|
Her kim kabul edip alırsa Demakrasi adındaki ilmi yunanı, bilsin ki
inkâr etmiştir nuru Kur'anı!..
(Mustafa Çelik) |
|
"Kerametlerin en büyüğü kötü ahlâkını değiştirmendir." {Sehl b.Abdullah
R.a.} |
|
"Din ile Devlet ikizdir. Bunlardan birisinin kalkması; diğerinin de
kalkması demektir. Kökü olmayan yıkılmaya mahküm olduğu gibi bekçisi
olmayan temel de yıkılır, yok olur." {İsmail Hakkı Bursevî Rh.a.} |
|
"Bugün İslam adına ortaya çıkmış olan hareketlerle, saadet asrında
oluşan hizbullah arasında büyük tezatlar vardır. Bunun sebebi şudur:
Bugün İslam coğrafyasında ortaya çıkmış olan birçok İslamî grubun
zaafiyet ve sapıklığı devletleşme devrelerinin bulunmamasından ileri
gelmektedir. Bazıları tevhidden bahsediyorlar, ama devlet ve hilâfet
noktasında susmayı tercih ediyorlar, öte yandan içerisinde
yaşadıkları müşriki devletin yıkılmasından, tağutlaşan idarecilerin,
kralların ümmetin idaresinden uzaklaştırılmalarından hiç bahsetmiyorlar.
Dolayısıyla çalışma programlarına devletleşme devresini alamayan bu
grublar, Tağutların ve Kralların hakimiyeti altında cahiliyye devletine
katkıda bulunmaya, cahiliyye devletinin istek ve arzularına ortak olmaya
çalışan ruhsuz ve huysuz bir neslin ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır.
Bu münasebetle diyoruz ki; devletleşme devresi olmayan hareketler,
Tağuti düzen için güvenlik sibobu olmaktan öteye geçemezler. {Mustafa Çelik} |
|
|
|
Lübnan’a asker pazarlığı
savaştan önce başladı!..
Kendimizi kandırmayalım. Lübnan'a asker gönderme
isteğinin altında ne Türkiye'nin bölgesel gücünü yaygınlaştırması
var ne de Lübnan halkını İsrail saldırılarından koruma ya da
ateşkesi güvence altına alma düşüncesi. Türkiye ile İsrail
arasındaki sır dolu anlaşmaların bölgesel etkilerini ortada iken,
Türkiye ile ABD arasında Yeni Ortadoğu Dizaynı'na ilişkin temel
alanlarda işbirliği bu kadar güçlü iken, ateşkes kararının bütün
maddeleri ABD tarafından hazırlanmış ve İsrail'e danışılmışken,
"uluslararası güç" bir ABD planı iken, insani gerekçeleri öne sürüp
bölgede asıl yapılması planlanan düzenlemeyi gizlemek, Türkiye'nin
bu düzenlemedeki rolünü hasıraltı etmek, asker gönderme konusunu
mecrasından çıkarmak, asıl tartışılması gerekenleri ertelemek
kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.
Lübnan'ın güneyinde 30 kilometrelik bir tampon bölge oluşturulacak.
Göstermelik bir Lübnan ordusu buraya yerleştirilecek. Aynı anda bir
de 15 bin kişilik yabancı güç.. Ülkesini korumak bir tarafa, Lübnan
ordusunun kendini koruyacak hali yok. Güney'deki Lübnan-Suriye
sınırı bu güçler tarafından kontrol edilecek. Hizbullah bölgeye
hapsedilecek. Lübnan'a gönderilecek gücün bunlardan da başka hiçbir
görevi yok.
Yolları, köprüleri tamir edecekseniz edin. Ekonomik yardım
yapacaksanız yapın. Harabeye dönen köyleri imar edecekseniz edin.
Ama "biz gideceğiz, ama Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına
karışmayacağız" diyerek ne kendinizi ne de bizi kandırın! Konuyu
sorgulayanları da boş laflarla suçlamayın sakın! Bu ülkenin
hassasiyetlerini başka güçlerin bölgesel heveslerine kurban etmenin
adı ne zamandan beri "çıkar" oldu?
Biz, bugüne kadar bölgede olanların hemen hepsini doğru öngördük,
maalesef bütün endişelerimiz gerçek oldu. Türkiye, asker gönderirse
ve gücü yeterse bu silahsızlandırmada rolünü oynayacak, bu kesin!
Çünkü görev tanımı Türkiye'nin dışında yapılıyor. Tanımı yapanlar,
Hizbullah'ı terörist örgüt görüyor ve hesaplarını bu gücün
silahsızlandırılması üzerine kuruyor. Açık konuşalım: Türkiye'nin
Lübnan'da ABD ve İsrail'in çıkarlarını korumaktan başka hiçbir
misyonu olmayacak!..
Çok daha yaygın ve yıkıcı!
İsrail saldırıları bütün şiddetiyle devam ederken, İngiltere
üzerinden İsrail'e füze taşımak için hava koridoru kurulurken, ABD
gemileri İsrail'e askeri mühimmat taşırken, İncirlik'ten nakledilen
konteynerları durdurduk mu? Kaç yıldır İskenderun Körfezi'nden
Irak'a sevkıyat yapılıyor, durdurduk mu? Ama biz, Hizbullah'ın
silahsızlandırılmasına ateşkesten önce başladık.
Silahsızlandırdığımız aslında Hizbullah değil, Güney Lübnan'da
harabeye dönen evlerini savunan insanlardı. ABD ve İsrail'in
baskılarıyla sınırlarımızı sıkı kontrol altına aldık. Askeri
mühimmat diye insani yardımları bile engelledik.
Hal böyle iken, ABD basını, İsrail kaynakları hâlâ Türkiye'den
Hizbullah'a silah sevkıyatı yapıldı iddiasında bulunabiliyor.
Türkiye üzerinden Suriye'ye ve oradan da Hizbullah'a kamyonlarla
"seyyar füze bataryası ve bu bataryalara ait parçalar"ın
gönderildiğini idtdia edebiliyor.
Oysa aynı tarihlerde Türkiye, ABD baskılarıyla İran kargo uçakların
indirip arıyor, bazılarını ise geri gönderiyordu. Türkiye ve Irak,
Suriye'ye gidecek İran uçaklarına hava sahasını kapatıyordu. Mesela;
15 Temmuz'da, savaşın başlamasından üç gün sonra, ABD istihbaratı
harekete geçiyor, 19 Temmuz'da Mahrabat Havaalanı uydudan kontrol
altına alınıyor, 20 Temmuz'da Şam'a gitmek üzere havalanan Ilyushin
Il-76 tipi kargo uçağına ABD'nin baskısıyla Türkiye hava sahasını
kapatıyor ve Tahran'a geri gönderiyordu. 22 Temmuz'da ise iki İran
uçağı Türkiye'de indirilip aranıyordu. Oysa İran, Türk uçak ve
helikopterlerine kendi topraklarında PKK'ya karşı askeri
operasyonlar için hava sahasını açıyor, Türk askerine Van ve
Hakkâri'den Urumiye'ye geçiş izni veriyordu.
Yani Türkiye, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına daha savaş
sırasında başladı. ABD ve İsrail istihbaratının her talebini yerine
getirdi. İncirlik'ten İsrail'e yardım için kalkan ABD uçaklarına
izin verilmemesi hikayesine inanan yok herhalde…
Ateşkesin her an bozulacağı beklentisi ortadayken, Lübnan'daki
gruplar arasında gerilim tırmanırken, ABD ve İsrail'in bir sonraki
adımının savaşı bölgesel düzeye çıkarmak olduğu biliniyorken, ABD
savaş gemileri Lübnan sularına ilerliyorken, İsrail nükleer
denizaltı filosunu güçlendiriyorken ve "olası acil durum için"
taktik nükleer silahları hazırlıyorken, öncekinden çok daha yaygın
ve yıkıcı bir savaşın ön hazırlıkları yapılıyorken binlerce askeri o
bölgeye gönderip de krizlerin dışında tutmanın mümkün olacağını kim
söyleyebilir?
Asker gönderme kararının ateşkes kararından hatta savaştan önce
verildiği ortada. Kararı hazırlayanlar, Güvenlik Konseyi'ne
sunanlar, "uluslararası güç" planlamasını yapanlar Türk askerinin
bölgeye gönderilmesini de karara bağladılar. Son birkaç aydır
Türkiye ile ABD arasındaki görüşmelere dikkat edelim. Pazarlık
İsrail saldırılarından önce başladı. Bütün görüşmelerde bölgeye Türk
askeri gönderilmesi vardı. Saldırılar devam ederken de pazarlıklar
sürdü. Türk askerinin oraya gönderilmesi, İsrail saldırıları kadar
ABD planlamasına dayanıyor. "Irak'a gitmedik bari Lübnan'a gidelim"
hevesi, ABD'ye yaranma isteği ve İran'ın bölgesel etkisini kırma
misyonundan başka hiçbir gerekçe yok burada. Bu da bizi, beklenen
bölgesel savaşın açıktan tarafı haline getiriyor.
İbrahim Karagül 25 Ağustos 2006
Yeni Şafak
ikaragul@yenisafak.com.tr |
|
|
|
|
İktibaslar |
|
Linkler |
|
"EY MÜSLÜMANLAR! İslam'ın meselelerini saklamayın, tahrif edip de
değiştirmeyin. İslam'ın düşmanlarına yaranmak, yağ çekmek veya talep ve
arzularını yerine getirmek, makam ve mevki elde etmeyi, mevcut makam ve
maaşı elden kaçırmamayı göz önüne getirerek, taviz verir müsamaha
gösterirseniz davayı kaybedersiniz!" |
|
"Allah davasını savunanlar hep hakkı tebliğ etmişler, tağutu savunanlar
ise hakkı tebliğ edenlere hep işkence edegelmişlerdir!" |
|
Ey bu vatan
gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri
hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl
efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz?
Yok, yok! Sefihâne taklit edenler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak
onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i’dam
ediyorsunuz.
Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe, hamiyet dâvâsında
yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibâınız, milliyetinize karşı
bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır.» (Saidi Nursî, Lem’alar sh: 120) |
|