| |
Kurban kesene
ceza... Taksim’de kusana rıza!
Kartel gazetelerinde, yine o "bildik" manşetler, artık
kanıksadığımız yine o "bildik" fotoğraflar...
Ya "duygularımız kaşarlandı", ya da "vicdanımız nasırlaştı" ki; ne
yalan söyleyeyim, eskisi kadar "tepki" göstermez oldum
yazdıklarına!.. "Hiç umursamadım" desem, daha doğru olur!.. Kim
bilir, belki de iyice alıştık böyle "manşetlere!" Hani, "muhteşem
görüntüler" şeklinde bir başlık atsalar var ya; belki de fena halde
"rahatsız" olacağım!..
Öyle ya; "görmeye alıştığınız" bir şeyi göremeyince, siz olsanız
"rahatsızlık" duymaz mısınız!.. Ben de o hâle geldim işte!..
"Alıştığım başlıkları" göremezsem, herhalde bunalıma girerdim!..
Bereket ki;
"Kin"lerini "din" hâline getiren kartel medyası, "kurbana saldırma
geleneği"ni bütün hız ve hışmıyla sürdürüyor da, rahatlıyorum!..
Ne dersiniz;
Yoksa, ben de bir "mazoşist" mi oldum?..
"Saldırılardan hoşlanmaya" başladığıma göre, herhalde "mazoşist"
oldum!..
Ama, hayır!..
"Saldırılar"dan değil de, galiba "vatandaşın karteli umursamaz
tavrı" rahatlatıyor beni!..
"Kartelin saldırıları"ndan etkilenip de, "kurban kesmeyi
azaltsalar"dı, herhalde perişan olurdum!..
Fakat, "tam tersi" oluyor!..
"Kartelin saldırıları" arttıkça, "kurban kesenlerin sayısı" da
artıyor!..
Belki de ilk defa bu yıl, "kurbanlık satıcıları"nın yüzü gülmüş!..
Daha Bayram'a 2 gün kala, "kurbanlık"lar tükenmiş ve "çadır"ların
önüne "bitti" levhaları asılmış!..
Hani; "it ürür, kervan yürür" diye bir söz var ya; bu da öyle bir
şey!..
Kartel gazeteleri saldırıyor,
Kurban kesenler çoğalıyor!..
Demek oluyor ki;
Kartelin yazdıkları, milletin bir kulağından girip, ötekinden
çıkıyor!..
Yani "kervan" yürüyor!..
Dedim ya; işte bu durum, beni rahatlatıyor!..
Hani, düşünmüyor değilim;
"Kartel medyası kurbana hep saldırsa da, kurban kesenlerin sayısı
daha da çoğalsa!"
"BENZİN VARDI DA, BİZ Mİ İÇTİK!"
Yazılanları görmüş olmalısınız:
"Yine o vahşet görüntüleri!.. Uyarılara aldıran olmadı!.. Ceza
tehdidine kimse kulak asmadı!.. Cadde ve sokaklar kan gölüne
döndü!.. Hayvanlar, çocukların gözleri önünde kesildi!"
Bunları okuyunca güldüm... Evet, güldüm!..
Bir, "akılsızlık" ve "mantıksızlık"larına güldüm!.. İki, "gözlerinin
körlüğü"ne güldüm!.. Üç, verdikleri "manşet"le, "haber muhtevasının
uyumsuzluğu"na güldüm!..
"Ulan köftehorlar" dedim, kendi kendime;
9. Senfonici Demirel'in; "Benzin vardı da, biz mi içtik?" demesi
gibi, "kesim alanı" vardı da, vatandaş keyif olsun diye mi "müsait
bulduğu yerde" kesti kurbanını?..
"Yer" gösterin, orada kessinler!..
Zaten, kendiniz de "itiraf" ediyorsunuz;
"Kesimhaneler yetersiz kaldı!.. Belediyelerin kesim yerleri önünde
uzun kuyruklar oluştu!.. Vatandaşlar, uzun süre beklemekten ve kesim
ücretlerinin yüksekliğinden şikâyet etti!"
