|
Müslüman, alet olmamalıdır
"Kanunlar örümcek ağı gibidir. Zayıflar ağa yakalanır. Güçlüler de
ağı delip geçer" (Balzac) sözü bugünün adaletini temsil eder. Çünkü
bu beşerin yaptığı kanunlardır. Çıkarlara, menfaatlere, makamlara ve
mevkilere hatta ideolojik verilere göre hazırlanır. Kanunlar
güçlünün elinde oyuncaktır.
Asıl adalet hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesidir. Haklı ile
haksızın ayırt edilmesi de adaleti sağlar.
Günümüz kanunlarında doğru yoktur. Her ferdin kendisine göre
doğruları vardır. Varlıkları zulüm üzerine kurulmuştur. Bu durum,
kanunların ilahi adalet ve hikmetine aykırıdır.
Yeryüzü kurulduğundan bugüne, adalet ve adaletsizlik, hak-batıl
mücadelesi sürüp gelmektedir. Dünya durduğu müddetçe de devam
edecektir. Hak'tan yana olanlarla, zulmü hak gösterenlerin, zehri
altın kafeste sunanların mücadelesi, Allah ile Allah düşmanlarının
kavgası, bu böyle gelmiş böyle gidecektir.
Dünya durduğu müddetçe ilahi hükümler yanında, beşeri hükümler, Hz.
Muhammed'in yanında Ebu Cehil'ler hep olmuştur, olacaktır.
Kur'ani hükümler suçtur, inananları suçludur. Allah'ın adaletini
isteyenler suçlu, nefsinin kanunlarını işletenler baş tacıdır.
Zengin, örümcek ağını delip geçerken, fakir ve fukara ağa takılıp
hapsi boylamaktadır.
Zengin, bankalar boşaltıp, yatlar alır, borçları silinirken; yoksul,
hırsızlık, gasp ve dolandırıcılığa zorlanmaktadır.
İnanan "ilahi adalet" diye haykırırken; şişkinler, pişkinler,
yüzsüzler, üstsüzler ise ayağa kalkıp "Adalet biziz. Bizim
adaletimiz!" demektedirler.
Hz.
Ömer'in "Mal cimrilerde, silah korkaklarda, fikir zayıflarda
olursa düzen bozulur" buyruğundaki düzen bozukluğu;
"Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir"
(Blaise Pascal) sözü;
Allah Resulü'nün: "Adaleti çiğneyen devlet adamlarını
cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır" buyruğu ve milleti
çökme, çözme, yok etme faaliyetleri...
Demek istediğimiz: Bugünkü adalette Halife ile tebasını aynı kadı
önünde muhakeme etmek mümkün değildir. Davacı Ubey B. Ka'b Medine
kadısı Zeyd Bin Sabit'e gitmiş, Hz. Ömer'den şikâyetçi olmuştu. Zeyd
B. Sabit, Halife'ye iltifat etmiş, davacıya yemin vermemesini rica
etmişti. Halife Hz. Ömer, Zeyd B. Sabit'e;
"Halife, herhangi bir müslüman hakkında eşit davranmasını
öğrenmedikçe ona dava götürülmemelidir" emrini vermiştir.
Allah'ın Resulüne Mahzumoğulları eşrafından bir kadının hırsızlığına
karşı Usame bin Zeyd'i şefaatçi yaparlar. Hz. Peygamber, ashabı
mescitte toplayarak;
"Ey Müslümanlar! Sizden önce yaşamış toplumların neden dolayı
yollarını şaşırıp saptıklarını biliyor musunuz? Asilzadeleri bir
hırsızlık yaptığı zaman onu affeder. Zayıf ve kimsesizler bir şey
çalarsa onları cezalandırırlardı.
Allah'a yemin ederim ki, böyle kötü bir hırsızlığa Mahzum kabilesine
mensup Fatma değil, kendi kızım Fatıma olsaydı elini keserdim"
(Müslim) der.
Allah; "Hiçbir günahkâr diğerinin günahını yüklenmez."
"Kim bir zerre ağırlığında iyilik yapmışsa, onu görür. Kim de bir
zerre ağırlığında kötülük yapmışsa onu görür"
buyurur.
Bizden size, sizden bize bir mesuliyet yoktur. Vazifemiz tebliğ ve
uyarıdır.
Şunu
da söylemeliyiz ki; batıl bir rejimden hak zuhur etmez.
İlahi adaletin olmadığı adalet, nefislerin, çıkarların, güçlülerin
adaletidir. Müslüman buna vasıta olmamalıdır.
Duran KÖMÜRCÜ
14 Mayıs 2007 Vakit |