|
Bu Devirde Din Büyüğü Yok mudur?
BİR
okuyucum, “Yazılarınızda, yaşayan din önderlerinin isimlerini
vermiyorsunuz. Böyle kişiler kalmadı mı acaba?..” diyor. Bu
sualin cevabı şudur:
İslâm dünyasında ve Türkiye’de şu anda elbette din büyükleri ve
evliyaullah vardır. Bu dünya hiçbir zaman onlardan hâlî (boş)
kalmaz. Her zamanda gavs olur, kutublar olur, ebdal, nüceba, nükeba
olur... Gerçek, ‘âmil, rabbanî, icazetli din uleması ve fukaha olur,
gerçek şeyhler olur, kâmil mürşidler olur.
Eskiden, yaşayan büyük kimseler için kesin konuşulmaz, onlar için
“mazanne-i kiramdan” denilirdi. Yani velî olduğu sanılan kimse...
Yaşayan büyük kimselerin, “ricalin” isimlerini vermek doğru olmaz.
Onlar övülmekten, reklamlarının yapılmasından razı olmazlar, hoşnud
kalmazlar.
Gerçek din büyüklerinin yanında maalesef gerçekten büyük olmayan “o
biçim büyükler” de bulunmaktadır. Bunlar reklamı, övülmeyi, parayı,
şöhreti, alkışı, tantanayı çok severler.
Zahir ilimleri ve hizmetleri sahasında olsun, bâtın sahasında olsun
gerçek büyükler Şeriat’a uyarlar.
Onlara intisab eden Müslümanlar olgunlaşır, kemal yolunda ilerler,
saidlerden olur.
Onlar, bağlılarının kendilerini bir nevi erbab (rabler) haline
getirip putlaştırmalarından çok rahatsız olurlar ve böyle bir
sapıklığa izin vermezler.
Onlar, derece ve rütbeleri ne ise yaşadıkları zamanda Resûl-i
Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimizin vekilleri, vârisleri,
halifeleri durumundadır. İnsanları Kur’an’a, Sünnete, hayra
çağırırlar.
Onlar çok yüksek ahlâka ve karaktere sahiptirler.
Bazıları bilinir, bazıları gizli hazineler gibi saklı durur,
kendilerini açığa çıkartmaz.
Onlar parayı asla ve kesinlikle sevmezler, Müslümanların paralarını
toplayıp zimmetlerine geçirmezler. Böyle ahlâksızlıklardan
berîdirler.
Onlar dinde reform, dinde yenilik, dinde değişiklik, ılımlı/light
İslâm gibi sapıklıklara iltifat etmezler. Onlar ulvî dini, süflî
şeylere âlet etmezler ve ettirmezler. Onlar, Resulullah Efendimizin
risaleti ve daveti kendilerine ulaşmış olduğu halde inkar eden,
küfürde direnen muannid kefereyi ehl-i necat ve ehl-i cennet olarak
ilan etmezler.
Bir ülkedeki gerçek icazetli ulema, kâmil mürşidler ve gerçek
şeyhler o ülke için en büyük yümn ve bereket kaynağıdır. Müslümanlar
böyle değerli ve mübarek zatlara intisab eder, onların öğütlerini
dinlerse inşaallah kurtuluşa ererler.
“Bu devirde hiç gerçek alim kalmadı, hiç gerçek veli, mürşid ve şeyh
yoktur” demek yanlış olur. Vardırlar, var olacaklardır.
Bunların bazısı vefat edip ebediyet alemine göçünce yerleri boş
kalmaz, başka biri geçer.
Keşfi açık sâlih ve temiz Müslümanlar böyle kimseleri sadık rüyalar
ile bilebilir.
Onlardan kaç kişiyi biliyorum, tanıyorum? Bu konuda nasibim fazla
değildir. Bildiklerimi yazmam, reklam yapmam.
Gerçek alimlerin, evliyanın, ricalullahın, kamil mürşidlerin, gerçek
şeyhlerin duaları üzerimize sâyeban olsun.
Ama...
*Türkiye’de bütün dinî faaliyet ve hizmetler, ibadetler, namazlar,
hac, dinî vakıflar, velhasıl dinî olan her şey devlete bağlıdır,
devletin kontrolündedir; bütün camiler, bütün din okulları, bütün
İslâm ilahiyatı fakülteleri devletindir; bütün din hizmetlileri
devlet memurudur ve bütçeden maaş alırlar ama bu rejim ve sistem
laiktir.