Hem bu "itirafı" yapacaksınız, hem de "yine o görüntüler" diye
başlık atacaksınız!..
Ya mantığınız "dumura" uğramış,
Ya da aklınız "hurdaya" çıkmış!..
"Akıl" var, "mantık" var;
"Kesimhaneler yetersiz" ve de "kesim ücretleri yüksek" ise, ne
yapacaktı vatandaş?.. Elbette, "uygun bir yer" bulup, oracıkta ifa
edecekti ibadetini!..
Vatandaşın yaptığı da bu!..
Ya siz ne yapıyorsunuz?.. Bunları bile bile, utanmadan yine o
"bildik manşetleri" atıyorsunuz!..
Atın, atın!.. Hoşuma gidiyor!..
Sayenizde, "kurban kesenler"in sayısı yıldan yıla artıyor!..
Ben de acayip "mutlu" oluyorum!..
Bu başlıklar; "terapi" gibi geliyor bana!..
BARDAKOĞLU'NDAN ÇARPICI TESBİTLER
"Yer" dedim de, aklıma geldi... Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali
Bardakoğlu'nun, önceki gün Mekke'de yaptığı "tesbit"ler son derece
"çarpıcı" geldi bana...
Gazeteler, "bildik görüntüler"(!)den hareketle "bildik soru"yu
sormuşlar sayın Bardakoğlu'na: "Türkiye'deki kurban kesim
manzaralarını nasıl değerlendiriyorsunuz?"
O da şu cevabı vermiş:
"İstanbul gibi yerlerde, büyük şehirlerde kurban kesim yerlerini
yeterince yaptıramadık.
Diyanet olarak bizim bunu yapmamız mümkün değil. Biz bu konuda
belediyelerle, mülkî idareyle işbirliği içinde projeler yaptık.
Yılda bir defa kullanılacağı için bu yerlerin ekonomik bir değeri
olmuyor.
Onun için belediyeler dahil, bu konuya yatırım yapmak
istemiyorlar!..
Avrupa'da olduğu gibi 'mezbahada kesilsin' denilebilir. Ancak
İstanbul'da 12 milyon insandan 2 milyonu kurban kesse, 2 milyon
kurbanın kesileceği yer bulmak gerekiyor.
Yer bulamadığınız vakit iki şey var: Ya arzu etmediğimiz
görüntülerle kesilmesi ya da hiç kesilmemesi.
Hiç kesilmemesini sağlayamazsınız. Avrupa'da bile yasaklar konuyor.
Ama, insanlar; kilometrelerce öteye gidiyor ya da evde küvette
kesiyor. Bu görüntülere bakarak, 'Bak işte kurban ibadeti nasıl
hayvan haklarına aykırı, Müslümanlar bir türlü medenileşemedi'
şeklinde bir tartışmanın ve ithamın kaynağı malzemesi yapmak yerine,
bütün yetkililer, 'bunun en iyi şekilde yapılması için nasıl
imkanlar üretiriz'i tartışılmalıdır.
Bir dini ibadet o dinin kaynağında varsa, dindar onu yapmak
istiyorsa, modern toplumların görevi ona imkan hazırlamaktır. Sadece
suçlamak 'niye kesiyorsun bu devirde kurbanı' tartışması açmak
yerine... O görüntüleri 'bak kurban ibadeti nasıl hayvan haklarına
aykırıdır' söyleminin malzemesi yapmak yerine, biz nasıl yaparız da
hangi çabayı gösteririz de kurbanı kesmek isteyen insanlara daha
sağlıklıklı, daha güzel şartlar, imkanlar üretebiliriz çabasının
basamağı yapmak gerekir."
SEN DE GİT, AHIRDA TEPİN!
Nasıl; son derece "mantıklı sözler" değil mi?..
Ya "yer" bulacaksın, ya da sesini keseceksin!..
Haa, şöyle diyen "ruhsuz"lar çıkabilir:
"Artık modern şehirlerde yaşıyoruz!..
Köylerine gitsinler, kurbanlarını orada kessinler!"
