Aksa İntifadası'nın dört yılı
27 Eylül 2000 akşamı ilk sinyalini veren, 28 Eylül 2000de de fitili çakılan
Aksa İntifadası dört yılını doldurarak beşinci yılına girdi. İkinci intifada
olarak da adlandırılan bu hareket, İsrail işgal devletinin şu anki başbakanı
Ariel Şaronun Mescidi Aksayı kirletmeye kalkışması üzerine başlamıştı. Aksa
İntifadası olarak isimlendirilmesi de bu yüzden, yani Mescidi Aksayı Siyonist
planlardan koruma amacıyla başlatıldığındandır.
Şaron o zaman muhalefet lideriydi ve Mescidi Aksaya girmek istemesinin amacı
alelade bir ziyaret değil, bu kutsal mabedi yıkarak yerine bir Yahudi mabedi
inşa etme planının ilk adımını atmaktı. Bunu aynı zamanda siyasi atak yapmanın
ve Siyonist kitle tabanından oy kazanmanın aracı olarak değerlendirmek
istiyordu. İktidardaki parti de onun niyetini bildiğinden Mescidi Aksayı
hedef alan girişimine engel çıkarmama, sadece bütün güvenlik tedbirlerini alma
ihtiyacı duydu. Çünkü engel çıkarması Siyonist tabanda kendine oy
kaybettirecekti. Bu yüzden Şaronun ziyaret girişimini gerçekleştireceği 28
Eylül 2000de Kudüsü özellikle Mescidi Aksa çevresini adeta askeri karargâha
dönüştürdü. Buna rağmen Filistinliler her türlü fedakârlığı göze alarak
Mescidi Aksayı doldurdu ve Sabra ve Şatilla katliamlarından sorumlu olması
sebebiyle Beyrut kasabı olarak anılan Şaronun bu mabede girmesini
önlediler. Ancak işgalciler de onlara silahlarıyla saldırdı ve birçok kişiyi
şehit etti, onlarcasını da yaraladılar. İşte bu saldırı üzerine işgalci
Siyonistlere karşı yeni bir intifada patlak verdi.
İşgal devleti Aksa İntifadasının geçen dört yıllık süresi içinde zulüm ve
vahşette bütün metotlara başvurdu. Üç bin altı yüz civarında Filistinliyi
şehit etti. Bunların içinde çocuklar, yaşlılar ve savunmasız kadınlar büyük
bir yekûn oluşturuyor. Onbinlerce Filistinliyi yaraladı. Yüzlerce ev ve işyeri
yıkıldı. Uygulanan ekonomik ambargo sebebiyle bazı bölgelerde işsizlik oranı
yüzde sekseni aştı.
İşgalcilerin bütün zulümlerine ve baskı uygulamalarına rağmen Filistinliler
direniş konusundaki kararlılıklarından hiçbir şey kaybetmediler. Bu kararlılık
tabii ki İsrail işgal devletine de ağıra mal oldu. Her şeyden önce güven
kaybından dolayı insanların yaşadığı moral sıkıntı tersine göçün İsrailin
gözünü korkutacak derecede yeniden baş göstermesine sebep oldu. İkinci olarak
yürütülen mücadeleden dolayı İsrail ekonomisi büyük kayıplar verdi. ABD bu
kayıpları kapatmak için İsraile ek yardımlar yaptı. Ancak sürekli kan
kaybeden bir bedene dışarıdan kan zerkiyle onun sağlıklı hale getirilmesi
mümkün değildir. Filistinlilerin direnişlerinin devamı işgal devletindeki kan
kaybının devamına sebep olmaktadır.
Çağın güçlü devletleri ve BM ne yazık ki bu hadisede sürekli zalimin yanında
yer aldı, mazlumun üzerine gittiler.
Şimdi Aksa İntifadası beşinci yılına girmiş bulunuyor ve bütün zulüm
uygulamalarına rağmen direniş ve mücadele tam bir kararlılıkla devam ediyor.