştirdiği yasalara göre haklarında hüküm vermesi durumu değiştirmez.
Burada özellikle vurgulanması gereken bir husus da işgalci Siyonistlerin
söz konusu savaş esirlerini elinde rehine gibi görmesi, dolayısıyla her
masa pazarlığında bir kısmını serbest bırakma karşılığında büyük tavizler
koparmaya çalışmasıdır. Bu da, İsrail zindanlarında siyasi sebeplerle
tutulan Filistinlilerin savaş esiri olduklarının bir başka delilidir. Ne
var ki İsrail, askeri güç ve sulta üstünlüğüne sahip olduğundan her
pazarlıkta serbest bıraktıklarının yerlerini yenileriyle doldurma, böylece
bir sonraki pazarlığa yeterince rehine bulundurma imkânı olmaktadır. Bu
yüzden 1967'de işgal edilen Filistin topraklarında yaşayanların % 25'i
yani 860 bin kişi İsrail zindanı görmüştür. Bazıları en az bir kere
bazıları da suya gider gibi İsrail zindanlarına girip çıkmışlardır.
Bu konuyla ilgili bir önemli husus da şudur: İsrail zindanlarındaki
tutsakların özgürlükleri haksız olarak ellerinden alınmıştır. Siyonist
devlet Filistin topraklarında gasıp ve işgalci olduğu gibi vatanlarını
savunan insanları zindana atarken de zulüm işlemektedir. Dolayısıyla
onların serbest bırakılmaları işgal devletinin bir lütfu değil
özgürlükleri haksız bir şekilde gasp edilen o insanların meşru haklarıdır.
Bu itibarla onların serbest bırakılmaları bir af değildir.
8 Şubat 2005 tarihli son Şarmu'ş-Şeyh zirvesindeki ateşkes görüşmelerinin
önemli bir konusu da İsrail zindanlarındaki tutsakların serbest
bırakılmasıydı. Şu var ki direniş hareketleri Mahmud Abbas'a, zirve öncesi
bir istişare toplantısı düzenlenmesi ve tutsakların tümünün serbest
bırakılması konusunda garanti alınmadan ateşkes hususunda herhangi bir
garanti verilmemesi yönünde bir tavır takınılmasını önermiş, Abbas böyle
bir toplantı yapılmasını kabul etmiş, ama yapmadan zirveye gitmişti.
Zirvede tutsaklar meselesi gündeme getirildi, ama tüm tutsakların serbest
bırakılması konusunda bir garanti alınmadığı gibi Filistinlilerin
istedikleri öncelik sıralamasına göre bir serbest bırakma takvimi
düzenlenmesi hakkında da müşahhas bir şey ortaya konmadı.
Filistinliler, Oslo Anlaşması öncesinde tutuklanmış 410 kişiye, yaşlılara,
hastalara, kadınlara ve çocuklara öncelik verilmesi şartıyla bir serbest
bırakma takvimi hazırlanmasını istiyorlardı.
Şimdi işgal devleti 500 tutsağı serbest bıraktı ve bütün dünya onu
konuşuyor. Tabii konunun ayrıntısı medya tarafından gündeme
getirilmediğinden, dünya kamuoyu işin içinde ne gibi bir oyun olduğunu
bilmiyor. Böylece İsrail'in amacı tahakkuk etmiş oluyor.
Elbette ki hürriyetleri haksız yere gasp edilen insanların hürriyetlerinin
iadesi müspet bir gelişmedir. Ama buradaki oyunun da konuşulması ve
bilinmesi gerekir.
Serbest bırakılanların büyük çoğunluğunu haklarında verilen mahkûmiyet
süreleri dolmak üzere olanlar ya da haklarında herhangi bir mahkûmiyet
kararı olmayan idari tutuklular oluşturmaktadır. İşgalci devletin
Filistinlilere yönelik bir "idari tutuklama" uygulaması var. Buna göre
herhangi bir İsrail mahkemesi bir Filistinliyi hiçbir suçlamaya dayanmadan
ve hakkında karar vermeden altı aylığına zindana attırabiliyor. Bu sürenin
bitmesinde ise gerek görürse süreyi uzatabiliyor ve bu uzatma işlemini
istediği kadar tekrar edebiliyor. İşte serbest bırakılan beş yüz kişinin
önemli bir kısmını böyle idari tutuklular oluşturuyor ve onlar da zaten
ateşkes görüşmelerinde pazarlık malzemesi olarak zindana atılmış
rehineler.
İşgal devletinin oyununun en önemli boyutunu ise karşılığında önemli
tavizler kopararak gerçekleştirdiği bu serbest bırakma işlemini kendisi
için de imaj düzeltme amacıyla son raddesine kadar değerlendirmesi
oluşturuyor. Üstelik bu dosyayı, yürüttüğü imaj düzeltme faaliyetleri
vasıtasıyla, söz konusu beş yüz kişiyle veya onlara bir dört yüz kişi daha
ekleyerek kapatmak istiyor. Öte yandan, Şarmu'ş-Şeyh anlaşması şiddete son
verilmesini gerektirdiği halde işgal devleti Filistinlilere karşı şiddet
uygulamaya devam ederek yeni tutuklamalarla serbest bırakılanların
yerlerini doldurmaya çalışıyor.
Ahmet Varol 23 Şubat 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr