Çözüm formülü
Çağımızda ABD kendini tüm dünya üzerinde bir güç gibi görüyor. Bu
sıfatının da kendisine uluslararası eşkıyalık hakkı verdiğini düşünüyor.
Bu sebeple kendisi için meşru ve makul gördüğü şeylerle çok az benzerliği
olan işleri bile başkalarına gayri meşru görüyor ve saldırı gerekçesi
olarak kullanabiliyor. Nükleer ve kimyasal silahlar bulundurduğu
iddiasıyla Irak'ı işgal etmesi, nükleer silah geliştirdiği iddiasıyla
İran'ı tehdit etmesi ve Lübnan'da asker bulundurduğu gerekçesiyle
Suriye'yi sıkıştırması böyledir. Psikolojik savaş yoluyla hâlâ korku
hegemonyasını ayakta tutmaya çalıştığından ve hizmetindeki medya
vasıtasıyla bunu başarabildiğinden tehdit gücünü kullanabiliyor.
Aslında İslâm dünyası hatta sadece Arap dünyası bile, Suriye'ye destek
verse Amerikan emperyalizminin yapacağı bir şey yoktur. Bir tek İran'ın
destek verdiğini açıklaması bile ABD saldırganlığı önünde ciddi bir engel
oluşturmuştur. Ama ne yazık ki İslâm ülkeleri ABD eşkıyalığının
kendilerini rahatsız etmesi ve buna mutlaka dur denilmesi gerektiğini
düşünmek yerine çözümü teslimiyetçilikte arıyorlar. Arap dünyası ise ne
yazık ki tümüyle kaypak bir politika izliyor.
Arap Birliği genel sekreteri Amr Musa, ABD tehditlerinin yoğunlaşmasından
sonra Suriye cumhurbaşkanı Beşşar Esed'i ziyaret ederek görüşme yaptı.
Ardından Suriye'nin Lübnan'daki askerlerini çekeceğine dair açıklama
yaptı. Ancak Suriye tarafından yapılan açıklamada Amr Musa'ya böyle bir
şey söylenmediği belirtildi. Anlaşıldığı kadarıyla Amr Musa'nın yapmak
istediği zemini oluşturmak ve kamuoyunu hazırlamaktı. Belki Musa, Arap
dünyasında ikinci bir Irak istemediği için buna gerek görmüştü. Ama
formülü, dayanışmada değil eşkıyanın önünden kaçmada arıyordu.
Bu arada Arap dünyasından gelen bazı baskılar, ABD baskılarına güç kattı.
Bu durum karşısında Suriye kendini yalnız hissetmiş olmalı ki askerlerini
Bekaa vadisinde toplamaya başladığına dair haberler veriliyor.
Suriye'nin Lübnan'daki askerlerini çekmesi bizim istemediğimiz bir şey
değildir. Ama mevcut şartlarda bunun için Suriye'ye yüklenilmesi ABD
politikasına destek sağlar ve onun elini güçlendirir. İslâm ülkeleri, Arap
dünyası ve bunların koordinasyonlarını sağlayan İslâm Konferansı Örgütü
ile Arap Birliği teşkilatı bir ülkedeki yabancı askerleri çıkarmak için
güçlerini kullanabiliyorsa önce Afganistan, Irak ve Filistin'deki işgalci
askerleri çıkarmak için kullansınlar. Buralardaki işgale karşı açıkça
tavır koyarlarsa ABD'nin Suriye'ye karşı kullandığı gerekçesi de elinden
alınmış olur. Ortak tavır takınmaları durumunda ABD'nin yapabileceği bir
şey de yoktur.
Ne var ki ABD'nin Suriye'ye baskıda kullandığı gerekçeyi elinden almak
için onun ve himayesindeki İsrail'in işgallerine yüklenmek yerine,
isteğinin yerine gelmesi için çalışıyorlar. Bu durumda sebebin ortadan
kalkacağını ve ikinci bir Irak'ın ortaya çıkmasının önleneceğini
sanıyorlar. Gerçekten de öyle olacak ve mesele çözülecek mi? Bu konuyu da
inşallah müteakip yazımızda ele alalım.
Ahmet Varol 26 Şubat 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr