Ateş etmeyenin ateşkesi
Mısır'ın Şarmu'ş-Şeyh kasabası, artık uluslararası toplantılara ev
sahipliği yapma konusunda ABD'nin bu alanda tanınmış kasabalarına ve
şehirlerine rakiplik yapmaya başladı. Ancak ne yazık ki, diğerleri gibi,
Şarmu'ş-Şeyh kasabası da çağdaş sömürgeci zihniyetin önünü açma amacına
yönelik uluslararası toplantılara ev sahipliği yapmaktan muzdarip.
Şarmu'ş-Şeyh son olarak da, "Filistin-İsrail Zirvesi" adı verilen bir
toplantıya ev sahipliği yaptı. Toplantı "dörtlü zirve" olarak da
nitelendirildi. Çünkü İsrail başbakanı Şaron ile Filistin özerk
yönetiminin başkanı Mahmud Abbas'ın yanı sıra Mısır cumhurbaşkanı Hüsni
Mübarek ile Ürdün kralı Abdullah da zirvede bulundu. Toplantının öncelikli
gündem maddesi ise, Filistin topraklarında silahların susturulmasıydı.
Zirvenin tahliline geçmeden önce, dünya kamuoyunun dikkatlerinden sürekli
uzak tutulan, ama herkesin birazcık muhakeme gücünü kullanmakla
görebileceği gerçeğe dikkat çekmek istiyoruz: Ortada bir çatışma var ve
ateşkesten söz ediliyor. Peki, bu silahlar nerede kullanılıyor?
Filistinlilerin topraklarında. İşgalcilerin "İsrail" olarak gösterdikleri
bölge de dâhil Filistin topraklarının bütünlüğü ilkesini bir yana koysak
bile görürüz ki; çatışmaların vuku bulduğu mekânlar, BM kararlarında
İsrail olarak gösterilen bölgenin de dışında. Tüm uluslararası kararlarda
ve şimdiye kadar imzalanmış anlaşmalarda Filistinlilere ait olduğu tescil
edilen bölgelerde. O halde çatışmanın sebebi belli: Saldırı ve işgal. Bu
durumda ateşkes için zirvelerde pazarlık yapılmasına ne gerek var? Sebep
ortadan kalksın, çözüm yoluna da zaten girilmiş olacak. Ne var ki; işgalci
saldırgan taraf sebebi ortadan kaldırmamak, kendi işgalinin devamına
rağmen karşı tarafın silahlarının susturulmasını sağlamak istiyor. Masa
başında pazarlığa gidilmesinin özünde işte bu amaç var.
Şarmu'ş-Şeyh'te bir araya gelenler kendilerince "ateşkes" ilan ettiler.
Ama bundan önceki yazımızda da işaret ettiğimiz üzere, Filistin tarafı
sıfatıyla anlaşmayı onaylayanlar zaten çatışmanın, silahlı mücadelenin
içinde değiller. Mahmud Abbas bundan önce yaptığı açıklamalarında da
Filistinlilerin silahlı eylemlerine karşı olduğunu açıklamış, bu eylemleri
sürdürenlere tepki göstermişti. Dolayısıyla onun ateşkesi zaten, haksız
işgale ve saldırıya karşı meşru savunma mücadelesini sürdürenlerin
ateşkesi değildir.
Bunu Siyonist işgal devleti de biliyor. Böyle olmasına rağmen, Siyonist
işgalcinin onunla masaya oturmasının amacı ona Filistinlinin direnişiyle
uğraşma, bu direnişi emrindeki güvenlik organlarını kullanarak durdurma
görevi vermektir. Zaten Arafat sonrasında başkanlığa aday olduğu zaman ona
destek verirken kendisinden böyle bir beklentisi olduğunu gizlememişti.
İşte bugün o beklentisini bir anlaşma ile teyit etmek ve icraatı görmek
istiyor.
Bu itibarla Şarmu'ş-Şeyh zirvesindeki anlaşma gerçekte bir ateşkes
anlaşması değil, bir işbirliği anlaşmasıdır. İşgalci Siyonistle, onun
beklentilerini gerçekleştirme çabası içindeki Abbas arasında, işgale karşı
direnişi sürdürme konusunda kararlı davranan Filistin direnişine karşı
işbirliği anlaşması. Üstelik Abbas bu işbirliğini kamuoyunun nazarında bir
dayanağa dayandırabilmek için, bazı karşılıklar elde edebileceğini
umuyordu; ama onu da elde edemedi. Örneğin; halk ve sivil kuruluşlar,
işgal devletinin zindanlarında tutulan tutsakların tümünün serbest
bırakılması konusunda ısrarlı davranılmasını istiyorlardı. Ama Abbas bu
konuda bile zikre değer bir şey elde edemediği için, bu konuyu gündeme
getirmekten bile çekiniyor. Tutsak ailelerinin tüm beklentileri
kursaklarında kaldı. Çünkü Abbas, Şarmu'ş-Şeyh'te işgalciyle, ondan yeni
bir şey almak için bir araya gelmiş değildi. İşgalci, geçmişte başkan
olması için kendisine verdiği desteğin karşılığını almak için onu böyle
bir zirveye sürüklemişti. Bu yüzden Abbas, ayağına pranga vurulmuş bir
başkan sıfatı kazanabilmek için, kendisine ABD ve İsrail tarafından
verilen desteğin karşılığını ödemiş oldu Şarmu'ş-Şeyh zirvesinde. Böyle
bir alma-vermede mağdur ve mazlum Filistin halkına ayrılan herhangi bir
pay olmadı.
Abbas'ın ateşkesi, Filistin direnişini sürdürenler açısından bağlayıcı
değildir. Öte taraftan; işgalci saldırganların da kabullendikleri
"ateşkes"e bağlı kalacaklarını sanmıyoruz. Ancak işin riskli yanı,
Abbas'ın emrindeki güvenlik güçlerinin İsrail hesabına devreye sokulması
için atılacak adımlarda olacaktır. Temenni ediyoruz, Abbas bu konuda
hatalı bir karar aldığını düşünür de, fitneyi alevlendirmeye kalkışmaktan
kaçınır.
Ahmet Varol 10 Şubat 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr