Cami'de doğdular
kiliseye mürid oldular
Müslüman bir anne ve babanın Müslüman evladı olarak dünyaya gelmiş olmak, büyük
bir nimettir. Ancak bu nimet, dünya ve âhiret saadetine ermek için kâfi
değildir. Dünya ve âhiret saadetine ermek için Müslümanca yaşamak ve Müslümanca
ölmekte gereklidir. Elbetteki Müslümanca yaşamak ve Müslümanca ölmek bedelsiz
değildir. Müslümanca yaşayıp Müslümanca ölenler, Müslüman olmanın bedelini
kanlarıyla ve canlarıyla ödeyenlerdir. Müslüman olmanın bedelini ödemeye
yanaşmayanlar, imanın hududunu aşmaya kalkışanlardır.
Münkir ve müşrik medyanın haber ağlarının girdabında boğulma tehlikesini yaşayan
Müslümanları haberdar etmek istiyorum. İslâm topraklarında çobanı kurt olan
sürüden kaçışın kavgası veriliyor. Çünkü İslâmî potansiyeli istismar edenler,
dönekliğin bayramını kutluyorlar. Müslüman olarak öyle bir zaman diliminde
yaşıyoruz ki; dostlarımızın ihaneti, düşmanlarımızın ihanetini fersah fersah
geride bırakmıştır. Bu asrın Müslümanları olarak çok dar zeminlerden geçiyoruz.
Biz zor zamanların dini olan İslâmın müntesipleriyiz. Yüce doruklarda hep zoru
seçeriz. Sevdamız uğruna serden geçeriz. Hendek harbi bitiminde Medine mimarı
örnek ve önderimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurmuştur:
Şimdi sıra bizde! Onlar artık gelemez üstümüze! (Sahih-i Buhari / Kitabul
Meğazi: 29, İst / 1315)
Asrın Firavunlarıyla hesaplaşma sırası bize gelmişse bunu bir başka mevsime, bir
başka nesle havale etme lüksümüz yoktur. İçimizde böyle bir lüksü olduğunu iddia
edenler, dindarlığı tavizkârlıkla eşdeğer görenlerdir. Şunu bilelim ki; dindarın
dindeki tavizkârlığı, inancındaki kanserin belirtisidir. Onun sonu safi ölüm ve
zulüm olan küfre varır. Müslüman insan yaşamak için yer, yemek için yaşamaz.
Bütün dünya karşısına dikilse de Allahû Teâlâya karşı kulluk hududunu aşmaz.
Asrımızın Müslümanı mazlumdur. Denilse ki kimin mazlumudur? Cevaben deriz ki;
kendi yanılgılarının mazlumudur. Çünkü günümüzün Müslümanı yanlış yerden seçilen
kılavuzların kurbanıdır.
Günümüzde İslâm topraklarını talan etti bir sürü talihsiz, ihanete uğrayan
Rabbanî dava sahipsiz. Hayata yön veriyor riyakârca övgülerin altındaki
sövgüler, nezih kılıflar içinde gizlendi galiz küfürler. Yanlış yerden seçilen
kılavuzlar alkış tuttular zulmü güncelleştirenlerin macerasına, ümmet adına
ümmeti hibe ettiler batının vebasına!
Biz de Müslümanız dedikleri halde dünya müstekbirlerinin İslâma biçtikleri
konumu kutsayanlar, kutsallarına ihanet ederek kutsallarını tüketenlerdir. Allah
aşkına, lillah aşkına söyleyin, mümine kadınların tesettürünü yasaklayanların
yasaklarının tartışılmasını dahi istemeyenlerin tesettür diye bir kutsalları
olur mu? Altını çizerek diyoruz k; İslâmdan çok, egemen şer odaklarının
Hıristiyan, Yahudi ya da ateist kültür değerlerine kafasını ve gönlünü sonuna
kadar açmış aydınlardan ve yönetim kadrolarından müşrik kültürün
köleleştirilmiş tüketiciliği nden başkası beklenemez.
Allahû Teâlânın ayetlerini bırakıp Batının kriterlerinin propagandasını
yapanlar, onların hayata amir olması için kavga verenler, bila şekü şüphe
müşrik kültürün köleleştirilmiş tüketiciliğini yapanlardır. Bunlar,
aldanmışlığın bilgisini satanlardır. Tabiî ki, aldanmışlığın bilgisini satanlar,
Hükmüllahı hâkim kılmak için yola çıktılar, makamı, mevkiyi görünce
Hududullahı aşmada anlaştılar.
Genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise ülkemizde yıllar yılı Avrupa Birliği,
bir Hıristiyanlar birliğidir. Biz buna üye olamayız. Çünkü biz Müslümanız.
Müslümanlar tek bir ümmettir diyenler, hükmetme mevkiine gelince Allahın
âyetleri yerine Batının kriterlerini güncelleştirdiler. İslâm Ümmetinin
Birliği yerine Avrupa Birliğine girmeyi hedef edindiler. Afganistanda, Irakta
binlerce Müslüman çocuğu katleden, Müslüman kadınlara tecavüz eden, onların
evlerini yıkıp mallarını talan eden Şeytan Amerikanın devlet başkanı evrensel
katil Bushu misafir ettiler.
Evrensel katil Bushu memnun etmek için birbirleriyle yarıştılar. Hatta evrensel
katil Bushu memnun etmenin mutluluğunu aileleriyle paylaştılar. Bunlar Camide
doğduklarını ve camide büyüdüklerini unutsalar da bu ülkenin Firaset ehli
müminleri onların camide doğduklarını ve büyüdüklerini unutmadılar. Ancak bu
yaptıklarına bir mana veremiyorlar taaccüp ve hayretlerini beyan ediyorlar.
Aslında taaccüp edilip hayret edilecek bir şey yok: Camide doğdular, kiliseye
mürid oldular! şu âyetin haber verdiği cehennem yolcularından olmamak için
kendilerine kilise müridlerinin muamelesi yapılmalıdır:
Diyecekler ki: Rabbimiz, gerçekten biz, yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat
ettik, onlar da bizi yoldan saptırdılar. (Ahzab Sûresi / 67)
Camide doğacak, kiliseye mürid olup fatura ödeyeceksin. Bundan daha büyük bir
zillet olur mu?
Biz de Müslümanız dedikleri halde Allahın âyetleri yerine Batının
kriterlerini güncelleştirenler, İslâm Ümmetinin Birliği yerine Avrupa
Birliğine girmek için çalışanlar, günümüzde İslâm âlemine karşı Küresel Haçlı
Seferini düzenleyen Şeytan Amerikanın devlet başkanı evrensel katil Bushu
memnun etmek için yarışanlar, camide doğmuş olmanın bedelini değil, kiliseye
mürid olmanın faturasını ödüyorlar.
Mustafa Çelik 18.07.2004 Vakit