Doğru ma'nâ, dağınık ifade

Rahmetli babam ara sıra Tercüman gazetesi alırdı, biz de Kadircan Kaflı, Ahmet Kabaklı, Ergun Göze isimlerini orada okurduk. Kaflı ve Kabaklı şimdi yoklar, sayın Göze'nin hâlâ yazarlığa devam ettiğini ise bizim Arşiv sayfasındaki iki paragraflık alıntıyla öğrendim.
Mevzû, ülke insanını boş yere meşgul eden başörtüsü mes'elesi. Problemin kavgaya dönüşmesini Erbakan'a bağlayan Göze şöyle demiş:
"Bu ülkede yok edilen İslâm ahlâkından kala kala başörtüsü mü kaldı? Bu ülkede tatbik edilmeyen İslâm emri sadece başı örtmek mi? Üç-beş bin kızımızın başörtüsü şu badirede ülkenin kaderi kadar mı mühim?" (H.O. Tercüman, 10 Şubat 05)
Yılların kalemi mes'eleyi dağıtınca, bizim Abdullah Birisi de, "Ve bir kaypak örnek" diye başlık atmaya mecbur kalmış.
Demokrasiyi meşrû kabul etmiş, bu sistemin okullarında okumayı meşrû kabul etmiş, ama başını bağlamaktan da vazgeçmeyen insanlar, bu ülkenin insanları ise; hiçbir hukukî mesnedi olmayan zorbalıklarla insanları kamplaştırmanın zaten mantığı olamaz. Sistemin kendi kabullerine göre kökten yanlış bir tavır var, üstelik de siyasî otoriteler bunu çözemiyor! Böyle saçmalık olur mu?
Problemin bu cihetinde bendenizin tavrı böyle nettir. Ama, madalyonun öbür yüzünde Ergun Bey haksız sayılır mı? Gerçekten de bu ülkenin Müslüman vatandaşlarının inanç sisteminden kaynaklanan mes'eleleri bu bir metrelik bezle sınırlı mıdır? Biz mi temel değerlerimizden uzaklaşarak basitleştik, yoksa birileri bizi bu mecraya iterek diğer kayıplarımızı gözden mi kaçırıyor?
Bülûğa ermiş bir Müslüman kızın erkeklerle birlikte okumasının, erkek hocalardan rûberû ders almasının, üzerine farz olmayan ilimlerle uğraşmasının, başına bağladığı bezin şer'î tartışmalarına hiç girmeyeceğim; kendi insanına şahin davranan sistemin iç ve dış problemlerinin boyunu aşmasına da girmeyeceğim, zaten girsem de kimsenin anlamaya niyeti yok. Sadece mes'elenin bütünü üzerinde beyin cimnastiği yapmak istiyorum.
Kısas da dinin emri değil mi? Zinâ eden evli erkek ve kadınlara verilen ceza da dinin emri değil mi? Zekâtı hakkıyla toplamak da dinin emri değil mi? Kumarı ve fuhşu önlemek de dinin emri değil mi? Faizi ve içkiyi ortadan kaldırmak da dinin emri değil mi? Saldırgan kâfirlere karşı Müslümanların haklarını korumak da dinin emri değil mi? Kur'an eğitimi ve öğretimi de dinin emri değil mi? Kur'an alfabesini öğrenmek de dinin emri değil mi? Dünya yüzündeki bütün mü'minleri "kardeş" bilmek de dinin emri değil mi? Kadın-erkek bütün Müslümanların iman ve ferâiz ilimlerini öğrenmeleri de dinin emri değil mi? Fırkacılıkla, grupçulukla parça parça olmamak da dinin emri değil mi?
Açın Kur'an'ı okuyun, İslâm'ın fıkıh kitaplarını okuyun; ondan sonra da sadece bir kısmını yazdığım şu din emirlerinden hangisinin tatbik edildiğini görün! Var mı hiçbirisi? Bizi tek bir madde ile meşgul edenler, acaba şu diğer maddeleri gözden kaçırmak istiyor olmasınlar? Enerjimizi bir noktaya boşaltmakla, inancımızdan kaynaklanan problemlerimizin çözüldüğünü mü sanacağız?
Değirmenimiz suya gitmiş de, biz şakşakasını arıyor olmayalım.
Kimsenin hareketini tenkid etmek için söylemiyorum, ihtiyacım da yok. 1920'de Kur'an ve Buharî-i şerif hatimleriyle, dualarıyla Meclis açıp, 1923'te rejimin adını Cumhuriyet koyarken de Anayasa'nın ikinci maddesine devletin dininin "İslâm" olduğunu yazıp; sonra da yukarıda bir kısmını yazdığım dinin emirlerini rafa kaldıranlarla da bir işim yok. Çünkü, yirmi beş senedir onlara söyleyeceğimi söyledim, mahkemeleri ve zindanlarıyla da mükâfatımı aldım.
Sadece, şu beyin cimnastiği ile, mes'elemizin tek noktaya teksifinin doğru olup olmadığına dikkat çekmek istedim, o kadar! Ergun Bey bütün bütün haksız mı acaba?

Mustafa Kaplan 16 Şubat 2005 Vakit
mkaplan@vakit.com.tr