ABD oyunu sahneye koyuyor mu?
Refik Hariri cinayeti ABD ve İsrail'in bundan önce muhtelif planlar için
kullandığı fitili ateşleme operasyonlarına çok benziyor. 350 kg
patlayıcının kullanıldığı büyük bir bombalama. On kişinin ölümüne, yüz
kişinin yaralanmasına, orta çaplı bir yangına, onlarca aracın ve binanın
zarar görmesine sebep olan büyük bir patlama. Çünkü olayın ses getirmesi,
tüm dünyada duyulması, yeni stratejiler için kullanılmaya elverişli olması
gerekiyor.
ABD cinayeti, hedefe yerleştirdiği Suriye'nin üzerine yıkmak istiyor. Ama
Suriye eğer ki bir muhalifini ortadan kaldırmak için böyle bir suikast
yolunu seçecek olsaydı bile bunun infazı için en azından içinde bulunduğu
kritik dönemi seçmezdi. Hadi kritik dönemde olmasını da bir yana koyalım.
Böylesine ses getirecek gürültülü bir suikast metodunu seçmezdi. Hariri'yi
tasfiye etmenin başka yollarını da bulabilirdi. Kaldı ki bu
değerlendirmeler ABD'nin cinayeti Suriye'nin üstüne yıkmaya çalışmasına
karşı mantıki değerlendirmelerdir. İşin gerçeğinde Suriye'nin Hariri'yle
onu tasfiye etmesini gerektirecek kadar köklü bir anlaşmazlığı da yoktu.
ABD, cinayetin hemen ardından 15 Şubat Salı akşamı Suriye'deki
büyükelçisini geri çağırdı. Dışişleri bakanı Bayan Rice bu geri çağırma
işleminin arkasında duran sebebin Hariri cinayeti olduğunu açıkladı.
Dışişleri bakanlığı sözcüsü de Bush'un Şam büyükelçisini kendisiyle acil
görüşmelerde bulunmak amacıyla çağırdığını ifade etti.
ABD'nin bu olayda da bir taşla birkaç kuş vurmaya çalıştığını görüyoruz.
Çünkü açıklamalarında Suriye'yi doğrudan "fail" olarak göstermekten
kaçınırken "suçlu" göstermeye çalışıyor. "Suçlu" göstermesine gerekçe
olarak da Lübnan'da asker bulundurmasını gösteriyor ve Suriye'nin
Lübnan'da asker bulundurarak güvenlik mekanizmasının zayıflamasına yol
açtığını, böylece cinayetin önünü açtığını iddia ediyor. Muhtemelen fail
olarak da kendince bazı "terör" örgütlerini gösterecek, bir sonraki
merhalede bu örgütlerle Suriye arasında bağlantı kurmaya çalışacaktır.
ABD, kendisinin Afganistan ve Irak'ta asker bulundurmasının oralarda
güvenlik şartlarını tamamen sıfırladığını, bu ülkelerde sokağa çıkan her
insanın kendini ölümle burun buruna hissetmeye başladığını hiç gündeme
getirmezken, bugün kontrol noktalarından tamamen çekilen, buraları Lübnan
emniyetine bırakan Suriye askerlerinin orada güvenlik şartlarını
zayıflattıkları, siyasi cinayetlerin önünü açtıkları iddiasında bulunuyor.
Ama tabii ki maksat gerçeğin ortaya çıkarılması değil, yeni hâkimiyet ve
tasallut stratejisinin önünü açmak.
Bazı yorumcular ABD'nin Suriye büyükelçisini geri çağırmasını bu ülkeye
yöneltilen bir uyarı yani tehdit mesajı olarak değerlendiriyorlar. Bu
tehditler zaten ABD'nin resmi açıklamalarına da bir şekilde yansıyor. Bazı
Amerikan gazetelerinin yayınladığı haberlere göre ABD yönetimi Suriye'ye
yeni yaptırımlar uygulamayı planlıyor. Mayıs 2004'ten bu yana ilaç ve gıda
maddeleri dışında ABD ürünlerinin Suriye'ye satılması, acil seferler
dışında uçak seferleri düzenlenmesi yasaklanmıştı. Hazine bakanlığının
Suriyelilerin banka hesaplarını dondurmayı da planladığı haberlerde dile
getiriliyor. Haberlerde bildirildiğine göre ABD Kongresi'nin üyeleri
bunları sembolik buluyor ve çok daha kapsamlı yaptırımlar uygulanmasını
istiyorlar. ABD Kongresi üyelerinin birçoğunun ülkedeki Siyonist lobiyle
yakın ilişki içinde olduğunu hatırlatalım. Kongre üyelerinin bu
yaklaşımları ve talepleri sebebiyle ABD yönetimi şimdi Suriye'ye yönelik
yaptırımları genişletmenin planlarını hazırlıyor. Örneğin Suriye
bankalarıyla tüm ilişkilerin kesilmesi, bu ülkeyle ticari ilişki içinde
olan firmalara da yaptırım uygulanması vs. bunların içinde yer alıyor.
Bütün bu gelişmeler Refik Hariri cinayetinin planlı ve yazımızın başında
da ifade ettiğimiz gibi önceden hazırlanmış bir stratejinin fitilini çekme
amacıyla gerçekleştirilmiş cinayet olduğunu göstermektedir. Bu da
cinayetin arkasında duranların asıl bu planları hazırlayanların ve o
cinayete dayandırılan stratejileri geliştirenlerin olması ihtimalinin daha
yüksek olduğunu göstermektedir.
Cinayetin tam da ABD'nin yeni Dışişleri bakanı Condolezza Rice'ın Ortadoğu
ziyaretinin hemen ardından gerçekleştirilmiş olması acaba bir tesadüf
müdür?
Ahmet Varol 18 Şubat 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr