|
HAMAS ve
el-Fetih yetkilileri, aralarına başka grupları da alarak bir
“ulusal birlik hükümeti” kurmaya karar vermişlerdi. Varılan
mutabakatta “Yeni hükümet İsrail’i tanıyacaktır” diye bir madde
yoktu. Ne var ki Filistin Cumhurbaşkanı Mahmut Abbas, ABD’nin
baskıları üzerine böyle bir şart ileri sürmeye başladı ve
HAMAS’ın bunu kabul etmemesi üzerine de “Sıfır noktasına geri
döndük” dedi. Böylece “ulusal birlik hükümeti” projesi rafa
kalkmış oldu. Gazze sokaklarında şiddet tırmanışa geçti. Mart
ayından beri maaşlarını alamayan memurlar (daha ziyade El-Fetih
kadroları) Abbas ve adamlarının kışkırtmasıyla HAMAS hükümetini
şiddetle protesto ediyor. HAMAS hükümeti de şiddetli
protestolara yer yer şiddetle cevap veriyor. Bir iç savaştan
bahsetmek abartılı olur, ama Filistin’in büyük bir krize
sürüklendiği muhakkak.
Krizin 1
numaralı sorumlusu, Ortadoğu’ya demokrasi getirmek istediğini
iddia eden ve fakat Filistin halkının demokratik seçimine saygı
göstermeyen Amerika Birleşik Devletleri. ABD, HAMAS’ı tercih
eden Filistin halkını cezalandırmak ve davadan döndürmek için
insafsız bir boykot ve ambargo kampanyası başlattı. “Seçimle
gelmiş Filistin hükümeti kat’î surette muhatap alınmayacak ve
işgal altındaki Filistin topraklarına 1 kuruş para, 1 dilim
ekmek bile girmeyecek! Hastalara ilaç da yok! Filistin halkı ya
HAMAS’tan vazgeçecek, yahut geberecek!” Böyle diyor Amerika
Birleşik Devletleri. “Uluslararası camia” da –İslam
ülkelerindeki rejimlerin kahir ekseriyeti dahil- ABD’nin
soykırım siyasetine destek veriyor.
İslam
dünyasındaki devletler, özellikle de Gazze’ye komşu olan Mısır
ve Batı Şeria’ya komşu olan Ürdün bu kampanyaya katılmasaydı,
Filistin krize sürüklenmezdi. İslam Konferansı ve Arap
Birliği’nin “Zulme ortak olmayı reddediyoruz! Dahası, Filistin
halkını açlıktan öldürmek isteyen devletlerle ilişkilerimizi
gözden geçiriyoruz!” dediğini tasavvur edin; boykot ve ambargo
devam edebilir miydi? Hiç sanmıyorum. Sadece Mısır hükümetinin
ahlaklı davranarak Refah sınır kapısından Gazze’ye yardım
sokulmasına izin vermesi bile Filistin’i rahatlatmaya yeterdi.
Yukarıda,
krizin 1 numaralı sorumlusu Amerika Birleşik Devletleri’dir
dedik; Mısır hükümeti de “1 numara” olarak anılmayı hak ediyor,
zira HAMAS’ın muhtelif ülkelerden tedarik ettiği milyonlarca
doların Mısır üzerinden Filistin’e girmesine aşk ve şevk ile
mani olan Hüsnü Mübarek ve adamlarının bu müthiş ihaneti
olmasaydı, kriz, Filistinli gruplar arasında silahlı çatışmalara
yol açacak kadar tırmanmazdı.
