|
Bizden ne istiyorlar?
ABD, AB, İsrail, İngiltere, NATO, IMF, Patrikhâne, Yunanistan alenî ve üstü örtülü surette devamlı bizden birşeyler isteyip, devamlı bizden birşeyler koparmaya çalışıyorlar. İstekleri alt alta sıralamaya kalkışsak yüzlerce sahife tutar. Hülâsa ederek, “bizden ne istediklerine” bakalım: ABD’nin en son isteğinden başlayalım: Amerikan idaresi; “Stratejik ortağı” olarak gördüğü AKP iktidarından Türkiye’deki Amerikan aleyhtarlığının önlenmesini istiyor. Bunun nasıl yapılacağını söylemiyor. (Belki de söylüyorlar da kamuoyuna aksetmiyor.) Amerika, Türkiye’nin burnunun dibince bir İslam ülkesini işgal edecek, Müslüman hanımlara tecavüz edecek, binlerce Müslümanı katledecek, Türkiye’deki Müslümanlar bu hunharlığa sempati ile bakacaklar, öyle mi? Amerika’ya göre bakmalılar. Türkiye’de yaşayan insanlar Amerika ne yapıyorsa tasvip etmeli, Amerika’ya sempati ile bakmalı. AKP’den son istekleri bu. Peki Cani Coni’nin başka istekleri neler? Türkiye’nin en stratejik yerlerdeki limanlarını ve havaalanlarını ve İncirlik’i sorgusuz- sualsiz, tamamen kontrol dışı olarak kullanmak istiyor. (Doğu’daki bazı yerlerin Ermenistan’a, Güneydoğu’daki bazı yerlerin Kuzey Irak’taki işbirlikçi palyaçolara, GAP bölgesindeki bazı şehirlerin İsrail’e, İstanbul’un kalbinin Ortodoks Patrikhanesine verilmesini istiyor. Ama bunu şimdilik resmiyete dökmeden el altından talep ediyor ve “gereğini” yapıyor.) İsrail ise artık niyetini saklamak gereğini duymuyor. Onlar artık hamile kadınların dokuz ayın sonundaki heyecanlı bekleyişine benzer bir bekleyiş içerisine girmiş bulunuyor. Muharref kitaplarındaki yazılan tarihin geçmekte olduğunu görerek, bir an evvel “Büyük İsrail Projesinin” gerçekleşmesini istiyor. O projeye göre Türkiye’nin; Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa şehirleri de dahil olmak üzere Nil-Fırat arasındaki bölgeler İsrail sınırına dahil olacak. ABD ve İngiltere’nin yönetimini de bütünüyle kontrolleri altına alacaklar ve böylece dünya imparatorluğunu gerçekleştirecekler. Planları bu. Peki Türkiye’den ne istiyorlar? Bu projeye köstek olmamasını. Kurbanlık koyun mahmurluğuyla boynunu Yahudi bıçağına uzatmasını... AB ne istiyor? İstekleri bitmiyor ki... Binlerce sayfalık raporlar arasına sıkıştırdıkları yüzlerce maddelik isteklerinin yerine getirilmesini emrediyorlar. O yapılıyor, bu defa yeni emirler dayatıyorlar. Son istekleri şu: Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi yazılmayacak. Din dersi, “mecburî ders” olmaktan çıkarılacak. Türkiye’deki bazı unsurlara azınlık statüsü verilecek. Kıbrıs Rum kesimi tanınacak ve KKTC lağvedilecek. Kıbrıs’tan asker çekilecek. ABD ve AB’nin mühim bir beklentisi de şudur: AKP iktidarının çıkarttığı yeni TCK’yı uygulayacak yeni bir iktidarın işbaşına geçmesi... Onlara göre bu yeni iktidar, o maddeleri işletecek ve Türkiye’deki Müslümanları bütünüyle tepkisiz hale getirecektir. Türkiye’nin kalbini sökmek, gözünü oymak, ciğerini dişlemek, paramparça etmek isteyenlerin tamamını tek bir tâbirle ifade