|
Üç kadın, üç idam, son üç
gün!..
31 yaşındaki Wassan Talip, 25
yaşındaki Zeynep Fadıl ve 26 yaşındaki Liqa Ömer Muhammed adlarında
üç Iraklı kadın, 3 Mart tarihinde idam edilecek. Bağdat'taki el
Kazimiye Hapishanesi'nde infaz gününü bekleyen kadınların tek
suçları var; İşgale karşı direnmek.
Sadece dört yıl
içinde bir milyona yakın insanın ölümüne, yüz bin çocuğun
katledilmesine, binlerce insanın esir kamplarında toplanmasına, Ebu
Gureyb gibi, benzerlerinin hâlâ ülkenin her tarafında bulunduğu;
işkence ve tecavüzlerin kol gezdiği hapishanelerin işletilmesine,
Kuzey Irak'ta bile varolan çocuk ve kadınların tutulduğu gizli
merkezlerin kurulmasına yol açan işgale karşı çıkmak.
Üç kadın, işgal
güçlerinin merkezi olan Yeşil Bölge'de saldırı düzenlemek ve bir ABD
askerinin ölümüne neden olmaktan idam cezasına çarptırıldı. Irak
ceza kanununun “Ülkenin bağımsızlığına, birliğine veya ülke
topraklarının güvenliğine halel getirmek kastıyla kendi iradesiyle
eylemde bulunan herkes, bu eylem doğası gereği böyle bir ihlale yol
açtığında, ölümle cezalandırılır" maddesine göre suçlu bulundular!
Hangi halk, hangi
güvenlik? Köleleştirmeye karşı çıkan, özgürlüğünü ve onurunu isteyen
bir halk mı, uyuşturulan, yok edilen, süründürülen bir halk mı? Bu
ülkede halkın güvenliğini, huzurunu düşünen kim var? Güvenliğini bu
kadar önemsedikleri bir halkı dört yıldır nasıl da kırıp
geçiriyorlar! Çirkin, işbirlikçi, yağmacı bir zihniyetin, küresel
işgal çetesine hizmetçilikten başka ne özelliği var?
Halkın güvenliğini
savunanlar, binlerce insan katledilirken neden susuyorlardı?
Binlerce insan çöldeki esir kamplarında tutulurken, aileler
parçalanırken, komşular birbirine kırdırılırken, çocuklar
ailelerinden koparılırken, genç insanlar kafalarına sıkılan bir
kurşunla sokak kenarlarına atılırken, morglara günde yüzlerce ceset
taşınırken, üniformalı insanların işkence ile öldürdüğü insanların
sayısı dahi bilinemezken, cezaevlerindeki kadınlar “bizleri öldürün”
diye çağrılar yaparken neden susuyorlardı? El ayak öpmekten, ABD
askerlerine hizmet etmekten, ülkelerini peşkeş çekmekten, kendi
insanlarını kurban ederek iktidar satın almaktan başka ne
yapıyorlardı!
Ülkesini, canını,
malını, ailesini, kültürünü, hayat tarzını savunmanın, mütecavizlere
karşı yiğitçe durabilme erdeminin suç sayıldığı bir yerde, bazı
erkeklerin kaçacak delik aradığı bir yerde üç kadın, onların
yapamadığını yapmış, yaşama haklarını savunmuş. Bundan utanç duyması
gerekenler kim?
Ankara'ya gelerek,
Washington-Londra'ya giderek üzerlerinde iğreti bir takım elbiseyle
gösteriş yapanlar, hak ve adaletten dem vuranlar, ülke bütünlüğünü
ve halkın güvenliğini ağızlarından düşürmeyenler acaba bu ölümlerin
kaçından sorumlu?
Sadece üç kadın mı?
Kaç bin kadın var o hapishanelerde ve neden oralarda tutuluyorlar?
Kaç bin çocuk/genç var? Ne kadarı idam edildi?.. Esir ticaretine
dönüşen kadın mahkum hikayesinde kılıf hazır? Direnişçilere yardım
etmek, direnmek gibi siyasi suçlar. Peki bu kadınların çoğu oralarda
rehin tutulmuyor mu? Hangi amaçlarla rehin tutuluyorlar?
Başbakan Nuri el
Maliki değil mi; polislerin bir kadına tecavüz etmesini soruşturmak
isteyen görevliyi cezalandıran? Aynı Maliki, ya da halkın
güvenliğini savunanlar, Tel Afer'de bir kadına tecavüz eden askerler
hakkında ne yaptı?
Halkın değil
Amerikan askerinin güvenliği için öldürülüyorlar. Onlar bu
askerlerin güvenliği için kendi halklarını öldürüyor. ABD askeri
için kendi halkına savaş açanlar, işkenceye maruz kalan, öldürülen
binlerce insan için ABD'ye neden bir şikayette bile bulunamadılar?
İmamı bekleyen üç
kadın için uluslararası kampanya başlatıldı. Hiçbir hukuki güvenliği
olmayan, mahkemelerin tiyatroya ve intikama dönüştürüldüğü bir işgal
yönetiminin adaletten ne anladığı malum. Tek yol var, bu kadınların
kurtuluşu için dünya gelinde baskı oluşturmak. Başlatılan
kampanyaya destek vermek!
Üç gün sonra
yapılacak bu idamların durdurulması gerekiyor. Birleşmiş Milletler
ve Avrupa Birliği'nden bazı çevrelerin çabaları şu ana kadar sonuç
vermedi. İdamı durdurma yetkisi olan Irak Devlet Başkanı Celal
Talabani'ye yazılan mektuba cevap verilmedi. BM Genel Sekreterliği
ve Avrupa Birliği'nden çevrelerin çabalarına Türk Dışişleri
Bakanlığı, Meclis İnsan Hakları Komisyonu da destek vermeli. En
azından idamlar ertelenebilmeli.
Hana Albayaty, Ian
Douglas, Abdullah Albayaty, Iman Saadoon, Dirk Adriaensens, Cihan
Aktaş, Ayşe Berktay gibi, İstanbul'dan, Türkiye'den ve dünyadan çok
sayıda insanın imza attığı kampanyaya herkesi destek vermeye davet
ediyorum. Yüz binlerce ölüme rağmen, hâlâ yapılacak çok şey olduğuna
inanan ve bu ölümleri kanıksamayanlar harekete geçmeli.
İbrahim Karagül 28 Şubat 2007 Yeni Şafak
ikaragul@yenisafak.com.tr |