|
Kur’ân ve Atatürk
Diyanet İşleri Başkanı,
“Camide Atatürk’ü anlatmak bizim din ve dindarlık anlayışımıza
aykırı değil” demeye devam ededursun.
Bu yaklaşımın neticesi olarak,
millî günlere rastlayan Cuma hutbelerinde, hattâ kandil
gecelerinde minber ve kürsülerde okutturulan hutbe ve dua
metinlerinde metazori Atatürk’e dua ettirme dayatması
süregitsin.
Ve herhangi bir camide
“kazara” Atatürk adı zikredilmeyince, medyanın jurnalci
refleksleri harekete geçirilerek ya manşetten ya da özel olarak
bu işlere tahsisli çalışan köşelerden bu “cürüm”ü işleyen
hocaları ihbar mekanizması amansız şekilde işletilegelsin...
Atatürk’ün dine bakışıyla
ilgili olarak öteden beri bilinen, ama maksatlı olarak gizlenip
örtbas edilen ve dahası tam tersi bir imaj meydana getirmek için
aksi yönde propagandalar yapılan bilgileri teyid eder nitelikte
yeni yeni belgeler ortaya çıkıyor.
Bunların en tazesi, 1932-33
yıllarında ülkesini Ankara’da temsil eden ABD Büyükelçisi
Charles H. Sherrill’in, Atatürk’le din konusunda yaptığı özel
sohbetle ilgili izlenimlerini yazıp Washington'a gönderdiği
rapor.
Musevî yazar Rıfat N. Bali’nin
tercüme edip Toplumsal Tarih dergisinde yayınladığı raporun tam
metni 6.9.06 tarihli Radikal gazetesinden iktibasen, ertesi gün
Yeni Asya’da çıktı.
Bu görüşmede Büyükelçiye
“ruhban sınıfı” olarak nitelediği; şeyhülislâmı, medreseleri,
şer’î mahkemeleri, kadıları ve dervişleri içeren yapıyı lağvetme
kararını açıklayan M. Kemal, Türkçe Kur’ân ısrarını “Türk halkı
uzun zamandan beri ezberden okuduğu bazı Arapça duaların gerçek
mânâsını anladığı zaman tiksinecek” iddiasına dayandırıyor.
Ve iman gözlüğüyle okunduğunda
diğer sûre ve âyetler gibi birçok hikmetli mânâ, mesaj ve
şifreler içerdiği görülecek olan Tebbet Sûresini bu iddiasına
örnek gösteriyor.
Büyükelçi ise Atatürk’ün
Türkçe Kur’ân’ı teşvikteki bu ısrarlı tavrını “Kur’ân’ı Türkler
arasında gözden düşürme” niyetine bağlıyor.
Bu izlenimin, Millî Mücadele
kumandanlarından Kâzım Karabekir’in, yıllar önce Uğur Mumcu
tarafından yayınlanan hatıralarında Atatürk’ten naklettiği “Arap
oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’ân’ı
Türkçeye tercüme ettireceğim” sözüyle örtüştüğü ve onu
tamamladığı son derece açık.
Bediüzzaman da “Kur’ân’a karşı
suikast” olarak nitelediği ve “Kurân tercüme edilsin, tâ ne mal
olduğu bilinsin” sözüyle açığa vurulduğunu belirttiği “dehşetli
plan”dan söz ederken, bunu anlatıyordu. (Sözler, s. 425)
Bütün bunları üst üste
koyduğumuz zaman ortaya çıkan portre son derece açık ve net.
Halil Berktay’ın “Dindar
değildi, camide namaz kıldığına da rastlamıyoruz;” Doğu
Perinçek’in “Doğanın üstünde hiçbir varlık tanımıyordu;” Erdoğan
Aydın’ın “Ateist olduğunu düşünüyorum,” Ayşe Hür’ün “Dini
modernleşmenin en büyük engeli olarak görüyordu” sözleriyle
yaptıkları Atatürk tarifleri de (Radikal, 7.9.06) bu portreyi
tanımlıyor.
Kendisi için camilerde
metazori dua ettirilen kişi, işte bu tariflere konu olan bir
insan.
O portrenin bu dualara
ihtiyacı olur mu?
Kazım GÜLEÇYÜZ
09.09.2006 Yeni Asya
E-Posta:
irtibat@yeniasya.com.tr |