|
Laiklik
ve Hıristiyanlık
Hep söylüyorum, yazıyorum, ama kime ne anlatabilirsin..
1789 Fransız Devrimi, Tanrı'ya ya da dine karşı değil, kiliseye karşı
yapıldı.. Ayaklanan halk, kilisenin, Tanrı tarafından Sezar'a
verilen haklara el koyduğu, dolayısı ile şeriatın sınırlarının
aşıldığını ileri sürüyordu. Tanrı “Sezar'ın hakkı Sezar'a, Tanrı'nın
hakkı Tanrı'ya” demişti. Oysa kilise, Sezar'a ait olması gereken
servete, silaha ve iktidara el koymuştu..
-Sezar ve Tanrı
arasındaki ilişkinin sınırlarını kim düzenliyor?
-İncil!
-Bugünkü İncil
Hıristiyanlara göre kimin sözü?
-Hz. İsa'nın!
-Bugünkü Hıristiyanlar
Hz. İsa'yı ne olarak görüyor?
-Tanrı!
-Demek ki, laik sistemin
kurucusu kim?
-Hıristiyanlık!
Yani laiklik Hıristiyan
şeriatındaki bir hüküm..
Laikliğin objesi “din ve devlet”
değil. “Kilise ve devlet.”
Aslında Sezar da
Tanrı'ya aittir ve Tanrı kilise ile Sezar arasında
böyle bir iş bölümü yapmıştır.. Kral (Sezar) bu dünyada
silahı ile kiliseyi koruyacak, kilise de öbür dünyada,
bu dünyada kendisini silahı ile koruyan kralı koruyacaktır..
Sonuçta kralın iktidarının
meşruiyeti ya da birey olarak krallığı haketmesi ancak vaftizlenip
kiliseye adanması ve kilisenin onu takdis etmesi ile mümkündür.
Bizim saflar, tüm dünyanın
laik olduğunu sanır. Fransa bile tam laik değildir. Mesela
Strasbourg laiklik sisteminin dışındadır. Daha doğrusu o
bölge tamamen.
Kilisenin kendine ait okulları,
hastaneleri, merkezleri vardır.. Fransız tipi laiklikte bile,
kilise ve devlet tümü ile ayrılmamış, bir iş
bölümü, mütareke ve çatışmama ilkesi esasına dayalı bir anlayış
geliştirilmiştir.
Laiklik bir din değildir..
Hıristiyanlığın emridir..
Laik olduğunu sananlar, ya
da laikçilik yapanlar aslında Hıristiyan şeriatına
uyduklarının farkında değillerdir.
Geçenlerde Fransa
eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard D’Estaing bombayı
patlattı! "Laik değerlerimizin kaynağı Hıristiyanlık" dedi..
Şimdi sen gel bunu Sezer'e
anlat. Gel ADD'ye, İlhan Selçuk'a, ÇYDD'ye
anlat. Baykal'a anlat bakalım..
Bilmemek bir sorun, ama
bilmediğini bilmemek daha büyük bir sorun. Hele bir de hem bilmiyor,
hem de bilir gibi yapıp bir yanlışı başkalarına dayatmaya
kalkıyorsanız!
İşte bizim başımıza gelen de
bu. Üstelik öğrenmek de istemiyorlar...
Bunlar cumhuriyetin,
şeriatın bile anlamını bilmezler. Sübhaneke'nin
manasını sorsan bilmezler, ama büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bir
toplumu yönetme iddiasındadırlar..
Fransa eski Cumhurbaşkanı
Valery Giscard D’Estaing, Newsweek dergisinde yayınlanan
söyleşisinde “Avrupalı olmayan” Türkiye’nin AB’ye
girmesi halinde birliğin “en yoksul ve en kalabalık” üyesi
olacağını öne sürmüş. ANKA’nın haberine göre Giscard
daha sonra şunları söylemiş: “... Avrupa’nın kimliğinde
Hıristiyan unsuru önemli. Bizim laik değerler de, Hıristiyan
değerlerinden geliyor, çünkü hümanizmin Hıristiyan kökleri var.”
Şimdi gelin de siz Sezer’e,
Baykal’a, emekli paşalara “İmam papaz değildir, cami
kilise değildir. Bizim dini hayatımızda, geleneğimizde İncil'de ya
da Fransız Devrimi'nde ifadesini bulan laikliğin öncülleri, kurumsal
ve kavramsal altyapısı yoktur” deyin.. Bunların çoğu, mer’i
yasalara göre “Hilafetin mana ve mefhum olarak Millet
Meclisi'nin şahsı manevisinde mündemiç olduğunu” bile bilmezler.
Hadi bunları bir anlatın anlatabiliyorsanız.. Bizantizmi,
teokrasiyi sorun bakalım. Resmi ideolojiyi
mutlaklaştırarak dinleştirip topluma dayatmanın nasıl bir şey
olduğunu sorun. Devletin nasıl olup da Diyanet'i
kontrol ettiğini, imam yetiştirdiğini, zorunlu din
dersi dayattığını, dini vakıfları ele geçirdiğini sorun.
Hani “din devlet ayrı” idi! “Hacı-hoca” demeyi bile
yasaklayan bir zihniyetin hangi hukuki dayanakla imamları devlet
memuru yaptığını sorun bakalım..
Neymiş efendim?
Laiklik, Hıristiyan
kültürünün ürünü
imiş!
Kim diyor?
Bizimkilerin “Valeri abi”si,
hani şu Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı canım..
ABDURRAHMAN DİLİPAK 26 Mart 2007 Vakit |