|
Sonbaharın son ayındaki duygular
Erken kalkmak
âdetimdir..
Kalktığım saatten biraz sonra pencereye varır, şehri ve
karşımızda sıralanan dağları seyrederim..
Eski sonbaharlardan bir şeyler bulmak isterim, ama nafile..
Ne insanlar, parklarda gün sayan mevsimin son çiçekleri
kasımpatılara sevgiyle bakıyorlar, ne de kuşlar kondukları
dalları tanıyorlar..
Düşünce ekranından
dünyayı seyrediyorum.. Her taraf kan gölü, silah depoları
çoğalıyor..
ABD Başkanı Bush,
bu sonbaharda hangi ülkeyi vursam diye düşünmektedir mutlaka..
Bre domuz, Pervez Müşerref'ler, Karzai'ler,
Maliki'ler, Hüsnü Mübarek'ler ve Mahmut Abbas'lar
varken, senin vurmana ne gerek var?
Dünyanın hiçbir yerinde
kendi hukukçusuna güvenen kalmamış.. Kendi seçtiklerini
beğenmemek de modadır.. Çünkü seçilene kadar güzel görünümlü
yaratıklar seçildikten sonra değişiyorlar..
Bugün hangi konuyu
yazsam diye düşünürken, 10 yıl önce yazdığım bir şiir aklıma
çakıldı..
MÜZELİK ŞİİR
Yürüyen heykellerle aynı
müzedeyim ben
Konuşan mumyaları kimden
söz edeyim ben
Fikren işkencedeyim,
ruhen cezadayım ben
Korkaklığın
sükûtu kol geziyor her yerde
Sanki tek
başınayım tek kişilik mahşerde
Putların gölgesinde dans
eder akbabalar
Söz sokakta dolaşır, öz
zindanda çabalar
Atılan ucuz safra
selâmlar/merhabalar
En temiz
topraklara gül eksem mantar biter
Yollar sırat
köprüsü, durmak düşmekten beter
Kaybettim mesafeyi,
zamandan uzaklaştım
Sevgi diye sarıldım,
isyanla kucaklaştım
Ne kendimden kurtuldum,
ne kendime yaklaştım
Toprağın üstü
mezar, zevke dalmış ölüler
Can sıkmaya yetiyor
canlı kalmış ölüler
Fuhuş yuvası sanki en
görkemli binalar
Çamur evlat doğurur taş
yürekli analar
Resmen hak tevzi eder
hakkı boğan canavar
Koşanlar-yarışanlar, dehşet ötesi dehşet
Akıl karaya
vurdu, gırtlağı geçti vahşet
Meydanlar tıklım
tıklım, caddeler salkım saçak
Kölelik histerisi
yayılmış köşe-bucak
Elli tane hokkabaz,
elli milyon oyuncak
Müdür ve
müdüriçe müzenin bekçileri
Aferine
çalışır düzenin bekçileri
Mülkü kazanan ayrı,
tasarruf eden ayrı
Hisseler neden farklı,
hak-hukuk neden ayrı
Hasta yaşar deniyor, baş
ile beden ayrı
Mantık
yürütmek yasak, itiraz eylemek suç
Neşe/eğlence
cinnet, yatıp uyumak korkunç
Güvenmek aldanmaktır,
ölçü-tartı izafi
Mert-namert,
güzel-çirkin, eksi-artı izafi
Çoğunun cebindeki kimlik
kartı izafi
Kim kimdir?
Kim kim değil? Anlamak ve bilmek zor
Oynanan
komediye gül diyorlar, gülmek zor
Figüran heykeller var
kül tablası boyunda
Beşyüz göbek atılır
dakikalık oyunda
İşlenen her günaha
kurt da ortak, koyun da
Kalmışım
ara yerde, tozdayım-dumandayım
Kirli bir
mekândayım, iğrenç bir zamandayım
(Akıl Karaya Vurdu
kitabımdan)
Zengin de çıplak
doğdu, fakir de çıplak doğdu
Giderken ikisi de
çırılçıplak gidecek
Padişahlar/krallar
arza direk mi oldu
Allah'ın
kanunudur, gelen mutlak gidecek
Abdurahim Karakoç 8 Kasım 2007 Vakit |