Mübarek
yönetiminin Filistin aleyhindeki bu aşk ve şevki nereden
kaynaklanıyor? Tabii ki koltuk kaygısından! Filistin’de HAMAS’ın
(ve Lübnan’da Hizbullah’ın) yükselmesi, İsrail’in bu İslami
hareketler karşısında mevzi kaybetmesi, ne kadar güçlü bir
orduya sahip olursa olsun İsrail’e karşı izzetli bir duruşun
mümkün olduğunun anlaşılması ve böyle bir duruş sergileyenlerin
Lübnan’da görüldüğü gibi İsrail’e galebe çalabileceklerinin
ortaya çıkması, bütün siyasetlerini “İsrail’in şerrinden
korunmak için İsrail’le iyi geçinmeye mecburuz” yalanına
dayandıran ve bu yalan sayesinde hüküm süregelen Mübarek gibi
diktatörlerin sonunu getirecektir. Filistin’de HAMAS’ın (ve
Lübnan’da Hizbullah’ın) yükselişi önlenemezse, Mısır’da İhvan-ı
Müslimin’in yükselişi de önlenemez. Bütün mesele bu. Mübarek
bundan korkuyor ve korktuğu er veya geç başına gelecek
inşaallah!
İzzete,
şerefe, haysiyete itibar etmeyen, üç kuruşluk iktidarından başka
davası olmayan, Filistin halkına yardım eli uzatmak şöyle dursun
Mısır halkına hizmet etmeyi dahî aklının ucundan geçirmeyen
Hüsnü Mübarek, ülkenin bütün kaynaklarını kurutarak oluşturduğu
devasa polis ordusundan başka bir ‘referans’a sahip değil.
Filistin Cumhurbaşkanı Mahmut Abbas’ın da polis gücünden başka
‘referans’ı yok. Halbuki İhvan-ı Müslimin ve onun bir uzantısı
olan HAMAS, yoksul halkın bütün ihtiyaçlarını karşılamaya matuf
sosyal yardım programları, ahlaki çöküşün önüne geçmeye matuf
irşad faaliyetleri ve Ümmet-i Muhammed’in yerlerde sürünen
haysiyetini ayağa kaldırmaya matuf siyasi mücadele gibi parlak
referanslara sahipler. Bugün Mısır’da ve Filistin’de sosyal
dengeler bir daha kurulabileceğine ihtimal verilemeyecek kadar
bozulmadıysa, hâlâ toplumsal bir ahlâktan söz edilebiliyorsa ve
insanlar geleceğe hâlâ umutla bakabiliyorlarsa, bu, İhvan
geleneği sayesindedir. Mübarek’in ve Abbas’ın polisleri bu
gerçeği değiştirebilecek kadar güçlü mü?
İhvan
geleneğini baş tacı eden Mısır ve Filistin halklarının maşeri
vicdanı, Siyonist işbirlikçisi cuntaları çoktan mahkum etti.
Kısa vadede ne kadar menfi gelişmeye şahit olursak olalım,
cezanın bir gün mutlaka infaz edileceğinden kuşku duymamalıyız.
Hak ve halk düşmanı cuntalar Müslüman kitlelerin yükselen
öfkesinde boğulacak!
***
Filistin’deki kriz yüreğimizi daraltıyor, fakat ümitsizliğe
düşmüyoruz. Filistin halkı bundan çok daha büyük badireler
atlattı. Bu badireyi de Rahman ve Rahim Allah’ın yardımıyla
atlatacaktır. Siyonist rejime yönelik ağır eleştirileri ile
tanınan İsrailli fikir adamı İlan Pappe’nin, kötümserliği meslek
edinmiş Müslüman aydınları utandırması gereken o ferasetli
cümlelerini hatırlayalım: “Hizbullah’ın başarısı, Amerikan
imparatorluğunun Ortadoğu’daki günlerinin sayılı ve neredeyse
sona ermek üzere olduğunun bir göstergesi olabilir. Bununla
birlikte, tarihte ‘neredeyse’ tabiri birkaç yılı içerebilir.
Bizim durumumuzda ise … yaşadığımız bu bölgede, özellikle de
Filistinliler için, geçecekleri çetin ve korkunç zamanlara
tekabül etmektedir. Tüm bunların ardından daha iyi bir geleceğin
bizi beklediğini bilmek, bu çetin günlere dayanmamızda bize
yardımcı olacaktır.” (Zaman gazetesi, 4 Eylül 2006)
Hakan Albayrak3 Ekim 2006 Milli Gazete
halbayrak@yahoo.com |