Düşman Dostların İşbirliği

ABD, Hariri cinayetini Suriye'ye daha fazla yüklenebilmek için gerekçe olarak kullanmak amacıyla havayı ısıtmaya devam ediyor. Zaten konuyla ilgili ilk yazımızda da ifade ettiğimiz üzere ABD bu cinayeti Ortadoğu'ya yönelik yeni stratejisini hayata geçirebilmek için bir başlangıç noktası olarak kullanmayı amaçlıyordu. Cinayetin işleniş tarzı ve zamanlaması da zaten böyle bir başlangıç noktası olarak kullanılmasına imkân vermektedir. Bu sebeple onu kullanmak isteyenler tarafından işlenmiş olması ihtimali, onun aleyhine kullanılacağı bir devlet tarafından işlenmiş olması ihtimalinden çok daha yüksektir. Ama siyasi güç ve medya imkânları kimin daha fazlaysa onun daha çok sesi duyulduğundan oyunun onun istediği doğrultuda sahneye konması kolay oluyor.
Aslında şu ana kadar yapılan resmi açıklamalarda müşahhas bir "suçlu" belirlemesi yoktur. Sadece birtakım irtibatlar kurulmasına çalışılmakta ve bu işten kimlerin istifade ettiği üzerinde durulmaktadır. Üzerinde ittifak edilen bir şey ise bu işin örgüt değil devlet cinayeti olabileceğidir. Bu durumda üç ihtimal karşımıza çıkıyor: ABD, İsrail, Suriye.
Çağımızda devletlerarası ilişkiler tam anlamıyla kuvvet üstünlüğüne göre şekillendiğinden, bu tür olaylarla ilgili tutumların şekillenmesinde de güç belirleyici etken oluyor. Böyle bir cinayette devlet ağzıyla ABD ve İsrail'i suçlama cesareti gösterecek olanlar sadece onlarla zaten diplomatik ilişkileri kötü olanlardır. Diğerleri ABD ve İsrail'in suçlu olduğunu bilseler veya buna kanaat etseler bile bunu resmi açıklamalarına ve tavırlarına yansıtmaktan çekinirler. Aralarında birtakım menfaat çatışmaları, rekabetler ve küçük çaplı sürtüşmeler olsa dahi. Çünkü bu ağır bir suçlamadır ve böyle bir ağır suçlamaya girişmeleri kendilerini karşılıklı menfaat ilişkilerinde büyük sıkıntılara sokabilir. Bu durumda geriye Suriye kalmaktadır. Suriye, zayıf, çağdaş emperyalizm tarafından kıskaca alınmış, ayakta kalabilmek için kendisini hedefe yerleştirenlerle de ilişkilerini sürdürmeye mecbur bir ülke olduğundan ona yüklenmek kolay olmaktadır.
İşte Fransa'nın, Lübnan ve Suriye konusunda ABD ile rekabet halinde olmasına rağmen Hariri cinayeti hakkında ABD'nin tavrına kısmen yakın bir tavır sergileme ihtiyacı duyması başta bu sebebe dayanmaktadır.
İkinci önemli sebep ise Siyonist lobilerin etkisidir. Siyonist lobilerin ABD nezdindeki güçlerini Avrupa ülkelerini de kendilerine bağımlı hale getirebilmek için etkili bir şekilde kullandıkları görülüyor. Avrupa'da son dönemde Müslüman karşıtlığının yaygınlaşmasında bu lobilerin önemli rolünün olduğu bilinmektedir. Fransa'nın Siyonist lobilerle ilişkileri bayağı eskilere dayanır. Fransa aynı zamanda Siyonist lobilerle köklü ilişkilerinin olduğu bilinen mason localarının da yuvasıdır.
Siyonist lobiler ise son dönemde İsrail işgal devletinin geleceğini kurtarmak için Suriye'nin sıkı kıskaca alınmasını, Lübnan üzerindeki kontrolün ise artırılmasını amaçlayan yeni bir stratejiyi ABD vasıtasıyla hayata geçirmek için yoğun bir çaba harcıyorlar. Bunun başarılı olabilmesi için Suriye üzerinde sadece ABD'nin değil Avrupa'nın da etkili siyasi baskı uygulamasını istiyorlar. Bu yolla Filistin direnişinin hem içten hem dıştan kıskaca alınmasının mümkün olabileceğini düşünüyorlar. İşte burada Fransa ile ABD arasında bir ortak payda oluşuyor.
Önemli bir sebep de Fransa'nın ABD ile Ortadoğu'daki rekabetini menfaat çatışmasına dönüştürmek yerine menfaat paylaşımı yoluyla sürdürmeyi tercih etmesidir. Bu sebeple onunla köklü bir muhalefetin içine girmek istemiyor. Bunun yerine kendisi de sahnede yer almak ve meydanı tümüyle ABD'ye bırakmadan aktif rol almak, ama aynı hedefi vurmanın karşılığında önemli bir pazarlık payı elde etmek istiyor. Ne yazık ki burada suçlunun ve suçsuzun, haklının ve haksızın ortaya çıkarılması amacı değil hâkimiyet ve pazar paylaşımı belirleyici etken olduğundan adaletin icra edilmesi yönünde bir çaba sarf edilmiyor.
Çağdaş dünyaya hâkim olan bu çıkarcı anlayış aynı zamanda vefakârlığı da tümüyle öldürmüştür. Bu sebeple "dost ülke" nitelemesinin çağdaş dünyada gerçek bir karşılığı yoktur. Özellikle Batı dünyasından ve onların yönlendirdikleri arasından bir "dost ülke" bulmanız tamamen imkânsızdır. Suriye bu gerçeği şu an karşı karşıya olduğu gelişmelerle görmenin ızdırabını çekiyor olmalı. Türkiye'de bazı siyasi lobilerin ve basın mensuplarının ABD'den "dost ülke" diye söz etmelerinin tamamen boş ve anlamsız olduğu da son gelişmelerle birlikte iyice gün yüzüne çıktı.

Ahmet Varol 20 Şubat 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr