Avrupa'nın insan haklarından
anladığı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başörtüsü yasağından dolayı mağdur edilenlerin
eğitim haklarına sahip çıkmadı. Bu bazılarına göre “yasağın yasallaştırılması”,
bazılarına göre “Türkiye’nin haklı çıkarılması”, bazılarına göre söz konusu
yasağın insan haklarına aykırı görülmemesidir. Ancak bizim kanaatimize göre,
bunların hepsi sonuçtan çıkarılan hüküm ve değerlendirmelerdir. Asıl mesele,
AİHM’nin hukuki değil, siyasi bir mekanizma olmasıdır.
AİHM’in yasak lehine karar vermesi de, “Türkiye’yi haklı çıkarmasından” ileri
gelmiyor. Bilindiği üzere bu yasak başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa
ülkelerinde de uygulamaya kondu. Dolayısıyla Türkiye’deki yasağın “insan
hakları”na aykırı bulunması, o ülkeler açısından da emsal teşkil edecek ve o
ülkelerde bu yasaktan mağdur edilenler de haklarını arama yoluna gideceklerdir.
Bu yüzden, onların önlerinin kapatılması ve yasağı uygulayan diğer ülkelerin
rahatlatılması istenmiştir. Bu da söz konusu mahkemenin hukuk kurallarına göre
değil, siyasi çizgiye ve tercihe göre kararlar aldığını göstermektedir.
Burada şunu özellikle vurgulayalım ki; AİHM’nin varlığı, Avrupa’nın insan
hakları konusunda duyarlı olmasının bir göstergesi değildir. Bu alan aynı
zamanda önemli bir etki ve yaptırım alanıdır. Hem “insan hakları” konusunda
duyarlı davranıldığı intibaı verilerek kamuoyunun etki altına alınması, hem de
bu konudaki yaptırım gücünü kullanarak devlet yönetimlerine baskı yapılması
mümkün olmaktadır. Avrupa bu iki önemli amaç için söz konusu mahkemeden
yararlanmaktadır. Bu mahkemeyle gerçekten insan haklarını gözetmeyi, insan
hakları ihlallerinin önüne geçmeyi birinci hedef olarak seçmiş olsaydı,
duyarlılığını inançlarının gereğini yerine getirmelerinden dolayı mağdur
edilenlerin haklarına sahip çıkma konusunda da göstermesi gerekirdi.
Aslında bu gerçek yeni ortaya çıkmış değildir. Ancak insanlar önlerindeki bütün
kapıları zorlamalarına rağmen haklarını elde edemeyince, denize düşenin yılana
sarılması gibi AİHM’in kapısına dayanıyorlar.
AİHM’in başörtüsüyle ilgili kararı, çifte standartçı olduğunu da bir kez daha
belgeledi. Bunu AİHM’in son dönemde verdiği birkaç kararı yan yana
getirdiğinizde görürsünüz. Çifte standardın farklı din mensuplarına karşı çok
bariz bir şekilde gösterildiğine şahit oluyoruz. Bu çifte standart da söz konusu
mahkemenin hukuki amaçlardan ziyade, Avrupa ülkelerinin yön verdiği tarzda
siyasi amaçlara hizmet ettiğini ortaya koymaktadır. Bu haliyle söz konusu
mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi değil Avrupa’nın İnsan Hakları Anlayışı
Mahkemesi olarak isimlendirilse daha yerinde olur.
AİHM, başörtüsüyle ilgili kararında güven vermediğini ve “insan hakları”
kavramını hukuki manada ele almadığını bir kez daha ortaya koydu. Ama ne yazık
ki, önlerinde bütün hukuk yolları tükenenler AİHM’i bir çıkış kapısı olarak
zorlamaya devam edeceklerdir. Çünkü insan haklarının vicdani, hukuki ve akli
değerlere göre ele alınmayıp sadece bir siyasi rant aracı olarak kullanıldığı
günümüz dünyasında, insanlar onun öncesindeki bütün kapıları tüketmeye mecbur
bırakılacaklardır. Ne var ki; AİHM de bir çıkış kapısı değil, ümitlerin tükenme
kapısı olduğunu göstermiştir. İşte bu manzara insanları karamsarlığa, psikolojik
sorunlara ve sert tepkilere yöneltmektedir.
Ahmet Varol 30.06.2004 Vakit