|
Üç aylar ömür sermayesi
En değerli sermayemiz zamanımız. Milyarları kaybetseniz geriye
kazanabilirsiniz. Ancak hiçbir insan, milyar veya trilyonlarını
verse, ömründen bir saniyeyi geriye getirebilecek durumda değildir.
Onun için her anınızı ayrı değerlendireceksiniz.
Peygamberimiz bir hadislerinde ne güzel ifade etmiş; “Allah’ın
insanlara lütfettiği iki nimet vardır ki, birçok insan bu nimeti
değerlendirmede aldanmışlardır. O nimetler de sıhhat ve boş
zamandır.” (Buhari, Rikak 1, Tirmizi, Zühd 1)
Sıhhatinin değerini ancak hastalandığı zaman anlıyor insanlar. Boş
zamanlarını da değerlendiremiyor.
Malımızı alıp-satarken aldanmıyoruz. Çünkü buna dikkat ediyoruz.
Doların, markın fiyatlarını takip ediyoruz. Peki, burada aldansak ne
olur?
Sermayeden zarar etmiş oluruz. Ama o sermayenin telafisi mümkün.
Fakat o iş yerimizde otururken geçirdiğimiz boş zamanımızın yok olup
gittiğinin farkına varıyor muyuz?
Dünyanın yaratılışından bu güne kadar ayların on iki olduğunu
Rabbimiz bize Tevbe suresinin 36’ncı ayetiyle haber verir.
Sevgili peygamberimiz de veda hutbesinde takvim ayarlamasını yapar
ve senenin on iki ay olduğunu, bunlardan Zilkade, Zilhicce, Muharrem
ve Recep ayı olarak dördünün Haram aylar olduğunu, konuşma yaptığı
günün Kurban günü olduğunu, bulundukları yerim Harem bölgesi
olduğunu söyleyerek takvim düzenlemesini yapar.
Öyle zannediyorum ki, yazılı belge olarak elimizde takvim
düzenlemesinin en eski belgesi Buhari’nin Sahihinde Hac, Edahi,
Tefsir kitaplarında, Müslim’in Sahihinde Kasame kitabında ve diğer
hadis kitaplarında geçen hadislerdir.
Bakara suresinin 203’üncü ayetinde “Sayılı günlerde Allah’ı
zikredin” buyurur.
Bütün seneler Allah’ındır. Bütün aylar, haftalar, günler
Allah’ındır.
Öyle olunca günler hakkında karar vermek de ona aittir.
Zamanın bizi öğütüp yok etmemesi, zamanın bize hakim olamaması,
bizim zamana hakim olmamız ve zamanı çok iyi değerlendirerek,
kötülüklerden korunmamız ve Rabbin rızasını kazanmamız için günde
beş vakit namazı emretmiş.
Haftada bir gün Cuma günleri ergenlik çağına gelmiş bütün
Müslümanları toplu halde Hakkın huzurunda halkla beraber olmayı,
aynı yöne yönelmeyi, omuz omuza vermeyi öğreten Cuma namazını
lütfetmiş Rabbimiz.
Ramazan orucuyla sıhhatimizi koruyan, sabrı öğreten, günahlara karşı
kalkan görevi yapan, fakirin halinden haber veren, sevapların
doruğuna çıkaran Allah(c.c.) bize karşı rahmetinin eseri olarak
birçok geceler lütfetmiştir.
Bin aydan hayırlı Kadir gecesi, Cuma gününde gizli saati yakalayıp
dualarımızın kabulü için hep uyanık olmamızı sağlaması, Cuma günleri
mümkünse Kehf suresi, mümkün değilse Kehf suresinin başından ve
sonundan onar ayet okunması, Receb ayının ilk Cuma gecesindeki
Regaib gecesi, yine Receb ayının 27’inci gecesinde olan Mirac
gecesi, Şaban ayının on beşince gecesinde olan Berat gecesi,
Muharremin onuncu gecesindeki Aşure günü ve gecesi, Bayram geceleri,
Zilhicce’nin on günü, ay takvimine göre her ayın 13-14 ve 15 inci
günleri, Şevval ayında tutulan altı gün orucu, bir gün oruç tutup
bir gün yenen Davud orucu, haftanın er pazartesi ve Perşembe günleri
tutulan oruc, Yağmur duası, güneş ve ay tutulması namazları, Teravih
namazı, Kuşluk namazı, Teheccüd namazı, Tesbih namazı, yolculuk
namazı gibi namaz ve oruçlar Rabbin rızasını arayanlar için Rabbimiz
tarafından lütfedilmiş zamanlardırlar.
Beşikten mezara kadar yol alacak Cennet yolcuları, ilk nefesten son
nefese kadar her saniyelerini kontrol altında tutmalılar. Zaman
israfı hiçbir şeyin israfına benzemez.
Bütün günlerin hakkını verdiğimiz gibi bu üç ayların da hakkını
vermeye Rabbin rızasını kazananlardan olmaya çalışalım.
Mahmut Toptaş
mtoptas@milligazete.com.tr 17 Temmuz 2007 Milli Gazete |