Okuyucu soruları (56)

 

Diyalog Faaliyetleri (1)

Soru: Soracağım sorularda kesinlikle art niyet yoktur, kesinlikle Kur’an ve Sünnet ışığında tarafınızdan bilgilendirilmek amaçlıdır. Şimdiden Allah razı olsun.

1- Zamanımızda bir cemaat tarafından müslümanlar adına yürütülen hoşgörü ve diyalog faaliyetlerinin İslami bir şekilde yapılıp yapılmadığı.

2- Her ne niyetle olursa olsun bu faaliyetleri kabul etmeyen ve eleştiren müslümanlara modern karmati veya harici deme hakkına herhangi bir şahıs sahib midir ve durumu nedir?

3- Kısaca bütün küfür ehline hoşgörü gösterilip diyaloğa girilirken müslümanlara karmati, harici ve anarşist diye yaklaşanlara, bakış açımız ve davranışımız nasıl olmalıdır.

4- İşgal edilmiş bir ülkenin insanlarının kesinlikle hiçbir imkanları yoksa kendilerini feda etmelerinin İslam’da yeri nedir, İslam tarihinde buna benzer misaller var mıdır?

5- Hoşgörü ve diyalog faaliyetleri malumunuz tüm Türkiye tarafından bilinmektedir. Bu konu ile ilgili zamanımızın büyüklerinin yaklaşımı ile ilgili herhangi bir bilgiye sahib misiniz?

 

Cevap: Bana gönderilen soruların hangi niyetle sorulduğunu şimdiye kadar sorgulamadım. Bana düşen, sorulan sorulara kapasitemin ve imkânların elverdiği ölçüde cevap vermektir. Kimseye “Sen bu soruyu art niyetle sormuşsun; onun için cevaplamıyorum” gibi bir tavrım olmadı, olmaz. Cevaplara gelince;

 

1. Dinlerarası diyalog ve hoşgörü faaliyetlerine karşı tavrım başından beri hiç değişmedi. İlke olarak Müslümanlar’la diğer din mensuplarının, hatta dinsizlerin ve ateistlerin diyalog halinde olmasında herhangi bir sakınca olmadığını düşünüyorum. Daha da ileriye giderek bunun Müslümanlar açısından bir “zorunluluk” olduğunu söylüyorum.

Zira Müslümanlar yeryüzünde Hakk’ın yegâne temsilcisidir ve Hak’tan habersiz olan kitlelere onu duyurma görevi öncelikle ve sadece Müslümanlar’a terettüp eder. Biz onlarla diyaloğu kesersek onlara Hak ve hakikati kim ulaştıracak?

Ancak soruda da ifade edildiği gibi bu faaliyetlerin “İslamî” olması, yani İslam’ın istediği ve öngördüğü biçimde yerine getirilmesi de bir zorunluluktur.

Bununla iki noktayı kastediyorum:

A. Hak ve hakikatin tahrife uğramamış biricik adresinin İslam ve onun temel referansları olan Kur’an ve Sünnet olduğu gerçeği asla perdelenmemeli, inkâr edilmemelidir.

B. Diyalog faaliyetlerinin dinî, politik, sosyal ve kültürel bakımdan İslam’ın ve Müslümanlar’ın aleyhine sonuç verecek bir oluşum ve gelişim seyri izlemesine izin verilmemelidir. Bu da bu faaliyetlerin Müslümanlar’ın inisiyatifi ile başlatılıp yürütülmesini zorunlu kılar.

Şu halde Müslümanlar’la diğer kitlelerin “din çerçeveli” diyalogu, “İbrahimî dinlerin birlikteliği”, “dinlerin aşkın birliği”… gibi “yok aslında birbirimizden farkımız” demeye gelen saçma sapan sloganlar üzerinden değil, ancak “Hak ve hakikatin tebliği” zemininde ve Müslümanlar’ın inisiyatifinde yapılabilir. Diyalogcu çevrelerin, yürüttükleri faaliyeti Kur’an ve Sünnet’ten, hatta tarihten kotardıkları argümanlarla desteklemeye çalışırken bu temel gerçeği çarpıttığı görülmektedir.

Kısa bir zaman önce ilk iki cildi neşredilen İslam ve Modern Çağ’da (I, 104 vd.; II, 160 vd.) bu hususları alabildiğine geniş olarak ele almıştım.

Meselenin bir de “hoşgörü” boyutu var. Ağzından çıkanı kulağı duyan kimseler için burada meselenin semantik boyutuyla iştigal etmenin gereksizliği açık. Ancak “diyalog” ve “hoşgörü” kelimelerinin bir arada kullanılmasının bilinçsiz/rast gele bir seçim olduğunu düşünmemizi isteyenlerin bizi saf yerine koyduğunu görmemiz gerekiyor. Zira “hoşgörü”nün “diyalog”un lazım-ı gayri mufarıkı olmadığı gerçeği bir yana, burada Müslümanlar adına hareket edenlerin, muhataplarının inancına sinmiş bulunan “şirk”i hoş görmekle kendi zeminlerini berhava ettiklerini hatırlatmak durumundayız.

 

2. Diyalog faaliyetlerini onaylamayanları “Karmatî hezeyanı, Haricî mantık ve anarşist tavır” içinde olmakla suçlayan kişi Fethullah Gülen hocaefendidir. (Bkz. http://www.fethullahgulen.com veya http://tr.fgulen.com) Bu benzetmelerin kimleri hedeflediği ve ne kadar isabetli olduğu üzerinde duracak değilim. Ancak şu kadarını söylemeliyim ki, diyalog ve hoşgörü faaliyetlerini onaylamayanları bu şekilde damgalamak ve itham etmek yakışıksız bir tavırdır. Fethullah Gülen hocaefendinin acaba diyalog ve hoşgörü faaliyetlerini desteklemeyen/onaylamayan Yahudi ve Hıristiyan dünyadan herhangi bir kesimi bu şekilde suçladığını gören/duyan olmuş mudur? Böyle diyerek kendi insanıyla köprüleri atarken Kur’an’ın, “Sen milletlerine tabi olmadıkça ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmayacaktır” (2/el-Bakara, 120) buyurarak içyüzlerini açığa vurduğu kesimlerle kardeş oluvermek neyle izah edilebilir?

Benim birçok kere dile getirdiğim mülahazalarla veya benzeri düşüncelerle günümüzde sürdürüldüğü şekliyle diyalog faaliyetlerini onaylamayan ve Karmatî batınîliğinden de Haricî fanatizminden de anarşizmden de bütün benliğiyle teberri eden kitleler bakımından yukarıdaki tesbitlerin hiçbir şey ifade etmediği açıktır… (Devam edecek)

 

Ebubekir Sifil 14 Aralık 2004 Milli Gazete

e-mail: esifil@yahoo.com