Hay hay!..
Ben köyüme gider ve "kurban"ımı orada keserim!..
Ama, sana da derim ki; "sen de git, ahırda tepin!"
Öyle ya;
İstanbul, Ankara, İzmir veya diğer şehirlerdeki "meydan"lar, "senin
babanın tapulu malı" değil ki!..
Oralara dökülen "asfalt"ın, oraya dikilen "çiçek ve ağaç"ların,
orada yanan "elektrik"lerin, oralarda atılan "havaî fişek"lerin
parası; sadece senin cebinden değil, benim cebimden de çıkıyor!..
Sen, meselâ "Taksim Meydanı"na gideceksin, "dans ve eğlence" adı
altında sabahlara kadar tepinip, "kusuncaya kadar" içecek, etrafa
"kusmuk" saçacaksın, ama ben "sokak, cadde ve meydan"larda kurban
kesemeyeceğim!..
Sen Sertab Erener'le birlikte "şarkı"lar söyleyecek, "10. Yıl
Marşı"nı höykürüp coşacaksın, ben ise "kurban kesim yeri" aramaktan
bitap düşeceğim!..
Yok öyle yağma!..
Nerde bu yoğurdun bolluğu?..
Tepineceksen, sen de git "ahır"da tepin!..
KURBANA YER YOK, EĞLENCEYE VAR!
İşte Diyanet İşleri Başkanı açıkça söylüyor:
"Kurban kesim yerleri için belediyelerle, mülkî idareyle işbirliği
içinde projeler yaptık!.. Ama, yılda bir kullanılacağı için, bu
yerlerin ekonomik değeri olmuyor!.. Onun için, belediyeler dahil, bu
konuya yatırım yapmak istemiyorlar!"
Buyrun, çıkın işin içinden!..
Belediyeler "kurban kesim yeri için yatırım yapmak istemiyor", ama
maşallahları var; "yılbaşı eğlencelerini finanse etmek"ten de hiç
geri kalmıyorlar!..
Alın işte;
"Yeniyıl kutlamaları" kapsamında 30 Aralık gecesi "Taksim
Meydanı"nda Sertab Erener tarafından verilen konseri, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi ile bir "cips firması" organize ve finanse
etmiş!..
Gece boyunca "havaî fişek" ve "lazer" gösterileri yapılmış!..
Nerede olmuş bunlar?..
"Nüfusunun yüzde 99'u Müslüman" olan Türkiye'nin, "mütedeyyin
belediye başkanı Kadir Topbaş" tarafından yönetilen İstanbul'unun
Taksim Meydanı'nda!..
İşte orada; bir "Hıristiyan geleneği" olan "yılbaşı kutlaması"
yapılıyor!..
"Saz"lar çalıyor, "kız"lar oynuyor!..
Uzun lâfın kısası;
Sabaha kadar, "vur patlasın, çal oynasın" bir gece yaşanıyor
Taksim'de!..
Evet; "dans"a, "şarkı"ya, "lazer" ve "havaî fişek" gösterilerine hem
"yer" var, hem de "para!"
"Müslümanın keseceği kurban" için ise;
"Yer" de yok, "yatırım" da!..
Evet, "yer" yok!.. Ama, "ceza" var!..
KURBANA CEZA, KUSMUĞA RIZA!
Öyle olmuş... "Gösterilen yerde kurban kesmediler" diye, bazı
vatandaşlara 54'er YTL "ceza" kesilmiş!..
Şahsen ben, çok merak ediyorum;
Taksim Meydanı'nda "tepinen"ler, acaba "kusmuk"larını uygun yerlere
mi bocaladılar!?!
Çünkü efendim;
"Kurban kesenlere ceza" verildiğini duydum da, "Taksim'de kusanlara
eza" edildiğini hiç duymadım!..
İşin en acı ve garip tarafı;
O "kusmuk"ları temizleyen "çöpçü"lerin paraları da bizim cebimizden
çıkıyor, iyi mi?!?
Ama bize "kurban kesim yeri" yok!..
Var olanı da yeterli değil!..
