|
Bir korku,
bir uyarı, bir tuhaf senaryo!..
Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın "Küresel Terörle Mücadele
Konferansı"nda yaptığı açılış konuşmasında kullandığı bir ifade ne
kadar dikkatimizi çekti, bilmiyorum. Ama çok çok önemliydi.
Sanılanın aksine, bize çok yakın bir konuyu değil, Türkiye'nin tam
da merkezinde olduğu bir konuyu, bir ülkenin işgaline yol açabilecek
bir konuyu özetliyordu. Bir uyarıydı bu.
Aynı uyarıyı, 5 Kasım'da Beyaz
Saray'da yapılan Başbakan Tayip Erdoğan'la ABD Başkanı George Bush
arasındaki görüşmeden sonraki basın toplantısında da duyduk. PKK'nın
tasfiyesi konusuna odaklanan, Türk-Amerikan ilişkilerindeki
savrulmayı bir ölçüde önleyen o tarihi görüşmede hiç alakası olmayan
bir konunun gündeme alınması bazılarını epey şaşırtmıştı.
Mesele Pakistan'dı. Karışık bir
ülkede ardı ardına gelen korkutucu olaylardı. Askeri müdahale ve
seçimlerin ertelenmesiydi. Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra olaylar
çok tehlikeli noktalara ilerledi. Pakistan eski Başbakanı Benazir
Butto, ülkeye getirildikten sonra öldürüldü. Suikastten önce
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün tarafları barıştırma ziyareti yeterli
olamadı. Seçimler yapıldı. Şimdi fırtına öncesi sessizlik yaşanıyor.
Ve bu fırtına kopacak, belli…
Peki Pakistan'daki iç karışıklık
bizi neden bu kadar ilgilendiriyor? "Dost ve kardeş ülke" olmasından
mı? PKK ile bu kadar meşgul olan, sınır ötesi operasyonu neredeyse
savaş halini alan, kendi derdine düşen bir ülke Pakistan'ın "iç
işleri"yle niye bu kadar ilgileniyordu?
Büyükanıt'ın konuşmasında Pakistan
için uyarı yapmasının anlamı büyüktü. "Eğer Pakistan'da yönetim
Taliban'ın eline geçerse dünyada ilk kez bir terörist grubun eline
atom bombası geçmiş olacak. Dünya bu tehdidi görmelidir" sözünün ne
anlattığını birazcık düşünebilmeliyiz.
O günlerde bu konuyu detaylı
biçimde tartıştım. Krizin içerideki iktidar kavgasından çok nükleer
silahlarını kontrol etme kavgası olduğunu, ABD ve NATO'nun buna
hazırlandığını, ABD özel birliklerinin Pakistan'a yerleştirileceğini
çünkü nükleer silahların ABD karşıtı güçlerin eline geçme ihtimali
bulunduğunu vurguladım.
"Afganistan'da durum kötüleşir,
çekilmek zorunda kalırsak ve aynı anda Pakistan da kontrolden
çıkarsa ABD ve NATO güçleri, Sovyet güçleri gibi, Afganistan'da
kapana kısılır mı" sorusuna cevap arandığını belirttim.
Tabii bir çok zaman olduğu gibi,
kafası basmayanların saldırısına uğradım. Ancak bildikleri ne kadar
küfür varsa köşelerine alan ve siparişle yazı yazanların
anlayabileceği bir durum değildi bu.
Şimdi ABD birlikleri orada, gizli
üslerde konuşlanmış durumda. Terörle mücadele adı altında nükleer
silahları kontrol etmeye çalışıyor. Krizin sebebi ilk kez bu kadar
açıkça ortaya kondu. Peki ben ne yazmıştım? Bugün gördüğümüz
manzarayı…O zaman bu insanları bana saldırtanlar kimler!
"Atom bombaları teröristlerin eline
geçer" cümlesindeki "terörist"ler öyle söylendiği gibi Taliban ya da
El Kaide değil. Buna açıklık getirelim. Pakistan ordusu içinde,
sistem içinde ABD'nin söz konusu bölgeye yayılmasından,
Afganistan'da var olmasından rahatsız olan güçler bunlar. Yani
Pakistan devletinin bir diğer yüzü.
Peki Büyükanıt bu uyarıyı neden
yapıyor? Pakistan'ın atom bombalarından bize ne? İşte talimatla
yazanların anlayamayacağı şeyler bunlar. Yeryüzünün nasıl bir güç
mücadelesinin içinde olduğunu görmeleri mümkün değil.
ABD'nin Afganistan projesi çöktü.
Pakistan projesi de çökerse hesaplan yeniden yapılacaktır. Bu
nedenle de Pakistan'daki nükleer güç ehil ellerin kontrolünde
olmalı. Yani ABD ve müttefiklerinin. İttifakın Hollanda ve
Belçika'da "en kötü senaryo" için toplantılar yapmasının nedeni
buydu.
Ancak Büyükanıt'ın söylemediği
şeyler var: Pakistan ordusu içindeki çevreler, İsrail için tehdit
oluşturduğundan terörist oluyor. ABD'ye karşı olanlar neden terörist
oluyormuş? Bırakalım Taliban'ı, El Kaide'yi. Bu güçler ordunun bir
parçası, istihbaratın bir parçası değil mi? Terörist olmak için
ABD'nin dünya liderliğini reddetmek yetiyor mu? Bunları yeniden
düşünmek lazım.
Dünyayı böyle bir felaketle
korkutanların gizli hesaplarını da sorgulayalım. Korku ve paranoya
yayarak bir çok ülkeyi işgal gerekçesi oluşturuyorlar. Korku
üzerinde bencilce çıkar hesapları yapıyorlar. Devlet terörünü meşru
bir müdahale yöntemi olarak kullanıyorlar. ABD ve İsrail bir çok
bölgede bunu yapmıyor mu?
"Dört günlük kıyamet savaşı"
başlıklı
senaryoyu hatırlatacağım
yine. Bu bir senaryo! Ancak korku gerçek. Bir gün Pakistan füzeleri
İsrail'i vurur, İsrail semalarına nükleer bomba düşebilir
paranoyası.
Biz o senaryoyu, "uç bir örnek"
olarak buraya almıştık. Ama onlar inanıyor. Ne de olsa bölgemizde
bundan sonraki savaşlar "nükleer silah kullanma"yı da içeriyor.
ABD'den sonra NATO'nun da nükleer doktrinini değiştirip, "ilk
kullanan güç olma"yı benimseme nedenini anladık mı şimdi?
İki uyarı var bizim için: ABD'nin
isteğiyle Pakistan'a muharip asker göndermeye direnmek. Terörizm
korkusuyla dünyayı titreten meşru güçlerin yeryüzüne ne belalar
yaydığını bir kez düşünmek.
İbrahim Karagül 11 Mart 2008
Yeni Şafak
ibrahimkaragul@gmail.com |