Bu oyun bitmez

Sistem ne vakit sıkışsa, kendini rahatlatacak bir şeyleri buluyor. Sistemin halktan kopuk, dayatmacı olması halkı özümseyemiyor. Sistem, halkla çatışır görülmektedir. Ama bu zıtlığı, yumuşak inişlerle gidermektedir. Sosyal bünye patlama noktasına gelince birileri vasıta ile indiriveriyor. Türkiye de bunu, Menderes, Özal, Erbakan ve Tayyip Erdoğan’la yaptı ve yapmaktadır. Orijinal olanı, sistemin kontrolünde olduğu için hep kârlı çıkıyor. Bütün hareketlerden vazife çıkararak son bulduruyor.
Menderes devrini yaşadık. Halk bizar, sistemin baskısı karşısında kızgındı. Örf, âdet ve geleneklere bakılmadığı için kin güdüyordu. Bu kızgınlığını Menderes’i göreve getirerek aldı. Sistem yine boş bırakmadı, hükümeti kontrol altına aldı. Bürokrasi işlemez, sözleri dinlenmez oldu. Menderes’in Celal Bayar’a, “Hocam, hükümet olduk, ama iktidar olamadık” sözleri durumu yansıtıyordu. Her taraf köstebekle doluydu. İş yapılmadan refüze ediliyordu. Netice hepimizce malum: İdam...
Özal ondan farklı değildi. Derine damga vurulan, yüz kırk ikiler ve yüz elli dokuzlar onun döneminde değişti. Ne şeriat geldi, ne de komünizm. Gelen liberalizm ve kapitalizmdi. Toplum rahatladı. Halk kendine geldi. Ama, kontrolü elinde tutamadığı için ahlâksızlık hakim oldu, insanları ahlâkın dışına itti. Ev, iş ve toplum egoist düşünce mahsulü oldu. Her şey para oldu. Sistem bunu da kullandı. Ahlâksızlığa bizzat başbakanın ailesini soktular da, istedikleri ahlâksızlığa Özal’ı alet ettiler.
Erbakan, içlerinde sistemle hesaplaşmada en yakın olanı idi. Sistem onu da vesayet altına almada zorlanmadı. Başbakanın içki içmediği mecliste içki içilmeye zorlandı. Dinle mücadeleyi onun zamanında yaptılar. Başörtüsü, İmam-Hatip meselesini onun zamanında kaşıdılar. Kur’an kurslarını kapattırmak istemlerini karşılamayınca al aşağı ettiler, kendileri öldürdü, cenazeyi Erbakan’a kaldırttılar. Ama halkın tepkisine, “Madem başaramayacaktı niçin geldi?”ye cevap verildi. Halktan koparıldı, sistemin dışında kalmaya mahkûm edildi.
Yeni zamanlara gelindi. Bütün bu boğuşmaları seyreden halk, kararını verdi. Kendisi ile bütünleşen, mağduru oynayan, deneyimli gördüğü Tayyip Bey’i getirdi. Bütün oyunların oynandığı İmam Hatipliyi, kendisini korusun, halkın isteğini yerine getirsin diye getirdi. Halka vaadleri, istediği yöndeydi. Kendisi de iştahlı, azimli ve cesur görünüyordu. Sanki halk onu bekliyordu. O da geldi. Geldi ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Onun hayal ettiği demokrasiden başka bir demokrasi vardı. Netice, konuştuğunun tam tersini yaptı, yapıyor ve yapacak!
Kendimi onun yerine koydum. Sen olsaydın ne yapardına cevap aradım? Erbakan’ın ya da Erdoğan’ın yaptığından başkasını yapamazdım. Çünkü sistem her kurumun başına şeytanlarını koymuş, halka da gidin oynayın diyor. Dikiz aynasından da kontrolünü yapıyor. Böyle olunca da sistemin hedef seçtiği, İmam Hatip, Kur’an kursu, sekiz yaş, şimdiki zina çıkmaz ve çıkamaz. Başbakan ne kadar samimi olursa olsun, geri adımlar atmaya devam edilecektir. Halkın verdiği kredi bitinceye, rejimin biçtiği zaman gelinceye kadar devam edecektir. Halk sistemle hesaplaşıncaya kadar.

Duran Kömürcü  19.09.2004 Vakit
dkomurcu@vakit.com.tr