|
Hicret
Aklıma hicret düştü. Allah Resulü’nün ve ashabının, doğup büyüdüğü
şehri bırakıp Medine’ye gelişlerini düşündüm. O yolculuk ne idi?
Neden köyünü, kentini, çoluğunu çocuğunu bırakıp da Medine’ye
gitmişlerdi? Medinelilerin kucak açıp evlerini tahsis etmeleri,
sofralarına ortak etmelerinin hedefi ne idi? Hangi gayret onları bu
harekete sevk ediyordu?
Hepimiz biliyoruz ki,
bütün hareketin başında İslâm’ı yaşama vardır. Allah rızasını arama
vardır. Rıza-i bari yolunda her şeyini verebileceklerinin işareti
vardır. Hepsi Kur’an’ı yaşamak ve yaşatmak hedefine kilitlenmişti.
Mal, mülk, ev-bark, çoluk-çocuk bu hedefin birer parçası idi. Bugün
okuyup gururlandığımız fedakarlıklarının, iç çekip “keşke biz de
yapabilsek” dediğimiz hareketlerinin tek hedefi Kur’an’dı, Kur’an’ın
hakim kılınması idi. Müslümanların birbirlerine bakışlarının
örnekleriydi.
Bir tablo yansıtayım. Hz.
Hureyre, Medine’de Allah Resulü’nün hizmetindedir. Aç kalmış ve
kendini taşıyamaz noktaya gelmiştir. Allah Resulü’nün huzuruna
varır.
- Ya Resulallah, açım.
Allah Resulü, Hz.
Hureyre’yi validelerimize gönderir. Ona yemek çıkaracak durumda
değiller. Çaresiz, Peygamber’in yanına gelir. Allah’ın Resulü;
- Bu açı doyuracak var
mıdır?
Ebu Talha ortaya atılır.
- Ben, Ya Resulallah!
Misafirini alır ve eve
götürür. Onun evinde de çocuklarına verecek kadar aşları var.
Karı-koca karar verirler. “Gece karanlığında sofrayı kuralım. Biz de
yanında olalım. Onunla yermiş gibi yapalım. O karnını doyursun, bize
Allah kerimdir” derler. Öyle de yaparlar, çoluk-çocuğunun ve kendi
nefislerini misafirine tercih ederler. Sabah Allah Resulü’nün
huzuruna vardıklarında Allah Resulü;
- Bu gece Allah sana
tebessüm etti. Karı-koca olarak hareketinizi beğendi. Allah’ın; “Ve
ey Ensar, kendilerinin ihtiyacı olsa dahi yoksul kardeşlerini
kendilerine tercih ederler.” (Haşr, 9) ayetini beyan buyururlar.
Hicretin başlıca sebebi,
Müslümana inancını yaşatmamaları, ibadetlerine müdahale etmeleri
değil mi? Bugün başka bir şey mi yapılıyor? Sadece, Ebu Bekir’e
değünne vasıtası ile verilen eman; “Evinde Kur’an okuyacaksın,
çoluğumuz ve çocuğumuzdan uzak duracaksın” dedikleri kadar bir
hürriyet. İslâm’ı evinde yaşa, dilsiz şeytan ol, camide sesini
çıkartma, toplumdan uzak bir hayatı tercih edersen hürsün! Bizim
dediğimiz gibi yaşarsan hürsün!
Afganistan’da inanç
hürriyeti mücadelesi veren Müslümanları terörist göreceksin, Irak’ta
vatanını, dinini savunan Müslümanları ayrımcı bileceksin, Filistin
mücahidlerini isyankâr tanıyacaksın, Çeçenleri Ruslara başkaldıran
topluluk ilan edeceksin! O zaman hürsün, istediğin gibi
yaşayabilirsin.
Hicretin bir diğer gayesi
de, Allah yolunda maldan, candan ve canandan feragat edip din için
mücadele etmektir.
(Hz. Muaviye’den)
Allah’ın Resulü “Tövbe kapıları kapanmadıkça hicret
kesilmeyecektir. Güneş batıdan doğmadıkça tövbe kapıları
kapanmayacaktır.” (Tirmizi, 33) buyurduğuna göre, hicret her
zaman ve zeminde vardır. Allah’ın emirlerinin hükümran olduğu
beldelere gitmek farzdır. Onlara yardım farzdır. İştirak etmek
imanın icabıdır.
(İbn-i Abbas (r.a)’dan)
Allah’ın Resulü:
“Fetihten sonra hicret
yoktur. Ancak, cihat ve niyet vardır. Cihada çağrıldığınızda icabet
ediniz.” (Tirmizi, siyer 33)
Bu emirlere bakınca, ne
cihat edecek gücümüz, ne dünya üzerinde din için mücadele edecek
ferasetimiz ve fedakarlığımız ve ne de Müslümanlara yardımcı olacak,
yoksullara, açlara el uzatacak gücümüz var.
Nerede inancımızın
selameti, evlad-ı iyalin kurtuluşu için gayretimiz? Üzerimize farz
da olsa hicret edecek cesaretimiz nerede?
Cennet, mücadelesiz,
Allah yolunda cihatsız alınmıyor.
Allah’ın; “İman edip hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla,
canlarıyla cihat edenler rütbe bakımından Allah katında daha
üstündür. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.” (Tevbe, 20) ayeti
(haşa) bize hitap etmiyor mu? Hicret ruhuna uygun hareketimiz
olmayınca da dava temel tutmuyor. Biraz da bunu düşünsek.
Duran KÖMÜRCÜ 21 Temmuz 2008 Vakit |