Asr-ı Saâdet
Müslümanı ile Asrın Müslümanı
Farkında olarak, ya da olmayarak, hemen hemen hepimiz
“moda”ya göre yaşıyoruz...
Modaya göre yaşıyoruz, ama modanın bir “sath-ı mail” (eğimli zemin)
olduğunu çoğumuz fark bile etmiyoruz.
Modaya uymaya başladığınız anda, eğimli zemine de
giriyorsunuz ve kaymaya başlıyorsunuz.
Önce giyim tarzınız değişiyor. Sonra yeriniz, yöreniz, eviniz,
tavrınız…
Derken yavaş yavaş
sakalınız (kirli sakala dönüşüyor), bıyığınız (şimdi dindar
Müslümanlarda da bıyıksızlık modası var), saçınız (çoktan beridir
sünnete göre değil, modaya göre kestirilip taranıyor, boyanıyor),
kokunuz (alkolsüz kokuların yerini çoktandır parfüm almış bulunuyor)
değişmeye başlıyor.
Git gide “dindarlık”
kokmamaya başlıyor, Müslüman!
Zaman içinde her şey
namaz, oruç, hac gibi ibadetlerle sınırlı bir “dindar Müslüman”
portresi ortaya çıkıyor.
Diğer her şey “moda”
tarafından yönetildiği için değişiyor. Çoğu dinimizden kaynaklanan
güzel alışkanlıklarımız “moda”nın etkisine giriyor.
O zaman da, “Sağ elin
verdiğinden sol el haberdar olmamalı” (Hadis olarak
hatırlıyorum) hükmü gidiyor, televizyon ekranlarından herkese
göstere göstere, muhtaçları incite incite “hayır” yapma devri
açılıyor.
“Tek dünyalı”larda
olduğu gibi, dindar Müslümlanlarda da “muhteva (içerik)”
yerine “görüntü” önem kazanıyor…
“Marka”
tutkusu, hac ibadetine kadar yaygınlaşıp “Beş yıldızlı hac”
kavramı icat ediliyor. (Oysa dünyevi ihtiras ve ayrıcalıkların terki
haccın önemli hikmetlerinden biridir. İhram bunu vurgulamak için
önerilmiştir).
İş kadeh tokuşturmaya
(bizimkilerin kadehinde meyve suyu var) kadar gidiyor!
“Efendim, biliyorsunuz
durum icabı yapıyoruz.”
Ben anlıyorum, anlamaya
çalışıyorum…
Durum icabı, biraz
Müslümanız…
Bir parça “bizden”iz…
Bir miktar “onlardan”ız…
Bu durumda biraz
Efendimiz’i, biraz Ebucehil’i mutlu ediyoruz!
Hangi tarafımız ağır
basıyor bilinmez!
•
Eskiden “fani”
lezzetlere pek dönüp bakmaz, “ebediyet”e dönük yaşardık…
“Dünyevi”
şeyler hayatımızı kontrol etmezdi…
En azından belirleyici
olmazdı.
Bir hareketi yapmadan
önce vicdanımıza sorardık: “Efendimiz şu yapacağımdan hoşnut olur
mu?”
Hoşnut olursa yapar,
yoksa yapmazdık.
Ölçümüz, mehengimiz
“Asr-ı Saâdet”ti…
“Asr-ı Saâdet
Müslümanı”
olmayı hedeflerdik.
“Moda”ya
göre yaşamaya başladığımızdan beri, hızlı değişimler geçiriyoruz.
Çünkü “moda”, hızla
eskiten ve hızlı eskiyen bir hayat tarzıdır...
Sonsuzluğu talep eden
insanın (yani dindar Müslümanın) hızla eskiyen ve değişen kavramlara
kendini kaptırması “ebedi yeni”den uzaklaşması anlamına
gelir.
“Dindar Müslüman”ın,
“güzellik” kavramı farklı olmalı, “Güzeller Güzeli”nden
(Aleyhisselatü vesselam Efendimizden) “güzel”e gitmeli, O’nu
yaşadığı ölçüde güzelleşeceğinin idrakı içinde yüreğini Peygamber
yüreğinden geçirmeye çalışmalıdır.
“Dindar Müslüman”
gösterişli yaşamıyla, marka tutkusuyla, “öteki”lere benzeme
çabasıyla, israf ve gururuyla değil, israfsız yaşantısı,
hayır-hasenatı, tüm hayatı kuşatan sevgisi, tüm hayatı kucaklayan
şefkati, aynı ölçüde hamiyeti, yardımseverliği, hoşgörüsü, gösteri
ve gösterişe kaçmayan yaşam tarzı ile kendini “fark”
ettirmelidir.
Ölçümüz “Asr-ı Saâdet”tir…
Kendi mahşerimizi kurup
vicdan muhasebesine oturursak, Peygamber-i Âlişan Efendimiz’le
arkadaşlarının hayat tarzının neresinde olduğumuzu pekalâ
görebiliriz.
Duruşumuzu ve durumumuzu
ölçmek için, “çağdaş veri”lere hiç gerek yoktur.
Yavuz Bahadıroğlu
1 Mayis 2008 Vakit
ybahadiroglu@vakit.com.tr |