Çarşaf ve
peçeye dair! (1)
Ben; Şişli Terakki ve Işık liseleri, Fevziye Mektepleri (o da Şemsiefendi
Mektebi ile aynı kökten) ve Şemsiefendi Mektebinin Sabatayla ilişkisini
yazdım diye, hakkımda yarım düzine dava açıldı, yarım trilyona yakın tazminat
istediler. Bu davalardaki ifadelerimizi Şişli Terakki Davaları ile
kitaplaştırmıştık. Davaların tamamı beraatle sonuçlandı.
Geçen gün Zekeriye İyilikle beraberdik. MHP çevresinden biri. Laf dönüp
dolaşıp bu konuya geldi.. M.Ali Gökaçtının İletişim Yayınlarında çıkan
Nüfus Mübadelesi / Kayıp Bir Kuşağın Hikâyesi isimli kitaptan söz etti. Ben
okumamıştım. İlginç, benim demek istediğimi Gökaçtı açıkça yazıyor.. Tabii, o
yazıp söyleyince ses yok. Kitabın 229. sayfasında şu ifadeler aynen yer
alıyor: 19. YYa gelindiğinde değişen şartlar göz önüne alınarak, sadece
gizlenerek yaşamanın yeterli olmayacağından hareket eden Sabataycılar, eğitim
faaliyetlerine önem vermişler ve Selanikte kurdukları Fevziye ve Terakki
mekteplerinin yanı sıra Şemsi Efendi gibi eğitimcilerin açtıkları ilkokul
düzeyindeki eğitim kurumlarıyla cemaat mensuplarının çağın gerekleri
doğrultusunda yetiştirilmesine çalışmışlardı. Kitapta daha neler neler var..
Neyse.. Hele bir de Mevlanzade Rıfatın Türk İnkılabının İçyüzü üzerine
yazdıklarını okusanız.. İlgi duyanlar Pınar Yayınlarından çıkan kitaplara
bakabilir.
Asıl konum bu değil.. Sezerin başörtüsü açıklamasından sonra size bugün
müthiş bir belge sunmak istiyorum.. İster inanın, ister inanmayın, aşağıda
okuyacağınız yazı Kemalist inkılabların yılmaz savunucusu Yakup Kadri
Karaosmanoğluna ait. Yazının alındığı yer Yakup Kadri / Kadınlık ve
Kadınlarımız, sayfa 39-41. Kitap Bahriye Çeri tarafından İletişim Yayınları
için baskıya hazırlanıyor..
Kitabın ilk baskısı 1923te yapılmış. İşin garip yanı, bir zamanlar Halife
Hakan efendimiz diye mektuplar döşenen Kemalist kadro gibi, Yakup Kadri de
kıyafet devriminden sonra Çarşaf için kara bir leke diye yazmaya
başlamıştır..
Kitabın Çarşaf ve Peçeye Dair diye başlayan bölümünde Kadrocu Yakup
Kadrinin yazdıkları aynen şöyle: Bu çirkin asrın ve çirkin muhitin yegâne
süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır
ki, gözlere hâlâ bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor. Niçin ondan
müşteki gibisiniz? O mazrufa, bu zarftan muvafık ne olabilir? Sizi böyle
gördükçe bir kadının başka türlü nasıl giyinebileceğini düşünüyorum ve
çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum. Siz bizim aşkımızın,
hürmetimizin, siz bizim kıskançlığımızın muti mahbubeleri değil misiniz?
Vücudunuzun şeklini alan bu dilfirib (gönül çelen) mahpesi sizin etrafınıza,
sizin yüzünüz üstüne biz ördük. Bizim ihtimamımız, bizim muhabbetimiz ördü.
Sizi güneşten, havadan, sizi kem nazardan sakındık da böyle yaptık. Yazık
değil mi ki, o saçlara güneş vursun, o yüzü havalar, tozlar hırpalasın. Yazık
değil mi ki -maazallah- o gözlerin harimine kolayca, laubali bir yabancı gözün
kıvılcımı sıçrasın. Düşündük ki, belki bilmeyerek, belki farkına varmayarak
birine gülüverirsiniz. Nazarlarınız belki bila ihtiyar birinin üstünde fazlaca
tevakkuf ediverir. Onun için yüzünüzü örttük. Zira tebessümlerinizin,
bakışlarınızın kıymetini biz anlıyor, biz biliyorduk. Gönlümüz onların öyle
lüzumsuz yere heder olmasına acıdı da, bir ipek mahfaza içinde muhafazalarına
lüzum gördük.
Cemiyetlerin, medeniyetlerin esasını bir erkeğin kıskançlığı kurdu.
Memleketlerden, vatanlardan evvel ilk müdafaa edilen kadındı. Bana inanınız;
bütün bu evler, bu mabedler ve bu şehirler sizin için yapıldı ve sizin
açıldığınız ve sizin kıskançlık mahpesini yıktığınız yerlerde derhal evler
yıkıldı, mabedler harap oldu. Şehirler çöktü. Çünkü sizin mahpesleriniz o
yerlerin surları idi, kaleleri idi.
Niçin başka cinsten kadınlara bakıp da, başınızda garip mütalalara meydan
açıyorsunuz? Onlardan size ne? Siz başlı başına bir âlemsiniz. Ben o âleme
girdiğim dakikadan itibaren hariçte başka mevcudiyet var mı, yok mu unuttum
bile. Siz niçin kendinizde herkesi unutmuyorsunuz?
Söze başlarken demiştim ki, Bu çirkin asrın ve çirkin muhitin yegâne süsü,
yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Memnun ve müsterih
yaşamak için bu kanaat size kifayet etmez mi? Halbu ki, benim ruhumu sadece bu
kanaat dolduruyor: Peçeniz ve çarşafınız! Bunlardır ki, bana muhabbet
öğretiyor.. Hayata muhabbeti, aşka muhabbeti, memlekete muhabbeti öğretiyor..
Bahusus memlekete muhabbeti. Zira sizin örtüleriniz, bu süsleriniz değil midir
ki, minarelerden ve al rayetten (bayraktan) sonra, bu serseri ruha biraz aşina
melce ve bir emin mersa (liman) saadeti veriyor. Peçelerinizin kudsiyetini
şuradan anlayınız ki, bir yabancı elin ona uzanması ihtimali bile gayz nedir,
kin nedir hiç bilmeyen bu tembel ve yorgun ruhta beldeler yıkacak, burç ve
barular (kaleler) devirecek bir ateş alevliyor..
Daha bitmedi. Devam ediyor. Arkası yarın..
Selâm ve dua ile..