Armageddon seçimi: Ölüm ve şiddeti dünyanın
dört köşesine yayacağız...
Küresel işgal cephesi kazandı, dünya kaybetti. Bir varil petrol için, ırkçı
ideolojileri için, yolsuz kadroları için ülkeleri ve dünyayı ateşe atanlar
kazandı. Dört yılda dünyayı yaşanmaz hale getiren, on binlerce insanı katleden,
korkunç bir yağmacılık geleneği başlatan, çirkinliklerin tüm örneklerini
sergileyen, insanlığı din/medeniyet savaşının eşiğine getiren
tarikatler/şirketler koalisyonu ve tanrının kendine dünyayı kurtarma gibi ilahi
bir misyon yüklediğine" inanan adam kazandı.
Amerikan halkı, "Büyük ulusumuzu savunmak için ölüm ve şiddeti dünyanın dört bir
köşesine yayacağız" diyen adamı ve ekibini tekrar iktidara taşıdı. Amerikan
halkı savaşı seçti. Amerikan halkı işgali, sömürgeciliği, talanı, yolsuzluğu,
hukuksuzluğu seçti. Kendi rahatlıkları için dünyayı ateşe atmayı seçti. Neo-con
ideolojinin, yeni faşist dalganın, İslam düşmanlığının, kendilerinden başka
hiçbir şeyi önemsememe bencilliğinin, dünyanın geri kalanını yok sayma
hastalığının Amerikan toplumunda ne kadar kök saldığı son seçimde kendini
gösterdi.
Beyaz Amerikalıların, Anglo-Sakson faşizminin, radikal Hristiyanların zaferi bu.
Armageddon'a inananların, dünyayı kıyamet savaşına sürüklemek isteyenlerin,
bütün hesaplarını Kudüs merkezli yapanların, Afganistan ve Irak işgalini
şeytanla savaşın parçası olarak görenlerin, aynı savaşı Fas'tan Endonezya'ya
kadar üzerinde Müslümanların yaşadığı bütün kara ve denizlere yaymak
isteyenlerin zaferi.
Bu tercih, Amerika içinde derin bölünmelerin başlangıcı olacak. Dünya, son dört
yılda katlandığından çok daha fazla taşkınlığa, şiddete ve sorumsuzluğa
katlanmak zorunda kalacak. Son dört yıl, Amerika'nın dünya liderliği için siyasi
birikime ve ahlaki erdeme sahip olmadığını gösterdi. Son seçimler de, ABD
halkının da dünyanın ne kadar dışında yaşadığını, dünya ile birlikte hareket
etmesinin ne kadar zor olduğunu, ne kadar ehliyetsiz ve basiretsiz olduğunu
gösterdi. Tüm motivasyonunu çarpık bir din anlayışından, devlet teröründen ve
intikam hırsından alan bir adamı tekrar iktidara getirdi.
Artık son derece güvensiz bir dünyada yaşayacağız. 11 Eylül'den bu yana
yaşananları aratacak gelişmeler sırada bekliyor. Bu dönemde ne Amerika huzur
bulacak ne de dünya. İslam dünyasını ise, çok daha çetin bir gelecek bekliyor.
Savaşların, işgallerin, toplu katliamların, yeni Ebu Gureyb'lerin, suikastlerin,
iç çatışmaların, etnik ve dinsel gerginliklerin damgasını vuracağı yeni Bush
dönemi, aynı zamanda uluslararası ortaklıkların çözüldüğü, küresel bölünmenin
derinleştiği, bölgesel bloklaşmaların belki de Soğuk Savaş döneminden çok daha
tehlikeli hal aldığı bir dönem olacak. Birleşmiş Milletler ve NATO'nun geleceği
sorgulanacak.
Avrupa-Amerika ayrışması daha da derinleşecek ve AB, yeni bir süper güç olarak
Amerika'nın küresel rolünü sınırlamaya başlayacak. Bu da tehlikeli çatışma
alanlarına kapı açacak. Özellikle Ortadoğu, Kuzey ve Orta Afrika ile Kafkaslar
ve Orta Asya'da ABD ile Avrupa Birliği arasında çok yıpratıcı nüfuz savaşları
yaşanacak. Türkiye'nin AB üyeliğine paralel biçimde ABD ve İsrail ile
ilişkileri, hem bölgesel hem de küresel düzeyde soğuma dönemine girmesi
bekleniyor.
