Dilemma!
İşe bakar mısınız, Avrupalı dostlarımız, bizi “zalim Türk devleti”(!)nin elinden
kurtarmaya çalışıyor. “Bırakın bu insanlar ana dillerini konuşsunlar, diyor.
İnançlara özgürlük istiyor. Ey Türk devleti yetti gali, kendi yurttaşına işkence
etme, ayıp oluyor ya hu!” diyor..
Artık bir sahibimiz var. “Darbe yapmak yasak kardeşim”. Bak sonra sizi AB’ye
şikâyet ederiz.. AİHM gideriz.. AB “Halkın dediği olacak” diyor. Demokrasi
olacak memlekette..
Tekrar soruyorum, bunu kime diyor? Türk devletine değil mi? Peki bizi bu AB’ye
üye yapmak isteyen Türk hükümeti değil mi? Tamam, anladık da, dün darbe
yapanların arkasında yine bu Batılı dostlarımız yok mu idi? Yani anamızı ağlatan
bunlar.. Bu zalim yönetimlerin sırtını dayadığı güç bu güç.. Kontrgerillayı
babam icad etmedi herhalde. Şimdi bu duruma karşı çıkan da bu güç. Bizim
hükümetimiz bütün bunları bile bile, Batıya kendini beğendirmeye çalışıyor..
Bile bile lades diye bir şey var.. Bana bu iş böyle bir oyun gibi geliyor. Batı
çok dürüstse arşivlerindeki geçmişe aid bilgileri niye açıklamaz. Herkesin
bildiği bir “sır” var ortada.. AB’li dostlarımız, bütün ihtişamı ile,
parmaklarını gözümüze sokarcasına “hııı!” diyor. “Sakın bize söz verip ev
ödevlerini yapmamak yok ha!” Çünkü şimdiye kadar hep öyle oldu..
İşin aslına bakarsanız, Batıda da “dün dündür, bugün bugün”. Dün bizim
yoksullukla, terörle terbiye edilmemiz gerekiyordu, bugünse böyle..
Şimdi demokrasi vaktidir. Demokrasi ile terbiye edileceğiz.
Daha önce işgal etmeleri gerekti, ettiler. Sonra işleri bitti, çekip gittiler.
Önceki gün İstanbul’un kurtuluşu idi, adamlar tek kurşun sıkılmadan çekti gitti.
Korktu da gitti değil, işini bitirdi ve gitti. Biz ancak 3 gün sonra şehre girip
göndere bayrak çekebildik.. Bayramını yaptığımız gün işte böyle bir gün..
Bilen bilir, devrimler bir ihtiyacın ürünü değil, zorunluluktu!.
Neyse fazla ileri gitmeyelim. “Düşmanı denize dökmek”ten söz eden kahramanlık
hikayeleri, “Çanakkale geçilmez”in devamı.. “Orduların ilk hedefi niye
Akdeniz’di?” de, Meis Yunanistan’da kaldı, ya da “Yunanı denize döktük”
dökmesine de Ege adaları nasıl Yunanistan’ın oldu bunları anlamak için biraz
okumak gerekiyor..
Atatürk 10 Kasım’da öldü, onun için o gün matem yaparız. Selanik’te doğmuştu
değil mi? O günü bilsek o günü de bayram yapacağız ama, onun yerine 19 Mayıs’ı
kutlarız. Ne var ki, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı geminin ne seyir defteri
var elimizde, ne de geminin kendisi. Tıpkı, Yavuz ve Midilli gibi onu da jilet
yaptılar.. Jilet nerde derseniz çöpe attık! Çöplükleri hakir görmeyin, bir
milletin tarihinin yattığı mezarlıklardır! Az şeyimiz çöpe gitmedi.. Az filmler,
az kitaplar yakmadık çöplüklerde
Hani “anahtar nerde suya düştü, su nerde, inek içti, inek nerde ormana kaçtı,
orman nerede, yandı bitti kül oldu!” diye bir tekerleme var ya! Bu da işte o
hesap!
Zaten ormanlar yakılmak içindir değil mi, çıra nasıl da yanar öyle mübarek!
Biz düşmanı denize döktük, sonra da denize döktüklerimizle kardeş olduk.
Özellikle rakıyı içince anladık bunu. Ayık kafa ile olmuyordu çünkü.. Raki, şiş
kebab, Türk lokumu, sirtaki, Todor’un meyhanesinde tuzlu sakız leblebi, ancak o
zaman oluyor.. Şimdi nerede o leblebiler. Nerede o rakılar?. Yetmedi, “emsali
görülmemiş bir galibiyetin mümessili” olan “düşman” sonra medenileşti, biz
barbarlaştık ve gün geldi, bizim “denize döktüklerimiz” bizi zulüm, fakirlik,
cehalet denizinde boğulmaktan kurtardı. Sağolsunlar.. Bu Batılılar iyi insan
netekim.. Müstevliler dostlarımız artık. Canımız, ciğerimiz, umudumuz.. Zaten şu
Kurtuluş Savaşı da olmasaydı, çoktan Batılı olmuştuk ya neyse!
Rus işgali altında, Kızılordu’nun demir pençesindeki Demirperde ülkeleri bile
bizden önce medenileşti, biz hâlâ beklemedeyiz. Hani keşke bıraksaydık da Sovyet
ordusu Anadolu’yu işgal etseymiş bari!.. (Tevbe estağfurullah)
İşin şaka tarafı bir yana; Habeşistan’a ya da Medine’ye hicret eden ilk
Müslümanları düşünüyorum.. Hayır! O bile değil bu. Darbecilerden korkuyoruz,
onların şerrinden kurtulmak için suya düşen yılana sarılır/ölümü görüp hastalığa
razı olmak hesabı bir çıkış yolu arıyoruz, ama unutmayalım ki bu darbecilerin
arkasında yine bunlar vardı..
Ben buruk bir hüznü yaşıyorum.. Kendimi aşağılanmış hissediyorum. Millete
alçakça darbeler indiren ve bizi bugünlere düşüren medya, mafya, sermaye,
siyaset ve bürokrasi ağalarına lanet ediyorum.
Derdim düşmanlık değil, Batıyla tarihten gelen hesaplaşmanın sürmesi de değil
derdim.. Ama ne bileyim ben. Batılılardan çok da bizimkilerin tavrına karşı
tarifi imkansız bir rahatsızlık duyuyorum. Korkmuş, sinmiş de değilim. Şartlar
şimdi daha kötü de değil biliyorum.. AB olmasa da Evren olsa daha iyi mi, bu
açıdan bakarsan, durum ortada.. Beynim zonkluyor.. Selâm ve dua ile..
Abdurrahman Dilipak 09.10.2004 Vakit
adilipak@vakit.com.tr