Çanakkale içinde vurdular beni!

18 Mart, Çanakkale savaşının yıldönümü. 19 Mart, ABD'nin Irak'a girişinin... Şu günlerde Çanakkale üzerine toplantılar yapılıyor, konferanslar veriliyor, filmler gösteriliyor, programlar yapılıyor. 19 Mart'ta ise Kadıköy'de ve Taksim'de; 20'si de öyle.. ABD'yi protesto için tüm dünyada gösteriler var..
Bugün konum; Çanakkale!
"Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni!"
Askerlerimizin kahramanlıkları, cesaretleri, fedakârlıkları tartışma götürmez.
Avustralya'da Çanakkale savaşı sırasında şehid olan Gül Cemal ve Nur Muhammed'in efsanevi hikâyeleri, ya da yeşil sarıklıların cephedeki rollerine ilişkin rivayetler de değil konum. Osmanlı askerlerinin cephedeki arkadaşlıkları, ya da annelerine yazdıkları mektuplardan da söz etmeyeceğim.
"Bedr'in arslanları ancak, o kadar şanlı idi" diyen şairin, neden böyle söylediği ya da bu övgüleri de değil konum.
Çanakkale'nin öncesi ve sonrası. Çanakkale savaşına komuta eden Alman generali ile ilgili sorularım var.
Çanakkale anlaşılmadan Osmanlı'nın nasıl yıkıldığı, Ermeni meselesi anlaşılmadan cumhuriyetin nasıl kurulduğunu anlamak kolay değil.
Mustafa Kemal, Çanakkale'den sonra Liman Von Sanders'le birlikte Şam'a gitti. Şam'dan İstanbul üzerinden Samsun'a..
Sanders, Şam'da üç ordumuzu İngilizlere kırdırdı.
Çanakkale'de 400 ya da 500 bin insan hayatını kaybetti. Yeni bir iddiaya göre İngilizler, Çanakkale'de kimyasal silah da kullanmışlar.
Bugünlerde İngilizlerle dostuz ya, AB içinde tek bir devlet olacağız. Burada anlaşılmayan bir husus var: Bu milletin yüzde 80'i AB'ye evet diyor. Aynı milletin imkân bulan 2.5 milyon ferdi Çanakkale'yi ziyaret ediyor. Ama ne var ki, millet okumak yerine anlatılanları dinlemekle yetiniyor.
Yavuz ve Midilli'yi, yani Braslav ve Goben'i bilmeden, nasıl Almanların safında Rusya'ya ve İngiltere'ye karşı savaşa girdiğimizi bilmeden Çanakkale'yi anlamak mümkün değil.
Çanakkale geçilmez filan lâf, geçildi ve sonunda Mondros anlaşmasını imzaladık. Ardından Sevr'le bize ölümü gösterip, Lozan'la hastalığa razı ettiler.
İttihatçıların alçakça bir oyununa kurban gittik. Celladımızı alkışlatır gibi bize bir "enkazı beşer"i alkışlatıyorlar. Osmanlı'nın yıkılışına yol açan bir süreçte, iktidarı ele geçiren Enver ve şürekasının cepheye sürdüğü askerlerimizin kurban edildiği bir kirli oyunu bir kenara bırakıp, bize başka hikâyeler anlatıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, 250 bin şehid. Çoğu medrese talebesi. İstanbul sokaklarında genç bırakmadılar. Ölüm tarlalarında tek tek şehid düştüler.
Ya karşı taraf? Bir o kadar da karşı tarafta hayatını kaybeden Müslüman var. Burada Hilafet merkezini İngiliz işgaline karşı cansiperane koruyan Osmanlı askerleri; ki, Mehmet Akif, Hilafet merkezi düşerse, Mekke, Medine ve Kudüs'ün düşeceğini haber vererek, Bedrin arslanları ile bu mânâda bir paralellik kurarken, karşı safta İngilizlerin, Almanlar tarafından işgal edilen Hilafet merkezinin Almanların elinden kurtarılması bahanesi ile Mısır ve Hindistan'dan toplanan askerler hoyratça cepheye sürülüyor. Anzaklar işin kreması/kandırmacası. Ölen ve öldürülen biziz aslında. Bizi bize kırdırdılar. Çanakkale'yi anarken bunları da hatırlayın.
Çanakkale geçildi sonunda. Şam düştü. Bölgedeki 3 ordumuz dağıtıldı. Filistin işgal edildi, Mekke ve Medine İngiliz işbirlikçilerinin eline geçti. Kimimiz Allahuekber dağlarında dondu, kimimiz Şam'da, Filistin'de çöllerde yandı kavruldu. Kimimiz Çanakkale içinde vuruldu.
Biz bir yandan Çanakkale'yi anarken, İsrail'de Siyonistler 10 Nisan'da onbinlerle Mescidi Aksa'ya yürüyüp yıkmaya hazırlanıyorlar.
Sahi siz Ankara'ya giderken, üzerinden akıp gittiğiniz rayların Hicaz demiryolunun bir parçası olduğunu hiç düşündünüz mü?
Neden hâlâ Hicaz demiryolu kapalıdır? Hacılar neden karadan, denizden ve demiryolu ile hacca gidemezler? Hiç düşündünüz mü? Haydarpaşa tren istasyonunun mimarisi nasıl? Bu yolu kim, niye yaptı?
Bana kalırsa, Çanakkale'yi anmadan önce Liman Von Sanders gibi bir Alman generali, neden, nasıl, niçin Bedir'le kıyaslanan bir savaşın komutanı oldu, onu anlamak, bilmek gerek!
Tarih, övgü ya da sövgü kitabı değildir. Tarih, toplumun ortak tecrübeler birikimi ve ortak bilincidir. Keşke bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmasak. Keşke tarihten ders alsak!
Selâm ve dua ile.

Abdurrahman Dilipak 19 Mart 2005 Vakit
adilipak@vakit.com.tr