|
Biz sevinince, sevinçten,
efkarlanınca üzüntüden ölürüz. Ölümüne severiz.. Vatan için
yaşamak değil, ölmek gerektiğine inandırırlanlardanız..
Ölüm kaderdir, aynı zamanda emir.. Ölüme gideriz/ölüme
gönderiliriz..
Düğüne gider gibi gider gencecik çocuklar askere, daha ilk
günden “şafak” saymaya başlarlar..Ay, gün, saat.. Çünki
karanlıkta hissederler kendilerini..
Ve kimse bunları konuşmaz.
Yüksek öğrenim görenlerin önemli bir kısmı, askerliğini
geciktirmek ya da er olmamak için okur.. Askerlik hayatı böler,
evlilik, iş herşey askerlik hesabına dayalı yapılır..
Kimse bunun ekonomik ve psikolojik maliyetini hesaplamaz /
hesaplayamaz..
Askerlik bizde bir tabudur. Sorgulanması şöyle dursun, soru
sorulması bile hoş karşılanmaz..
Askerlerin kendi şirketleri vardır. Kendi mahkemeleri, kendi iç
denetimleri.. Onlar herşeye karışırlar ama, kimsenin kendi
işlerine karışmasını istemezler.
Mesela rejimin yılmaz savunucularıdır ama, mesela askeri
liseleri, Tevhid-i tedrisat çerçevesinde MEB‘e ya da
Harbokulları, YÖK’e bağlı değildir.
Ölen her asker şehittir! Gerçekten öyle mi?Komutanın kusuru, ya
da erin bir ihmali yok mu? Sadece ölmüş olmak, şehid olmak için
yeterli mi?
Tantanalı törenlerin arkasında kalan gerçekler yok mu? Şehid
madalyaları artık acılı anaların yüreğindeki yangını söndürmeye
yetmiyor.. Şehid törenleri, yoksul ailelerin, işsiz çocukları
için hala anlamlı olabilir ama artık yarın onlar da hesap
sormaya başlarlarsa şaşmayın.
Bu öfke, operasyona gönderilen çocuklara çelik yelek giydirmekle
dinecek gibi değil..
Çocuğunu iyi okullarda okutup askere gönderen annenin feryadı
hala kulaklarımızda..
Terörün ne olup olmadığını da tartışmamız gerek, terörle
mücadelenin böyle olup olmayacağını da.
200 Milyar dolardan fazla para gömdük toprağa, Filistinde ölen
insandan daha fazla insan hayatını kaybetti sonunda bölgede.
Hala yüzbinlerle ifade edilen asker bölgede..
Bölge yanlış politikalar yüzünden her gün biraz daha
insansızlaşıyor..
Kim bilir belki de asıl oyun bu. O bölgeyi insansızlaştırmak!
Kimse PKK nın neyin nesi olduğunu sorgulamıyor. Nasıl
kurulduğunu, nasıl bu günlere gelindiğini düşünmüyor. Türkler
de, Kürtler de aldatılıyor bana kalırsa.. Birileri bizim
kanlarımız ve gözyaşlarımız üzerine kendilerine iktidar ve
servet üretiyorlar..
Ölmek ve öldürmek çözüm değil, aksine çözümsüzlüğü
kronikleştiren bir süreç..
Gece karanlığında, çalılık vadilerde devriye çıkartarak terörle
mücadele edildiği nerede görülmüş.. Terörle mücadele denilen
şey, siyasi amacı olan, sivil topluma yönelik bir psikolojik
savaş planı olmasın sakın..
26 yıldır o bölgede neler olup bitiyor.. Kökünü kuruttuk
dedikleri terör neden her gün biraz daha güçlenerek meydan
okumasını sürdürüyor.. Apo’yu hapse attınız ne oldu?
Bu işte bir yanlış var. Terörle mücadele (?!) de
başarısızsınız.. Şehid cenazesği törenleri artık bıktırdı..
Öyle askerde iken ölen herkes şehid olmaz.. Bireysel kusur da
olabilir, komuta kusuru da..
Hem şehidlik askerlere kote edilmiş bir konu değil sadece.. Dağ
başında çocuklara ders anlatan öğretmen de ölürse o da şehittir,
bu şehitse..
İmamı, mühendisi, işçisi, muhtarı da şehittir..
Şehidlik dini bir makam.. Şehid olmada ölçü, Allah'ın rızasıdır.
Allah rızası için mücâdele eden, O'nun adını yüceltmek için çaba
sarfeden, cihâd içinde bulunuş ve bu yolda canını veren de,
şehid olmuş olur. Şehid dediğimiz kişi, kanları ile Allahın
varlığına şahidlik edenlerdir.. Dinimizde Şehitlik konusu çok
net, çok açıktır. Yüce Allah (mealen); “Şehitler için öldü
demeyin.Onlar Rableri katında diridirler” buyuruyor. (Bakara
Suresi, 154-Al-i İmran Suresi, 169) Allaha ve ahiret gününe iman
etmeyen birinin bu tanıma göre şehid olması mümkün değildir..
TDK sözlüğüne göre Şehid “Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda
ölen kimse”dir. Şehid Arapça bir kelimedir. Şehidlikte önemli
olan “kutsal amaç”dır.. Seküler olan, Kutsalı olmayan bir
alandır.. Kamusal alanda şehidlik töreni ya da şehidlik aslında
kamusal alanda başörtüsü gibi bir şeydir..
Afyon Müftülüğünün sitesinde “Şehit kime denir?” diye
sormuşlar.. Şıklar şöyle: A-Savaşta ölen kimseye, B-Allah
yolunda öldürülen Müslüman’a, C- Savaşta yaralanıp evde ölene,
D-Görevi başında ölene, E-Bilmiyorum. Evet cevaplayın bakalım..
Savaşta ölen bir ateist ya mesela gayri müslime de şehid denir
mi? Kilise kapısında cenaze töreni düzenlenirken, generaller ne
yapacaklar? Arkasından fatiha mı okuyacaklar? İstavroz
çıkartmayacaklarına göre, peki ne? Görevi başında derken, nasıl
bir “görev”bu.. Her görev kutsal mı? Seküler bir rejimin kutsal
görevi olabilir mi?
Şehidlik kutsal olduğu için, daha çok kutsallık olsun diye mi
şehid sayısı hep böyle yüksek.. Ölmek, şehid olmak her zaman
aynı anlama gelebilir mi, belli meslek sahipleri için..
Yoksulluğa/sefalete ve ölüme övgüye dönüşen bir anlayış bizi
nereye götürür..
Bir “şehid anası” oğlu için “benim oğlum şehid değil, o bir
yanlışlığın kurbanı” diyorsa, burada herkesin oturup düşünmesi
gerekir..
Biri çıktı ve “kıral çıplak” dedi.. Evet kıral “üryan!”
“Şehidlik perdesi” arkasına gizlenen “çıplak gerçekler”le
yüzleşmeden bir yere gidemeyiz. Bu üryan duruş, kutsal bir
kavramın içini boşaltmaya ve çocuklarımıza yutmaya devam
ediyor.. Çelik gömlekler, kanayan yaramızı dindirmeye
yetmeyebilir.. Yara derinde ve yara müzmin..
Her yer karanlık! Şafağa kaç var dersiniz. Selam ve dua ile. Abdurrahman
Dilipak/ Vakit
|