edecek olursak, onlara “zındıka komitesi” diyebiliriz. İşte bu zındıka komitesinin plânlarını ve isteklerini şu şekilde net ifadelerle “tercüme” edebiliriz: “Bu ülke bize lazım. Zira bu ülke dünyanın zembereği, kalbi gibidir. Bizim planlarımızı bozacak olanlar da Müslümanlardır. Onun için ne yapıp edip Müslümanları devre dışı bırakmalıyız. Bunun için de ya Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız, ya da Müslümanları Kur’an’dan soğutmalıyız. Bunun için de Müslümanların çocuklarının İslâmiyeti doğru şekilde öğrenmelerine mutlaka mâni olmalıyız. Bu ülkedeki Hıristiyan ve Yahudi azınlıkların çocukları bebeklikten itibaren kendi inançlarını mükemmel şekilde öğrenebilirler, ama Müslümanların aynı haklardan istifade etmelerini mutlaka engellemeliyiz. Müslüman çocuklarının ahlâkını dejenere etmek için çalışmalı, onların iffet ve hayâ duygusunu yok etmeliyiz. ‘Bizim çocuklara’ İslâmiyeti tahrif ettirecek kitaplar yazdırmalı, konuşmalar yaptırtmalı, Müslümanların kafasını karıştırmalıyız. Müslümanlar, kendilerine hayat veren dinlerinden ellerini gevşettiler mi, biz onlara yapacağımızı yaparız. O vakit ayaklarının altından vatan toprağını çekip alsak bile ruhları duymaz. Bize karşı elleri kalkmaz. Artık yoğurdu üfleyerek yemeliyiz. Geçen asrın başında olduğu gibi yaralı elle attıkları şamarın benzerini yememeliyiz. Onları o hale getirmeliyiz ki parmaklarını dahi kıpırdatamasınlar. Bizler onların kardeşini koyun boğazlar gibi boğazlarken onlar, ‘Maddî cihad yok’ desinler.” Zındıka komitesi böyle düşünüyor ve bunu da uyguluyor. Onlar, bu ülkenin Müslüman halkının imanını ve vatanını kaybetmesini istiyor ve bunu bekliyor. Bütün bunları yaptıktan, Müslümanların kardeşlerini boğazladıktan sonra bu defa küstahça karşıya geçip; “Niçin benim aleyhimde bulunuyorsunuz?” diyor ve kendilerinin samimi müttefiki gördüğü kimselere; “Benim aleyhimdeki havayı dağıtın” diyor. Onların bu havayı mı, yahut kendilerini mi dağıtacakları şimdilik meçhul. Ama bilinen bir husus var; Bütün engellemelere rağmen vatan sathında tıpkı Kurtuluş Mücadelesi verilen yıllarda olduğu gibi bir hava meydana gelmekte. İnsanlarımız uyanmakta, şuûrlanmakta. Artık kimse, “hoşgörü”, “dinlerarası diyalog” dolmalarını yutmuyor. Müslümanlar; “Hoşgörüyse, Müslümanlar olarak birbirimize hoşgörülü davranalım. Diyalogsa, evvela biz Müslümanlar birbirimizle diyalog içerisine girelim. Aç canavara muhabbet göstermek, canavara hoşgörülü davranmak niye?....” diyor. Zındıka komiteleri Türkiye’yi paramparça etmek, bu ülkede yaşayan Müslümanları maddî ve manevî perişan etmek istiyor. “Hasbunallah ve ni’me’l vekiyl” diyen Müslümanlar ise bu oyunlara karşı çıkarak yavaş yavaş uyanıyor. O zındıka komitesinin hevesleri yine kursaklarında kalacak. Tıpkı geçen asrın başında olduğu gibi. Haa bir şey daha var: Bu defa “yarım kalan hesap” tamamlanacak. Hesabın faturası “KDV’si ile birlikte” kesilecek ve ödettirilecek. Ömrü olan görür... Burhan Bozgeyik 23 Şubat 2005 Milli Gazete e-mail: bbozgeyik@milligazete.com.tr |