| Resmi ve belgelere göre; ABD,
hiçbir ülkenin kendisinden üstün olamayacağını, olması durumunda ise
önleyici güç kullanımı dahil her yola başvuracağını açıkca belirtiyor.
Öte yandan, ABD’nin Türkiye topraklarının da içinde bulunduğu bölge için
3’ü temel, 3’ü de mümkünse ulaşılabilir nitelikte hedefleri bulunuyor. İşte,
dünya jandarması ABD'nin; Türkiye ve AB, Euro-dolar ve ele geçirdiği petrol
hakimiyeti üzerine şaşkınlık yaratan strateji oyunları:
Dünyada her devletin milli menfaat ve hedefleri vardır. Milli güvenlik
siyaset belgelerinde bunlar açıklanır. Bu hedefler bir başka ülkenin
çıkarlarına uygun olmayabilir, gerginlikler ve çatışmalara neden olabilir.
Başka ülkelerin menfaat ve hedefleri bizim aleyhimize olduğunda onlara
kızmak yerine, bu hedeflerinden vazgeçmelerine yol açacak kadar caydırıcı
milli güç unsurlarına sahip olmak esastır.
Amerika Bileşik Devletlerinin 21. Yüzyıl milli güvenlik siyaset belgesinde
temel iki unsur göze çarpmaktadır.
1. 21. Yüzyılda hiçbir ülke ya da ülkeler topluluğunun stratejik güç
olmasına izin verilmeyecektir.
2. Bu hedefin sağlanması için önleyici güç kullanımı dahil her yola
başvurulacaktır.
ABD’nin Türkiye topraklarının da içinde bulunduğu bölge için 3’ü temel, 3’ü
de mümkünse ulaşılabilir nitelikte hedefleri bulunmaktadır.
Temel hedefler ise şunlardır:
a. Büyük İsrail’in oluşturulması
b. Büyük Ermenistan’nın oluşturulması
c. Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır.
Daha uzun vadeli mümkünse ulaşılabilir hedefler ise:
a. İstanbul merkezli ortodoks devletinin kurulması
b. Pontus Rum ve Ege Yunan devletlerinin kurulması
c. Konya merkezli hilafet devleti kurulmasıdır.
ABD bugünün tek kutuplu dengesini devam ettirebilmek amacıyla Avrupa
Birliği’nin önünü kesmeye çalışmaktadır. Bu maksatla aşağıdaki operasyonları
uygulamış ve sürdürmektedir.
-1 Euro = 1.6 USD olana kadar doların deðeri düşürülecektir. Amaç AB’nin
ihracatının azaltılmasıdır.
-Petrol fiyatı 60 dolar ve gerekirse daha da yukarı çekilecektir. Böylece
hem AB’nin hem de Çin’in petrole bağımlı ekonomileri büyük darbe alacaktır.
Bu arada yeni geliştirilen sıfır CO2 emisyonlu muhtemelen hidrojen yakıtı
tüketen motor piyasada daha kolaylıkla satılabilecektir.
-Polonya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’a yapılan yatırımlar ile ve
ikili anlaşmalarla Rusya ile AB’nin arası fiziki olarak açılacaktır.
-Petrol bölgelerine yaklaşmak için sürekli olarak çaba gösteren Almanya’nın
Gürcistan’da sağladığı zayıf destek, ABD yanlısı yönetimin iş başına gelmesi
ile sona erdirilmiştir.
-ABD dünyanın değişik bölgelerinde milli siyaset belgelerine uygun
faaliyetlerini devam ettirmektedir. Terör bahanesi ile Afganistan işgal
edilmiş, böylece uzun vadede Çin’e karşı atlama tahtası sağlanmıştır.
Kırgızistan’da ABD üssü açılmıştır. Bu tür faaliyetler giderek artacaktır.
Avrupa Birliği yaşayabilmek için bugünün enerji yatakları olan Ortadoğu ve
Orta Asya’ya yakın olmak, burada egemenliği tek başına ABD’ye terk etmemek
durumundadır. Bu bölgelere en yakın konumda olan ve akrabalık ilişkileri ile
Türk Cumhuriyetlerinde etkin olabilecek Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almamak,
AB için yapılabilecek en büyük hatadır. Ancak, bağnaz Hiristiyan liderlerin
yönetiminde ki Avrupa, büyük güçlü Türkiye görmek istememektedir.
Bunun yerine Avrupa birliğine girmek için vereceği tavizlerle zayıflamış ve
Kürt-Türk federasyonuna gitmiş bir Türkiye onlara daha uygun gelmektedir.
Kendileri sayesinde federatif devlet kurabilmiş Kürtlerin Avrupa’ya, büyük
Türkiye’den daha fazla yarar sağlayacağını düşünmektedirler. Geleceğe ait
stratejisi henüz tam olarak bulunmayan Avrupa, bugünlerdeki siyasi
gelişimlere hazırlıksız yakalanmıştır ve ne yapacağını bilememektedir.
Dünyanın Bugünkü Stratejik Durumunun Ülkemizdeki Yansımaları
Hem ABD, hem de AB tarafından yukarıdaki sebeplerle zayıflatılmak istenen
Türkiye Cumhuriyeti şu anda tarihinin en büyük psikolojik harekatı ile karşı
karşıyadır. Özel harp yöntemleri, ilgili ülkelerin istihbarat örgütlerince
bağımsız olarak yürütülmektedir. Elde ettikleri baþarılı sonuçlar ise her
ikisine de yaramaktadır.
