Bu oraya, o buraya!
Ticaretin böylesi görülmüş müdür? Elmasları verip de cam parçalarını alan
bir Yahudi gibi, İslâm dünyası da bir cinnet geçirmiş. Kendisine şahsiyet
veren bütün değerleri Batı'nın keferesine satmış, onları mazide zelil ve
rezil etmiş ne kadar pislikleri varsa kendisi satın almış!
Endülüs ve Sicilya medreselerine gelip de İslâm'ın temel güzelliklerini
gören Avrupalı, zaman içinde onları kendi bünyesine aşılamış, sonunda
bugünkü tablo ortaya çıkmış. "Poitiers" kelimesini duymamış, İslâm
ordularının oraya kadar ayağını bastığını bilmeyenlere şimdi neyi ve nasıl
anlatacağız?
Eline bir Fransa haritası al, o şehrin Paris'e kaç parmak mesafede
olduğunu bir düşün hele. Oraya İslâm'ın sancağını götürenlerden şimdi
bahsetmiyorlar, hoşgörü mani oluyor... Senin ecdâdın Avrupa'nın göbeğinde
Vistül nehri kenarında atlarını suluyordu, şimdi Batı'nın domuzları
Bağdad'da otlanıyor! Niye böyle oldu?
Niyesi var mı? Sen değerlerini onlara kaptırdın, onun pisliklerine kucak
açtın!
Senin dininin "cihâd" emrini şimdi ABD, İngiliz, İsrail orduları yapıyor,
hâliyle dünyada söz sahibi de onlar oluyor. İslâm ülkelerinin orduları bu
emri terk ettiği için, gelen kâfirle boğuşmaya güç yetiremediği gibi,
kendi içinde de birliği te'min etmekte zorlanıyor.
Sen Allah'ın "dürüstlük" emrini rafa kaldırmışsın, "temizlik" emrine kulak
tıkamışsın, "çalışma" emrini kötülüklerde kullanmışsın, "tüyü bitmedik
yetim hakkını yememe" emrini aksiyle ifâ etmişsin, "birbirinizi sevin"
emrini "düşman olun" şeklinde anlayıp tatbik etmişsin, gâvur ise bunları
alıp kendi malı yapmış. İnançsızlıktan doğan ne kadar pislik ve
ahlâksızlığı varsa, onları da ambalajlayıp sana kakalamış! Yani, bu oraya
gitmiş, o buraya gelmiş! O zaman da Osmanlı'nın yerini ABD ile AB almış!
Oturup da ağlamamız mı lâzım, yoksa düşünüp rayımızı değiştirmemiz mi?
Bizim aydın geçinenlerimiz hâlâ Batı'nın çöplüklerinde süprüntü arama
derdinde...
Hasan Şervani, Dünya Müslüman Öğrenciler Birliği lideri bir Pakistanlı
imiş. Dışişleri Bakanlığı'nın destek verdiği ve İstanbul Bilgi, Koç,
Sabancı, Hacettepe Üniversiteleri, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Model
Birleşmiş Milletler Kulüpleri ve Siyasal Ufuk Hareketi Derneği tarafından
düzenlenen bir konferans için Türkiye'ye gelmiş ve "İslâmiyetin hakiki
ma'nâdâ demokratik bir din olduğunu ve gerçek bir Müslümanın gerçek bir
demokrat olacağını" söylemiş. Irak'a, Afganistan'a gelen "demokrasi"
meyvesini göremeyen, Perviz'in bu kurtlu meyvesi; kendi mukaddes
değerlerini öğrenemeden keferenin çöplüğünde eşelenmeye başlamış. Allah'ın
vahyi ile beşerin fikrini anlayamamış bir aydın müsveddesi elbette
Batılıların arayıp da bulamadığı bir maldır. Yeni Perviz'lere ihtiyaç
duyan Batılı, şimdiden adamcıklarını yetiştiriyor. Onu haber yazan gazete
de, "Demokrasi İslâm'la başladı" gibi sarih küfür kokan bir ara başlık
atmakta beis görmemiş! Halbuki, organizasyonun içindeki "Kemal Derviş,
Soli Özel" isimlerinin bulunması bile uyanmaya yetmez miydi?
Şu da bir başka haber:
"The Guardian yazarı Hywel Williams Londra'da Kraliyet Akademisi'nin son
sergisi TÜRKLER'i ziyaret etti. Gördükleri kendisini epey
heyecanlandırmıştı. İnebahtı Deniz Seferi'ni canlandıran panoları
gördükten sonra, Almanya ve Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğine neden
karşı olduğunu çözdü, 1571 zaferine bağladı.
"Sergide Bellini tarafından yapılan Sultan Fatih portresini gördüğünü
yazan Williams, yazısını ilginç bir iddia ile bitirdi: Williams'a göre
bundan sonraki nesiller batıya karşı Fatih'in portresini değil, Usame bin
Laden'in portresini kullanacaklar." (İnternethaber, 12 Şubat 05)
Williams'ın gördüğünü niçin Şervani göremez acaba?
Eskiden kefere Lawrence gibi yüzde yüz kendi adamlarını boyayıp içimize
sokuyordu; artık öyle zorlanmasına gerek yok. Şervani'lerimiz mebzul
miktarda var. Kurtuluşu kendi değerlerinde değil de Batı'nın çöplüğünde
arayanların elindeki portreler ise artık Fatih'e de ait değil ki!
İsterseniz bakın!
Mustafa Kaplan
mkaplan@vakit.com.tr