Gelin görün ki;
"Meydanlar kan gölü" diye böğürenler, Taksim Meydanı'nda öğürüp
öğürüp kusanların "kusmuk"larından hiç de rahatsız olmuyor!..
Eee, "zevk" meselesi!.. Kimisi "kurban kanı"ndan hoşlanır, kimi de
"yılbaşı kusmuğu"ndan!..
Pardon, "kan" dedim de, aklıma geliverdi!..
"Kurban'la aynı gün"e denk geldiği için olsa gerek, "yılbaşı
eğlenceleri"nde de "kan" akmış iyi mi!..
"Taksim'deki tepinmeler" esnasında, üniversite öğrencisi Adem Doğan
adlı genç, "başına isabet eden kurşun"la ağır şekilde yaralanmış!..
Ne acı ki, “beyin ölümü” de gerçekleşmiş... Bu arada, yine
“kutlamalar”(!) esnasında “5 kişi daha ölmüş”, iyi mi?!?
DOST ACI SÖYLER, AMA DOĞRU SÖYLER!
Biliyorum, daldan dala atladım... Ama, buna mecburdum... Çünkü,
"ayrıntı"ları vermeseydim; "kime, ne demek istediğim"
anlaşılmazdı!..
Umarım, "mesaj"lar adreslerine ulaşmıştır!..
Ne yapalım; bizim, "lazer"lere ve "havaî fişek"lere verecek paramız,
"Taksim" gibi bir meydanımız yok ki, oralardan verelim mesajımızı!..
Bir "köşe"miz var, buradan sesleniyoruz işte!..
Duyan olursa, ne âlâ!..
Duymayanlara; "davul-zurna" çalsan, nafile!..
Yalnız, bir "dost" olarak, "acı" da olsa söylemek ve "uyarmak"
zorundayım;
"Yılbaşıcılara kutlama, kurbancılara şutlama" çelişkisi; birçok
"hassas" insanı, fena halde incitiyor!..
Haa, bana göre hava hoş!..
Öyle ya, "seçim"lere girecek olan ben değilim!..
Hem sonra; "kartel" saldırdıkça "kurban kesenler"in sayısı artıyor
ya, keyfime diyecek yok!..
Gerisini "kusmukçular" düşünsün!..
Bir de, onlara "imkân" hazırlayanlar!..
"Sürç-i lisan" ettikse, affola!..
“Kapıcı”dan al haberi!
Eskiden, "Çocuktan al haberi" diye bir söz vardı... Şimdi, çocuklar
"demode" oldu!.. Yeni moda, "kapıcılar"dan haber almak!..
Efendim, herhangi bir devlet kademesine "bürokrat ataması" yapılmak
istendiğinde; malûm, onun "kararname"si Köşk'e gönderiliyor... Sezer
de, bu atamayı ya onaylıyor, ya da geri çeviriyor!..
Peki, "Sezer'in kriteri" ne?.. Yani, atamalarda "hangi ölçüleri"
kullanıyor?.. Sayın Başbakan'ın açıklamasından anlıyoruz ki;
"bürokratın evi"ne birileri gidip, "apartman kapıcısı"na
soruyorlarmış:
"Bu zatın eşi başörtülü müdür, açık mı?.. Evlerine kimler girer,
kimler çıkar?"
"Kapıcının verdiği rapor" doğrultusunda da, atama yapılıyor veya
geri çevriliyormuş!..
Şimdi öğrendiniz mi, "Sezer'in kriterleri"ni?..
Sezer geldi, kural değişti!..
Artık "çocuktan al haberi" dönemi bitti!.. Eğer "haber" almak
istiyorsanız, doooğru "kapıcı"lara gideceksiniz!..
Haa, "Türkiye nereye gidiyor" diye soracak olursanız, lütfen
"kapıcılara" müracaat edin!.. "Ben" bilmem, "kapıcı" bilir!..
“Bürokratların kapıcılardan sorulduğu” bir ülkeyiz vesselâm!
HASAN KARAKAYA 3 Ocak 2007 Vakit |
|