Çeçenistan'da direnişin dünü
ve bugünü-3Rusya, Dağıstan'daki
gelişmeleri ve bazı Rus şehirlerindeki patlamaları gerekçe göstererek
1999'da Çeçenistan'ı yeniden işgal ederken 1996'da imzaladığı anlaşmayı
bozmuş oluyordu.
O zaman Rusya başbakanı olan Viladimir Putin, Çeçenistan'a asker
sokmalarını: "Çeçenistan Rusya toprağıdır. Dolayısıyla askerlerimizi
istediğimiz bölgesine sokarız" diye izah ediyordu. Oysa Çeçenistan esasta
Rusya toprağı değildir. Üstelik 1996'da imzalanan anlaşmayla Rusya da
Çeçenistan'ın bağımsızlığını kabul etmişti. Dolayısıyla Rusya,
Çeçenistan'a asker sokarak hem uluslararası anlaşmaları hem de
Çeçenistan'la imzaladığı ikili anlaşmayı ihlal etmişti.
Bunun yanı sıra yapılan iş alelade bir asker sevkıyatı değil doğrudan
sivillere yönelen bir katliamdı. Bu itibarla Çeçenistan, Putin'in iddia
ettiği gibi Rusya'ya bağlı olsa bile bu, Moskova yönetimine Çeçenistan'da
yaşayan insanları istediği gibi öldürme, yurtlarından çıkarıp sürgün etme,
hava saldırılarıyla evlerini başlarına yıkma hakkı vermez.
Rusya'nın Çeçenistan işgalinin başlangıcında daha çok sivilleri hedef alan
hava saldırılarına ağırlık vermesinin amacı Çeçenistan yönetimini kendi
isteğiyle teslim olmaya ve Moskova hâkimiyetini yeniden kabullenmeye
zorlamaktı. Çünkü hava saldırılarına karşı bir savunma mekanizması yoktu.
Sivil hedeflere yönelik saldırıların yol açtığı zayiat da çok oluyordu. Bu
zayiat yüzünden insanlar kalabalık gruplar halinde yurtlarını terk ederek
yine Moskova hâkimiyetindeki Inguşetya başta olmak üzere bölgedeki değişik
yerlere sığınma ihtiyacı duyuyorlardı.
Moskova işte bu büyük zayiatın ve göç hareketinin Çeçen mücahitleri kendi
istekleriyle teslim olmaya zorlayacağını umuyordu. Çünkü o, daha önce
yaşadığı tecrübeyi tekrar yaşamak, Çeçen direnişçilerle kara
çarpışmalarında karşı karşıya gelmek istemiyordu. Böyle bir şeyin
kendisini zor durumda bırakacağını ve geçmişte karşılaştığı sonucun
aynısını doğurabileceğini düşünüyordu. O zaman başbakan olan Putin de:
"Önceki tecrübelerimizden yararlanacak, geçmişte yaptığımız hataları
tekrar etmeyeceğiz" diyordu. Ama hava saldırılarından hedeflediğini elde
edemedi ve başkent Çeharkale'nin kapılarına kadar dayanarak Çeçen
mücahitlerle direkt karşı karşıya gelmek zorunda kaldı. Bu göğüs göğüse
çatışmalar ise Rus güçlerinin beklemediği şekilde kayıplar vermesine yol
açtı.
Rusya, Çeçenistan'a sevk edilmiş ve edilecek askerleri moral yönünden
fazla yıpratmamak için buradaki kayıplarını olduğundan çok daha düşük
gösteriyor. Ama Moskova'daki Asker Anaları Derneği'nin açıkladığı
gerçekler Moskova yönetimini yalanlıyor.
Rusya'nın Çeçenistan direnişini kırmak için uyguladığı taktikler işgalci
Siyonistlerin Filistin direnişi karşısında başvurduğu taktiklere çok
benziyor. Ev yıkma, toplu sürgün, toplu eziyet, esir alınanlara işkence
bunlardan bazıları. En çok benzeyen taktiklerden biri de liderlerin
tasfiyesidir. Gerek Siyonist devlet ve gerekse Rusya bu taktiklerinden
istedikleri sonucu elde edememişlerdir. Bu çerçevede lider konumundaki
şahısları hedef alan özel operasyonlarından da umduklarını elde
edemediler. Çünkü bu mücadeleler şahıslara, liderlere bağımlı değil birer
kararlılık mücadelesidir. Liderler kendilerini bayrak taşıyıcısı olarak
görmektedirler ve o konuma gelmeyi şehadeti göğüsleyerek kabul
etmişlerdir. Taşıdıkları bayrağın yere düşmemesi için de kendilerini her
an beklediğini bildikleri şehadet sonrasının hazırlığını yapmaktadırlar.
Rusya, Çeçenistan'daki bağımsızlık mücadelesinin önderi Cevher Dudayev'i
anlaşma döneminde haince ve alçakça bir suikastla şehit etti. Yine bu
direnişin önderlerinden Selman Raduyev'i işkenceyle şehit etti. Bir başka
önder Selimhan Yandarbiyev'i Katar'da cami çıkışında haince bir suikastla
şehit etti. Tıpkı Fethi Yeken'in Malta'da MOSSAD ajanları tarafından şehit
edilmesi gibi. Şimdi de Aslan Maşadov, Putin'in hükümet kararıyla
düzenlendiği haber verilen bir operasyonla şehit edildi. Tıpkı Şeyh Ahmed
Yasin'in Şaron'un Bakanlar Kurulu kararıyla düzenlenen operasyonda şehit
edilmesi gibi. Ama bu bayrak yere düşmeyecek. Direniş sürecek. Hem
Çeçenistan'da, hem de Filistin'de. Zalimden insaf bekleyenler boşuna
bekliyorlar. Adaletin hâkim kılınması zalimlerin lütfuyla değil gücün ve
hâkimiyetin adaletin eline geçmesiyle ancak mümkün olabilir. Öyleyse
adaleti ve hakkaniyeti isteyenler bunun için mücadele edenlere destek
versinler. Bu mücadeleleri terör olarak nitelendirip de Şaron'la, Bush'la
ve Putin'le aynı hedefi vuranların saflarında yer almasınlar.
Ahmet Varol 13 Mart 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr