Dakyanus öldü mü?
Dakyanus da kim? Rivâyete göre, İncilin aslına inanan müminleri putperest
yapmak için bütün devlet imkânlarını seferber eden bir zâlim imparator imiş.
Nereden baksan iki bin seneye yaklaşan bir hâdisenin menfî kutbu. Onun ölüp
ölmediğini sormak da elbet abes. Nice milyar canlıyı alan ecel elbette onu da
aldı, herkesi gizleyen yer onu da gizledi. Rûhu şimdi kim bilir hangi
cenderenin içinde azabla kıvranıyordur.
Dakyanusun asırlar boyu unutulmamasını sağlayan ise onun kötü şöhreti değil,
hâdisenin müsbet kutbu olan Ashâb-ı Kehf. O zâlimin zulmüne boyun eğmeyerek
küfrü reddeden bu asilzâdeler, kaçarak bir mağaraya gizlendikleri yerde
kudret-i İlâhî ile tam 309 sene uyuduktan sonra, Dakyanus kâfirinin mülküne
halef olan bir mümin idarecinin devrinde uyanmışlar. İşte o hârika hâdisedir
ki, Dakyanus denen zâlimin adını da bugünlere getirmiştir.
Ashâb-ı Kehfin ruhları ise kim bilir hangi mübarek mekânda Cennet manzaraları
ile sermesttir...
Asrın şiddetinden dolayı mağaralara gizlenerek inançlarını yaşamak zorunda
bırakılan Ashâb-ı Kehf, acaba o iki bin senenin arkasında kalanlardan mı
ibarettir? Bugün de aynı mümin gençler, aynı sıkıntılara katlanmıyorlar mı?
Çeçenistan, Afganistan, Keşmir, Doğu Türkistan dağlarındaki mağaralarda
inançlarını muhafaza savaşı verenlerin meşhur Ashâb-ı Kehften ne farkları
var? Onları dağ başlarında yaşamaya mecbûr bırakan modern despotların da
Dakyanustan ne farkları var?
Dakyanus öldü mü? Yoksa bugün de yüzlerce Dakyanus; dünya yüzünü pisletmeye,
safî inançları boğmaya çalışmıyor mu? Çinin Dakyanusları Doğu Türkistanda
ne yapıyor? Hindu Dakyanuslar Keşmirde ne arıyor? Rusun Dakyanusları
Çeçenistanda balon mu şişiriyor? Amerikan Dakyanusları Afganistanda,
Irakta ve dünyanın yüzlerce yerinde piknik mi yapıyor? Bezlerle kafayı
bozanlar, Kuran öğreten ve öğrenenleri suçlu muamelesine tabi tutanlar...
Şeddâd denen zalim bir tane idi, Nemrud denen alçak da bir tane idi, adı bize
kadar Dakyanus olarak gelen tiynetsiz de bir tane idi; günümüzde ise
benzerleri sayılamayacak kadar çok. Her bölgede sırıtan bir Dakyanus kellesi,
her beldede şirretlik frekansında çınlayan Dakyanus homurtularını görmek ve
duymak mümkün. Mazlum Ashâb-ı Kefh de az değil. Her yalçın dağın gözden uzak
kovuğunda, her beldenin gösterişten mahrum bodrum katlarında o boynu bükükler
var. Kılıçlarının her iki tarafı da kesen zalim Dakyanusların zulmünden
kaçarak temiz inançlarını koruma derdine düşmüşler. Onlar da rahmet
kanatlarının gölgesi altında uyuyorlar.
Mazlumların son şefkatli sığınağı olan Osmanlının Karlofça andlaşmasına imza
koymaya mecbur bırakılmasıyla Dakyanuslara açılan zulüm yolu, herhalde 300
senelik uzunluğa erişti. Hatta geçti bile. Ashâb-ı Kefhin uykudan
uyandırılmasına fazla bir zaman kalmadı. Hicrî 1432de durum değişir
inşaallah.
Gerçek Dakyanusun devrini yaşayan Ashâb-ı Kefh, müminlerin hâkim olduğu bir
temiz baharda uyanmışlardı; günümüzün zulümden bunalmış Ashâb-ı Kehfi de aynı
temiz havayı soluyabilmek için 309 yıllık uykunun geriye sayımını yapıyor.
Kronometreler öyle hızlı çalışıyor ki, uyanık kalbler gelen tatlı rüzgârın
heyecanıyla göğüs kafesini zorluyor. 1425, 1426, 1427... Fil, Ebâbil,
Kureyş...
Küfrün ve zulmün pisliğinden bunalan yerler ve gökler, Dakyanusları yutmak
için sabırsızlanıyor. Onlar ise dünyanın tepesine çöreklenmenin mahmurluğu
içinde habire o mümin asilzâdeleri kovalıyorlar. Ashâb-ı Kefh avındalar. Bir
Kahhâr elin ümüklerini sıkma vakti ise acele etmiyor; ama yolda!