"Çanakkale Geçilmez" mi dediniz?

Siz hâlâ mı, ‘Çanakkale geçilemedi!’ sanıyorsunuz? Dün, Çanakkale Zaferi’nin 90.yıldönümüydü.. Medyadaki yayınlar ve bazı yetkililerin tavırlarındaki yaklaşım, hamâset edebiyatının da ötesindeydi..
Yeniden, ‘Çanakkale geçilmez..’ diyerek, özellikle de kavmiyetçi terâneler yükseltildi..
Halbuki, o savaştan geride kalan mezarlıklara dikkatlice bakan bir kimse, orada, sadece bir kavmin değil, bütün bir İslam dünyasının, ümmet’in savaştığının ipuçlarını hemen elde eder..
Çünkü, mezar taşlarındaki yazılarda bile, Yemen’den, Bağdad’dan, Bingazi’den, Çölemerik (Hakkari)’den, Edirne’den, Priştina’dan, Şumnu ve Kırcaali’den, Kırım’dan, Girit’ten, Kerkük’den, Kıbrıs’dan, Dersim’den, İskenderiye’den, Diyarbekir’den, Haleb’den, Batum’dan, Sivas’dan, Tebriz, Baku ve Gence’den, hatta Buhara, Isfehan ve Lahor’dan, Musul’dan, Medine’den, Ayıntâb’dan, Trabzon’dan vs.,
İstanbul’u rüyalarında bile göremeyenlerin, bir inanç sisteminin ve o inanç üzerine kurulu bir dünya görüşünün bağlısı olan bir ümmetin haysiyetini, namusunu korumak ve bu aslî merkezin, pâyitaht’ın /başkentin düşmemesi için, dünya hayatından geçişlerinin destanıdır, Çanakkale..
Ama, biz o hazin/ muhteşem tabloyu, daha sonra, nasyonalist-laik uygulamalarla katlettik..
Bu yıldönümü vesilesiyle, tarih adına söylenenler ise, bir facia.. Verilen kayıpların ise, Genelkurmay’daki resmî kayıdlara göre, 59 bin olduğu kesin iken; bu rakamın 250 bin kişi olarak telaffuzu, başta olmak üzere..
Halbuki, o savaşa katılanların tamamı, yaralıları, hastaları, ‘tebdil-i hava’ya gönderilenleri veya kaçaklarıyla 200 bin civarında..
Bu savaşı yönetmiş olan 360 kadar üst dereceli komutandan 170 kadarının isminin bile belirlenemediği; diğer yarısının da, resimlerinin ‘Erkân-ı Harbiye’ / Genelkurmay kayıdlarında bile bulunmadığı açıklanan bir savaşın asıl kahramanının bir ‘tek kişi’ imiş gibi gösterilmesi tuhaf değil mi? (İlginçtir, o zaman hiçbir kumandan sözkonusu edilmez, kahramanlık ordunun tamamına atfedilirdi resmî beyanlarda ve dualarda.. Ancak, Yakûb Kadri hâtırâtında, daha o zamanlarda, İkdam gazetesinde çalışırken, geceleri, ‘şebnâme’ denilen gizli bildiriler yayınlayıp, halk’a, bazı komutanların isimlerini duyuyurduk..’ der ve o bazı kumandanların başında, kimin geldiğinin ve sonunda nasıl ‘tek kişi’ye düşürüldüğünün hikâyesini de biliyorsunuz..)
Halbuki, bakınız şimdi, Erol Mütercimler’in ‘Gelibolu’ isimli kitabında, sözkonusu kişinin ‘savaşa geç geldiği’ bile yeni yeni gündeme getirilebiliyor.
Bilindiği gibi, sözkonusu kişi, daha önce de, Filistin’de, komutasındaki güçlerin dağılmasından sonra, üstlerinden izinsiz olarak cebheyi terk edip, İstanbul’a dönmüş ve bu durum, daha sonra, ‘ülkenin geleceği için çareler aramak üzere gelmişti’ diye mazûr gösterilmeye çalışılmıştı.
Batı’nın Türkiye’ye baskısı yeniden artarken, dün, ‘Çanakkale geçilemez..’ nutukları atılırken bunları bir daha düşündüm.. Evet, Çanakkale geçilememişti, ama, Çanakkale geçilecek ve dıştan fethedilemiyen kale, içten fethedilecekti..
Çanakkale’de dünya hayatını inancı için fedâ eden insanlar, kendilerinin canları ve kanları bahasına elde edilen bir zaferin üzerinde, kurnazca yükseltilecek bir laik rejim eliyle, Kur’an’larının alfabesine; analarının, bacılarının, hanımlarının, kızlarının inançlarının gereği olan örtülerine bile, hem de milletin gözbebeği ve ‘Peygamber Ocağı’ diye nitelediği ordu adına bazı ceberrut kişiler eliyle yasaklar getirileceğini, inançlarının hakarete uğrayacağını bilselerdi de, yine öylesine fedakârca giderler miydi, ölümün üzerine..
Siz bakmayınız, yeniden, böyle günlerde, milletin ayranlarının kabartılmak istenmesine..
Laik mütegalibe taifesi de biliyor ki, kitleleri bir inançla hareket ettiremedikçe, onları kimse ölümün üzerine öylesine fedakârca gönderemez.. Bunun için, gerektiğinde, ‘İslâm’ın savunucusu’ rolüne bile soyunuyorlar; R. Ecevit’in ‘Din elden gidiyor..’ demesinde olduğu gibi..
Ama, hayatın bu inanç sistemine göre değerlendirilmesine gelince; işte orada, ‘Bizim istemediğimiz yönelişlere asla müsaade edemeyiz..’ diye ve de, ‘İhtimal ki, bazı kelleler koparılacaktır..’ ‘vecîze’yleriyle ne cinayetler işlenmiştir..
Ama, bizim insanlarımız biraz duygulu sahneleri görünce, ayranı kabarmaya âmâde vaziyette, geçmişi unutup, kendilerinden geçiyor ve ‘Çanakkale geçilemez!’ diye kendi kendimize propaganda yapıyoruz..
Halbuki, bize anlatılmak istenen şudur: ‘Bu ülke, savaş zamanında müslüman halkındır; barış zamanında ise, o halkın sırtına binen ‘taife-i laicus’un!.’

cakirgil@yahoo.de
Selahaddin Eş………… 19.03.09