Sürekli olarak yapılan dıþ merkezli müdahalelerle kasıtlı olarak düşük
tutulan doların, yaratılacak bir kriz ortamında olması gerekenin çok üzerine
fırlatılarak ekonomiye ağır darbe vurması hedeflenmektedir. Doların ani
yükselmesi, borsanın aşırı değer yitirmesinin yaratacağı ikinci bir kriz
korkusu birçok yetkiliyi mevcut durumu eleştiren açıklamalar yapmaktan
kaçınmaya mahkum etmiştir.
Sessizlik topluma egemen olmuþtur. Borsanın ekonomimizin neredeyse yüzde
biri bile olmadığı gerçeği basın tarafından halktan gizlenmekte, tamamıyla
kumar niteliğinde olan borsa faaliyetleri ekonomimizin temel göstergeleri
olarak halka sunulmaktadır.
Hilafet devleti özlemi duyanlar AB’nin özgürlük ortamının kendilerine bunu
sağlayacağını düşünerek en büyük AB yanlıları olmuşlarıdır. Patrikhanenin
ruhban okuluna müsaade edilmesini isteyenler, bunu gelecekte tarikat ve
cemaatlerin okullarına da izin çıkmasının gerekçesi yapmayı
hedeflemektedirler.
Fener Rum Patriği arkasındaki ABD ve AB desteği ve dur diyecek kimsenin
olmamasının verdiği güvenle açıkça “Ekümeniklik” yani devlet içinde devlet
olma isteğini dile getirebilmektedir. Türbanın serbest olmasını isteyenlerin
asıl niyeti rejimle çatışma halinde olmaktır, çünkü siyasi getirisi
yüksektir.
Asla dost olamayacak olan Rum ve Yunan devletleri, bir taraftan silahlanmaya
devam ederken, diğer taraftan her şeyi vermeye hazır siyasetçilerden
koparabildiklerini koparmaya çalışmaktadır. Kıbrıs’ta ve Ege’de bu
gelişmeler böyle sürerse önümüzdeki 4-5 yılın bitiminde Kıbrıs ve Ege’de
hava üstünlüğün kısmen kaybedilmiş olması nedeniyle ağır bedel ödeyeceğimiz
ama asla kaybetmeyeceğimiz çatışmalar beklenmelidir. Bu durum siyasi olarak
yine Türkiye’yi zora sokacaktır.
Daha sayılabilecek, söylenebilecek ama yazılamayacak çok şey vardır,
tartışıldıkça bunlar çoğalacaktır.
Yapılması Gerekenler
-Özgürlükler kısıtlanmamalıdır ancak hainliğe izin verilmemelidir. Devletin
savcıları harekete geçmelidir.
-Avrupa Birliği bize muhtaçtır. Bu nedenle tarih için yalvarmayı kesip
Üniter Ulus devlet modelimizi bozmadan, tek parça olarak, bizim
şartlarımızla AB’ye üye olabileceğimiz açıklanmalıdır. Bu yapılırken
önümüzdeki 10-15 yılda AB’nin dağılma ihtimalinin yüksekliği de
gözetilmelidir.
-Amerika Birleşik Devletleri de en az AB kadar Türkiye’ye muhtaçtır.
Bölgemizdeki ABD hayallerine dur diyebilmenin tek yolu caydırıcı nitelikte
tamamıyla yerli teknoloji ile oluşturulmuş güçlü silahlı kuvvetlere sahip
olmaktır. Nasıl ki bugünkü dünyada hiçbir ülke ABD’ye açıkça düşmanlığı göze
alamıyor ise ABD de Türkiye’ye rağmen bu bölgede hakimiyet kuramayacağını
anlamalıdır.
-Türkiye, İsrail için hiçbir zaman tehdit olmayacağını açıkça deklare
etmelidir. Karşılıklı ekonomik işbirliği birbirinden vazgeçmemeyi
gerektirecek düzeyde arttırılmalıdır. Filistinliler ile İsrailliler arasında
barışın sağlanmasında Türkiye aktif rol oynamalıdır.
-İran ve Suriye ile olan gereksiz manasız gerginlikler kaşılıklı anlayış ve
karşılıklı yoğun ticaret ile giderilmelidir.
-Talabani ve Barzani gibi sözde liderlere bu bölgede asla Kürdistan
kuramayacakları açıkça söylenmelidir. Barzani’nin Türk dışişleri ile
anlaþtık gibi sözlerine gereken cevap devletimiz tarafından derhal
verilmelidir.
-Ne doların yükselmesinin ne de borsanın inmesinin ekonomik olarak hiçbir
þey ifade etmediği halka açıkça anlatılmalıdır.
-Doların ve euronun serbest dolaşımı yasal olarak engellenmelidir. YTL’ye
geçilirken bunu yapmanın tam zamanıdır. En azından dolar ve euro üzerinden
fiyat tespiti ve ödeme dönemi bitmelidir.
-Türkler ile Kürtlerin kardeş olduğu gerçeği her an hatırlanmalı,
unutulmamalıdır. Bizi Sünni ya da Alevi, Türk ya da Kürt diye bölmek
isteyenlere karşı hep birlikte kardeş olduğumuz mesajı her fırsatta
verilmelidir. Bu ülkenin millet meclislerinde Alevi ve Kürt partileri mevcut
olmadan da yüzlerce Alevi ve Kürt kökenli milletvekilleri daima olmuştur.
Çünkü aramızda böyle bir ayrım hiçbir zaman olmamıştır. Bizi bölmeye
çalışanlar ne kadar uğraşsa da bu kardeşlik bozulmayacaktır.
Henüz gecikmedik. Bu ülke bizim ve 1919’dan daha kötü Şartlarda değiliz.
Yeter ki birlik olalım, birliğin doğurduğu gücün farkına varalım.
03 Aralık 2004 Cuma Haber Kaynağı:Prof. Dr. A. Nezih ERVERDİ-Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi 2004/12/02
İMEDYA |