Amerika karşısında çok daha kararlı bir süresel cephe oluşacak. AB, Rusya, Çin
ve İslam dünyasının belli bölgeleri arasındaki yakınlaşmanın yanısıra Amerikan
karşıtlığı, Amerika düşmanlığı kontrol edilemez hale gelecek, Amerika daha da
yalnızlaşacak.
Bush-Cheney-Rumsfeld-Wolfowitz çetesinin temsil ettiği ırkçı zihniyetin seçim
sonrası ilk icraatı, Felluce ve Ramadi gibi Irak kentlerindeki direnişi kırmak
için ölçüsüz şiddeti içeren kanlı saldırılar olacak. Ancak, yeni yönetim
ekibinde yer alması şüpheli olan ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın, hemen
seçim öncesinde "Irak'ta direniş kazandı" şeklindeki sözleri, Amerika'nın
direnişi bastırmasının ihtimal dışı olduğuna içeriden bir tespiti niteliğinde.
ABD'nin Felluce'ye saldırması, üstelik bunu çok kan dökerek yapması Muktada
Sadr'ın Felluce'ye desteği göz önüne alındığında başka dengeleri de bozacak.
Bağdat'taki Kukla yönetimi tamamen tecrit edeceği gibi seçimleri zora sokarak
Ayetullah Sisstani'nin hesaplarını da bozacak.
Neo-conların birinci önceliği Irak olsa da, yapılacaklar listesi oldukça uzun.
İsrail'le birlikte İran'ın nükleer tesislerini hedef alacak bir saldırıya
girişmeleri kuvvetle muhtemel. Saldırının yapılacağı uzun süredir biliniyor,
ancak nasıl ve ne zaman yapılacağı tartışılıyordu. Bush'un, seçimi kaybetme
riskiyle karşı karşıya olması halinde, seçimden önce böyle bir saldırı yapması
bekleniyordu. Sonuçlar da gösterdi ki, yokmuş. Dolayısıyla saldırının
zamanlaması seçim sonrasına kaldı. Bu yönde askeri hazırlıkların tamam olduğu
biliniyor.
Sırada Suriye ve Lübnan var. Suriye askerlerinin Lübnan topraklarından
çekilmesi, böylece İsrail'in kuzey sınırının güvence altına alınması ve
Hizbullah'ın zayıflatılması yönünde seçim öncesi önemli adımlar atılmıştı. Şimdi
Suriye/Lübnan planları için daha açık ve daha pervasız olacaklar. Bush/Şaron
zihniyetinin taşkınlıkları sadece bölge ülkelerinin değil, dünyanın da sabrını
epey zorlayacak. Dicle-Fırat havzasından ve Basra Körfezi'nden Doğu Akdeniz'e,
ardından da Kızıldeniz'e kadar uzanan bütün bölgeyi ateşe atacak gelişmeler
önümüzde.
Şaron'un Filistinlilere yönelik soykırımı daha da güçlenerek devam edecek.
Filistin lideri Yaser Arafat'ın sağlık sorunlarının ağırlaşması ya da vefat
etmesi, Filistin yönetimini sarsacak. Bu durumda Hamas ve İslami Cihad etkisini
artıracak. Şaron'un Hamas liderlerine yönelik suikastleri bu kaçınılmaz sonu
ortadan kaldıramadı.
İslam dünyası gerçek ve açık bir tehditle karşı karşıya. Seçimden güçlenerek
çıkan "Beyaz/Asker/Kilise koalisyonu"nun Yeni Haçlı savaşı, bu coğrafyada derin
sarsıntılara, köklü gelişmelere yol açacak. İslam dünyası dik durmak zorunda.
Dünya bu yeni faşizm dalgasına karşı birleşmek zorunda. Felaketten kurtulmanın
başka yolu yok. Bugün Felluce'de ya da Ramadi'de direnenler hem kendileri hem de
dünya için büyük iş yapıyorlar.
İBRAHİM KARAGÜL
4 Kasım 2004 Perşembe Yeni Şafak