* İsrail’in elinde bütün Ortadoğu’yu ve Avrupa’yı yok edecek
miktarda nükleer silah vardır. Bunlar dünya barışı için bir tehlike
ve tehdit arzetmez, lakin İran’ın ileride yapması muhtemel olan atom
bombası dehşetli bir tehlike ve tehdit oluşturur.
*Türk dilini Kiril, Grek, Ermeni, Sanskrit, İbranî, Süryanî, Habeş,
Kıbtî ve hatıra gelen bütün yazı/alfabe sistemleri ile yazarak yayın
yapmak serbesttir ama bin yıl boyunca kullanılmış olan millî
Arap/İslâm alfabesi ile kitap, gazete, dergi basmak yasaktır,
* Atatürk’ün kapattırdığı Mason localarının (tekkelerinin), onun
ölümünden sonra tekrar açılması ve yasallaştırılması çok normaldir
ama İslâm tekke, dergah ve zaviyelerinin açılmasını istemek büyük
suçtur, gericiliktir, çağdışılıktır.
* Devletin, üzerinde TCli resmî antet bulunan vesikalarla birtakım
Türk kadınlarına fahişelik belgesi vermesi, bu işte gelir vergisi ve
KDV alması kadın haklarına gölge düşürmez ama Müslüman hanımlar ve
genç kızlar başlarını örterlerse bu gericilik olur, bir tür kölelik
olur ve şiddetle kınanır.
*Devlet donsuz gezenlere karışamaz ama başını örten kadınlara
karışmalıdır.
*Bütün vatandaşlar Anayasaya göre eşittir ama küçük egemen bir
azınlık “Daha Eşittir”.
* Açılan her okul bir hapishanenin kapanmasına yol açar edebiyatı
yapılır ama okul sayısı arttıkça hapishane ve mahbus sayısının
arttığı gerçeği göz ardı edilir.
*Latin/Frenk alfabesinin Türkiye’yi çok ilerlettiği iddia edilir ama
çetrefil millî yazısını terk etmeyen Japonya’nın Türkiye’den yüz kat
daha fazla ilerlemiş olması gerçeği görülmezlikten gelinir.
* Şapkanın bir toplumu çok uygarlaştıracağını söylerler ama
kendileri şapka giymezler, başı açık gezerler.
* Taaddüd-i zevcatı çok kötülerler ama arzu ettikleri zaman metres
tutmakta tereddüt etmezler.
* Dinî nikaha karşıdırlar ama kendileri nikahsız yaşamakta, nikahsız
çocuk peydahlamakta tereddüt etmezler ve bunda bir beis görmezler.
*Dindarları hurafecilikle suçlarlar ama kendileri yıldız falına din
gibi inanırlar,
* Sivas hadisesinde Madımak otelinde dumandan boğularak ölenler için
canhıraş feryatlar kopartır, ağıtlar yakarlar ama Başbağlar köyünde
camiden çıkarken şehid edilen 33 masum vatandaşla ilgili yayın
yapmazlar.
* Deniz Gezmiş onlara göre ağzı süt kokan masum bir fidancıktır ama
kızıl emperyalizme karşı direnen milliyetçi ve dindar gençler
teröristtir, canidir, hayduttur.
*Küba’nın Marksist/Yahudi lideri Castro’yu göklere çıkartırlar ama
zâlim bir diktatörlük rejimi altında inleyen Küba halkının daha
birkaç gün önce cep telefonu edinme hakkına kavuştuğunu, orada henüz
internet kullanma hürriyeti bulunmadığını görmezlikten ve
bilmezlikten gelirler.
*Türkiye’nin İslâm dünyasının en ileri ve kalkınmış ülkesi olduğunu
iddia ederler ama Malezya’da fert başına düşen millî gelirin
Türkiye’ninkinin bir buçuk misli oluşunu bir türlü açıklayamazlar.
* Üniversitelerde başörtüsü serbest bırakılırsa Türkiye’nin İran’a
benzeyeceğini iddia ederler ama aslında İngiltere’ye, İsveç’e,
Norveç’e, Almanya’ya... medenî ve demokrat Avrupa ülkelerine
benzeyeceğini akıl etmezler.
Mehmet Şevket Eygi 9 Nisan 2008 Milli
Gazete |