Değerler sisteminin çatışması

Topluma çekidüzen veren çağlarüstü, evrensel ve değişmez değerler sisteminin adı dindir. Bu dinin de ismi İslâm'dır. Bu dinden geçerli not alan toplumlar, dinin değerlerini değiştirmeden kendilerini dinin değerleri doğrultusunda değiştiren toplumlardır.
Dinden geçerli not almayan toplumlar ise, kendilerini değiştireceklerine dinin değerlerini değiştirmeye kalkışan toplumlardır. Böyle toplumlar, sürekli dinle ve dine bağlı kalanlarla kavgalı olan toplumlardır.
Toplumsal değerlerini dinden almayan toplumlar, dinin değişmez değerlerine ihanet eden toplumlardır. İslâm'a inanan ve teslim olan toplum, toplumsal değerlerini İslâm'dan alır. İslâm'dan toplumsal değerlerini almayan ve alma ihtiyacını hissetmeyen bir toplum, İslâm toplumu sayılmaz.
İslâm'ın değerlerini toplumsal değerlerden saymayanlar, İslâm'ın bütünlüğüne inanmayan ve onu noksanlıkla itham etmeye kalkışanlardır. Şunu bilelim ki; dinin değerleri hem toplumsal ve hem de evrensel değerlerdir. Müslümanlar tarihi boyunca dini değer olan günah ile kanuni suç ve toplumsal yaptırım olan ayıp hiçbir zaman çatışmamış aksine çakışmıştır. İşte İslâm toplumunda değerler sistemini oluşturan dini değer olan günah ile kanuni suç ve toplumsal yaptırım olan ayıp, bunların üçü birlikte toplumsal eğitimin gerçekleşmesine vesile olmuşlardır. Tabii ki, izahatını yaptığımız değerler sistemini çatıştırmadan toplumsal eğitimi gerçekleştiren toplumlar, medeni toplumlardır.
Bir memlekette dinin değerleri, toplumun değerleri ve egemen olan siyasi sistemin değerleri birbirine muhalif hale gelmişlerse, o memlekette değerler sisteminin çatışması var demektir. Yani dinin yap dediğini siyasi iktidar yapma diyorsa, siyasi iktidarın yap dediğini din yapma diyorsa, buna rağmen bu tezatlı durum toplum hayatında gerçekleşiyorsa, değerler çatışıyor, toplum zorlanıyor ve toplumsal huzur bozuluyor demektir.
Bugün siyasi iktidar nezdinde suç sayılan bir davranış dinin nezdinde günah sayılmıyorsa, toplum tarafından ayıplanmayan bir davranış, dinen günah kabul ediliyorsa, bu demektir ki, değerler sisteminin çatışmasıyla karşı karşıyayız. Değerler sisteminin çatışması, kötülük ile iyiliğin bir kabul edilmesidir. Tabii ki, iyilik ile kötülüğün müsavi/eşit olması, asla ve kat'a mümkün değildir. Allahû Teâla buyuruyor: "İyilikle kötülük bir olmaz." (Fussilet Suresi/ 34) İyilik asli, kötülük ise arızidir. Kötülüğün ortadan kaldırılması esastır. İyilik ile kötülüğü birlikte yaşamak, değerler sisteminin çatışmasından yana olmaktır.
İslâm topraklarında değerler sisteminin çatışması, hayatını hakk'a uyduran değil, hakk'ın hükmünü kendine uydurmaya çalışan insanların çoğalmasına sebeb olmuştur.
Dinen farz olan durumların yerine getirilmesinin kanunen suç sayılmasıyla birlikte "iyi vatandaş" ama "kötü bir Müslüman" tipi ortaya çıkmıştır. Kanunen suç sayılan bir şeyi terk eden bir kimse siyasi iktidar nezdinde "iyi vatandaş", ama aynı şeyi dinen yerine getirmek farz olduğu için onu terk eden aynı zamanda kötü bir Müslümandır. Dolayısıyla değerler sisteminin çatışması, çifte kimlikli, ikiyüzlü ve bukalemun tipli insanların çoğalmasını sağlamış oluyor.
Cahiliyyenin kuşatması altındaki İslâm topraklarında iyi bir vatandaş ama aynı zamanda kötü bir Müslüman ikilemi içerisinde kalmayı kabul edenler, değerler sisteminin çakışmasından değil, çatışmasından yana olanlardır.
Dinimiz İslâm'ın öngördüğü insan tipi, kimlikli, kişilikli, vasıflı ve tavırlı insan tipidir. Tabii ki, bu insan tipi de, Müslümandır. İslâm, toplumda değerler sisteminin çatışmasını değil, çakışmasını öngörür. Müslüman olarak geleneğimizde toplumsal kınanma ve tepkinin ismi "ayıb" dır. Mesela büyüklerine karşı saygısızlık edenler adab-ı muaşeret/görgü kurallarına aykırı hareket ettiklerinden dolayı Müslüman toplum tarafından ayıplanma ile karşılanır. Toplumun ayıplanma ile karşıladığı bu durumu, dinimiz de kerih görmüştür. Rasulüllah (sav) buyuruyor:
"Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimizin de hakkını tanımayan bizden değildir." (Sünen-i Ebi Davud(Ebu Davud) Kitabu'l Edeb:66, Beyrut/ty.)
Bir toplumda görev ve farz, yasak ve haram, serbest ve helal kargaşası ve karmaşası yaşanıyorsa, o toplumda dinin değişmez değerleri layık oldukları yeri almamışlar ve layık oldukları yerlere oturtulmamışlardır. Böyle toplumlarda huzursuzluk, haksızlık, yoksulluk ve yolsuzluk kaçınılmazdır. Böyle bir durumda huzuru temin etmenin çaresi, Müslüman toplumu İslâm dininin değişmez değerlerine göre inşa etmek ve fiilen değerler sisteminin çakışmasını sağlamaktır.
Bir ferd veya toplum için huzur ve mutluluğun güvencesi, inancından kaynaklanan kural ve kaidelere, prensip ve değerlere göre yaşamaya kalkıştığında hor görülmemesi, kınanmaması, suçlu muamelesine tabi tutulmamasıdır. Şunu unutmayalım ki, insanları en çok mutlu eden şey, inançlarına uygun bir hayat yaşama imkânına sahip olmalarıdır. Bu imkânı bulamayan insanlar sürekli mutsuz ve huzursuzdurlar.
Sonuç olarak İslâm topraklarında sürmekte olan toplumsal huzursuzluğun temelinde değerler sisteminin çatışması vardır. Değerler sisteminin çatışmasına sebeb olanlar keyfî ve cebrî iktidarlar, katkıda bulunanlar ise, bildikleri doğruları doğru zamanlarda konuşmayanlardır.
Doğruları doğru zamanlarda konuşmayanlar, doğruya inanmayanları yanlarında göremedikleri gibi, yanlarındakileri de karşılarında bulurlar.

Mustafa Çelik 28.12.2004 Vakit
mcelik@vakit.com.tr